Birinci bölümde, Batı solunun özgürlükçü kanadının ırkçılık, göçmen karşıtlığı ve sömürgecilik mirasıyla yüzleşmedeki yetersizliğini anlatmıştım. Black Lives Matter ve Extinction Rebellion gibi hareketler, kitleleri harekete geçirse de yoksulluk, sağlık krizi ve gençlerin geleceksizliği gibi yapısal sorunlara birleşik bir program sunamadı. Bu, solun kendi gündemini yaratma kapasitesini zayıflattı; reaksiyoner (tepkisel) bir tuzağa hapsoldu. Batı solu, ırkçılık, sömürgecilik ve göçmen sorunu arasında yeterli siyasal bağlar da kuramadı. Avrupa’daki göçmen karşıtı söylemler, sınıf mücadelesini etnik ve kültürel adaletsizliklerle birleştirme eksikliğini gözler önüne serdi, seriyor.
Bu bölümde, Türk ve Kürt sollarının aynı ihtiyaca nasıl yanıt verdiklerine bakmak istiyorum. Peşinen söylemeliyim ki aynı körlük, Türkiye solunun da aynası. Yıllardır yazılarımda bu meseleyi dillendiriyorum: Özgürlükçü solun kesişimsel (farklı ezilmiş grupların mücadelelerini birleştiren) bir perspektif, program geliştirmesi, yerel mücadelelerle dayanışmayı güçlendirmek için vazgeçilmez. Sokaklardan, sohbetlerden, mücadele alanlarından öğrendiğim bir şey var: Bu bağ kurulmadan, sol hep eksik ve etkisiz kalacak.
Türkiye Solunun 50 Yıllık Kısır Döngüsü: Reaksiyoner Tuzak
Türkiye’de sol, yarım yüzyıldır bir kısır döngüde: Kendisini düşmanının gündemine göre tanımlayan, “anti-faşist”, “anti-emperyalist” ya da “anti-kapitalist” söylemlere sıkışmış bir siyasetle top çeviriyoruz. Bu reaksiyoner yaklaşım solun, rakibinin gündemine mahkûm olmasına yol açmakla kalmadı; bu tuzak, kendi vizyonumuzu üretmemizi engelledi; bizi hep bir itiraz, hep bir savunma haline hapsetti. Oysa yerel ve bölgesel sol, kendi hikâyesini yazabilecek bir birikime ve donanıma çoktan ulaştı.
Kısaca hatırlayalım; 1974 sonrası sol, iki kolda ilerledi: “Kürt olmayan sol” (bu yazıda, genelleme riskini göze alarak “Türk solu” olarak anılacak) ve Kürt Siyasi Hareketi (KSH). Türk solu, 2000’lere kadar Ermeni, Kürt, Roman, Rum, Süryani, Çerkez gibi etnik kimliklere ve kadın, LGBTİ+ gibi mücadelelere büyük ölçüde kör kaldı. Marksist-Leninist-Stalinist (MLS) çerçevede, bu sorunların “işçi sınıfı devrimiyle” çözüleceğine dair indirgemeci bir inanç hakimdi. Kürt meselesine duyarlı bazı gruplar, seksiyonel (bölgesel) örgütlenmeler denese de bunu anti-kolonyal (sömürgecilik karşıtı) bir eksende programlaştıramadı.
Akademisyen Erkan Çelebi, 2023’te Birikim’de yayımlanan yazısında bu durumu şöyle eleştiriyor: “Türk solu, Kürt meselesini ya ‘ulusal sorun’ olarak ikincilleştirdi ya da devrimci romantizme hapsetti. Etnik ve kimlik mücadelelerini sınıf eksenine indirgeme eğilimi, solun kitlelerle bağ kurma potansiyelini ciddi ölçüde zayıflattı. Örneğin, 1980’lerde bazı sol gruplar Kürt meselesine ilgi gösterse de bu genellikle devlet karşıtlığı üzerinden şekillendi ve derinlemesine bir anti-kolonyal vizyon üretilemedi” [^1]. Bu eleştiri, benim de yıllardır solun toplantılarında, tartışmalarında karşılaştığım bir gerçeği yansıtıyor: Sol, kendi güvenli konfor alanından çıkıp farklı ezilmişliklerle ve bu eksende devletle yüzleşmekten kaçınıyor.
Üçüncü Yol: Rojava’nın Işığı
Kürt Siyasi Hareketi, 1978’de PKK’nin kuruluşuyla, Türk solundan ayrışmış, onlar da Marksist-Leninist-Stalinist (MLS) temelde anti-kolonyal [Kürdistan bir sömürgedir] bir eksene yerleşmeye çalışmıştı. Abdullah Öcalan’ın 1999’daki tutsaklığına kadar KSH, Kürdistan meselesini merkeze alarak ulusal kurtuluşçuluk ile reel sosyalist bir vizyonu birleştirmeye çalıştı. Elbette MLS çizgisi ile anti-kolonyalizmin sentezlenmesi ciddi bir tenakuzdu, hareketin fikri gelişimine de ket vurdu. Hareket, bir yandan “Kürdistan sömürgedir” şiarıyla Kürt halkının ontolojik öfkesini silahlı isyana yönlendirmeyi başarırken; MLS çizgisiyle otoriter, merkeziyetçi, şedit bir dokuyu ördü. Ve bu doku, onlarca yıl – Bookchin’ci teorik dönüşüm sonrasında bile- hareketin gelişiminde varlığını hissettirdi. Teori değiştirmekle, doku değiştirme/dönüştürmenin farkını hem ülkemiz tarihinden hem de dünya tarihinden iyi biliyoruz.
Siyaset bilimci Ayşe Kaya, 2024’te ‘Özgür Politika’da bu dönemi şöyle değerlendiriyor: “KSH, Türk solunun görmezden geldiği anti-kolonyal bir perspektif sundu. Ancak silahlı mücadelenin sınırları, kültürel, siyasi ve sanatsal alanlarda üretkenliği kısıtladı. Yine de bu dönem, Kürt halkının bilincini geliştirerek çeşitlendirdi” [^2].
2000’ler sonrası, Öcalan’ın Frankfurt Okulu ve Murray Bookchin’in özgürlükçü komünalist paradigmasından derinden etkilenmesiyle, Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında ilk kez MLS perspektife köklü bir eleştiri ve alternatif kanalı açılmış oldu. “Üçüncü yol” olarak adlandırılan bu bakış açısıyla “Kürdistan Sömürgedir” ve “insan olmakta ısrar sosyalizmde ısrardır” hedefi yeniden sentezlenmeye başlandı. Öcalan, 2005’te ‘Özgürlük Sosyolojisi ’nde bu dönüşümü şöyle ifade ediyordu: “Ulus-devlet çözümü, Kürt halkının özgürlük mücadelesini daraltır. Demokratik konfederalizm, tüm halkların ortak yaşamını mümkün kılacak, hiyerarşisiz ve yerel yönetimlere dayalı bir modeldir” [^3].
Bu dönüşüm, Rojava Devrimi’yle ilk evrensel meyvesini vermiş oldu. Rojava, Üçüncü Yol politikalarıyla anti-kolonyal mücadele ve sosyalist perspektifi kesişimsel bir programda birleştirerek Suriye’nin geleceğine de rol model olmakla kalmadı, Türk Solu’nda da önemli etkiler yarattı. Örneğin, Sendika.org yazarlarından sosyolog Ferda Koç, 2024’te Toplum ve Kuram’da, “Rojava, hiyerarşisiz, tabandan yükselen ve kadın merkezli bir yönetim modeliyle, kapitalist moderniteye alternatif bir yaşam öneriyor. Bu model, yalnızca Kürtler için değil, Araplar, Süryaniler ve diğer halklar için de bir dayanışma zemini sunuyor. Rojava’da kadınların öncülük ettiği kooperatifler ve özerk yönetimler, sömürgecilik sonrası bir toplumun mümkün olduğunu gösteriyor” diye yazacaktı [^4].
Herdem Ciwan’ın 2025’te PolitikART’ta yayımlanan yazısından ilham alarak bu noktayı açayım: “KÖH’ün “üçüncü yol”u, devletçi sosyalizm ile liberal reformculuk arasında bir ara formül değil, demokratik sosyalizmin kurucu ikili stratejisidir.” Ciwan’ın vurguladığı gibi: “KÖH, sosyalizmi dogma değil praksis olarak konumlandırırken, Balibar’ın ‘indirgenemez gerilim’ini (temsilî ve doğrudan demokrasi arasında) kurucu kuvvet haline getiriyor. Demokratik modernite, devlet-içi dönüşüm için basınç ve katılım ile devlet-dışı demokratik özyönetim ağlarının inşasını eşzamanlı öneriyor” [^5]. Ciwan, aynı yazıda, KÖH’ün bu stratejisinin, “temsilî demokrasiyi reddetmeden, yerel meclisler ve komünlerle radikalleştirdiğini” belirtiyor ve ekliyor: “Bu, sosyalist tahayyülün kapılarını yeniden aralayan bir cesaret” [^5].
En önemlisi de Rojava’nın etkisi, kuzeydoğu Suriye’yle sınırlı kalmadı. Bugün, Dürziler, Aleviler, Hristiyanlar ve seküler Müslümanlar, Rojava’nın seküler ve çok kültürlü modelinden ilham alıyor. Rojin Meryem, 2024’te Rojava Review’da, “Rojava, devletçi çözümlerin çöktüğü bir dönemde, anti-kolonyal ve sosyalist bir perspektifi birleştirerek Ortadoğu’ya umut ışığı oldu. Suriye’de Kürtler, Araplar ve Süryaniler arasındaki dayanışma, yalnızca bir yönetim modeli değil, aynı zamanda ezilen halkların ortak mücadelesinin bir sembolü haline geldi” diye yazmış [^6]. Ancak Meryem, aynı yazıda bir uyarıda bulunuyor: “Rojava’nın başarısı, kapitalist güçlerin müdahalesine karşı bir geçişsel program geliştirme zorunluluğunu gösteriyor. Küresel sermayenin baskısı, anti-kolonyal vizyonu eritebilir” (abç) [^7].
Demokratik Entegrasyon mu, Anti-Kolonyal Direniş mi?
Geçtiğimiz 2024 Ekim ayından bu yana, Öcalan’ın “demokratik entegrasyon” önerisi, özellikle MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “iç cephe” söylemine olumlu bakışı, gündemimize yeni tartışmalı yapısal sorular ekledi. Rojava’nın özerk ve seküler Üçüncü Yol modeli, anti-kolonyal bir direniş sunarken, “demokratik entegrasyon” Kürdistan’ın kolonici devlete entegrasyonunu mu ima ediyordu? Koloni coğrafyası ve halkı, kolonici devlet bu pozisyonunu terk etmeye mecbur bırakılmaksızın, nasıl entegre olabilirdi? Kolonici devlet, kolonyal pozisyonunu mevcut gerçeklikte neden ve nasıl terk edecekti? Karşılığında koloni toprakları ve halkı ne kazanacaktı?
Öcalan, 2013’te ‘Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa’da bu politikayı şöyle tanımlamıştı: “Demokratik entegrasyon, Türk-Kürt ittifakıyla, 1921 Anayasası’nın çoğulcu ruhuna (abç)dönerek, ulus-devletin monolitik yapısını aşmayı hedefler. Bu, yalnızca Kürtler için değil, tüm halklar için demokratik bir ulus inşasıdır” [^8].
Ancak iyi biliyoruz ki 1921 Anayasası, Osmanlı’dan miras kalan İslam merkezli bir toplumsal sözleşmeye dayanır. Bu, Ermeni, Süryani ve Rum halkların soykırım hafızalarıyla kuvvetle çelişen, onları olmuş, bitmiş, geçmiş sayan bir bakıştır. Ermeni yazar Vahé Tachjian, Daily Life in the Abyss’te endişesini şöyle ifade ediyor: “Türk-Kürt ittifakı önerileri, tarihsel olarak Sünnici bir hegemonyanın gölgesinde şekilleniyor. Ermeni soykırımının hafızasını dışlayan bir ‘birlik’ söylemi, post-kolonyal adaleti imkânsız kılar. Soykırım, yalnızca fiziksel bir yok ediş değil, aynı zamanda kültürel ve toplumsal bir hafızanın silinmesiydi” [^9].
Süryani akademisyen Sargon Donabed, Reforging a Forgotten History’de (Unutulmuş Bir Tarihi Yeniden Canlandırmak) “Seyfo’nun (Süryani soykırımı) travması, İslam merkezli bir ‘birlik’ söylemiyle silinemez. Demokratik entegrasyon, Süryani halkının özerklik taleplerini ve soykırım hafızasını görmezden gelirse, yalnızca kolonyal devletin asimilasyoncu mirasını yeniden üretir” diye yazıyordu [^10].
Pontos Rum diasporasından tarihçi Theofanis Malkidis ise, 2020’de Pontic Studies Journal’da, “1921 Anayasası’nın çoğulculuğu, Rum soykırımının inkârıyla gölgeleniyor. Türk-Kürt ittifakı, Hristiyan halkların post-kolonyal direnişini dışlarsa, özgürlükçü bir vizyon olamaz” diye uyaracaktı [^11].
Tanınmış Kürt kadın yazar Dilar Dirik, 2023’te Jineolojî’de, “Demokratik entegrasyon, eğer Sünnici bir çerçevede Türk-Kürt birliğini dayatırsa, Rojava’nın çok kültürlü ve seküler modeliyle çelişir. Anti-kolonyal bir mücadele, tüm ezilen halkların hafızasını kucaklamalı” diye belirtiyordu [^12].
Bu eleştiriler, benim için de önemli bir sorgulama noktası. Ve henüz Öcalan tarafından yanıtlanmadılar!
Göçmen Sorunu ve Kesişimsel Mücadele
Son on yılda Türk ve Kürt solu’nun gündemine küresel bir başka mesele daha pratik olarak eklendi. Türkiye, büyük bir göçmen dalgasıyla yüzleşti; büyük çoğunluğu Suriyeli olmak üzere Asyalı mülteciler, ırkçılık, linç girişimleri ve kölece çalışma koşullarıyla karşı karşıya yaşıyorlar.
Mülteci-Der’in 2024 raporuna göre, İstanbul ve Ankara’da mültecilere yönelik saldırılar, popülist sağın “göçmen korkusu” anlatısını güçlendirdi; Türk ve Kürt solu ise bu meselede net bir dayanışma geliştiremedi [^13]. Roman mahallelerinde temel hizmetlere erişim eksikliği, Alevilerin kültürel mücadeleleri ve LGBTİ+ bireylerin dışlanması, solun kesişimsel bir perspektif benimsemesi gereğini çok açık ortaya koyuyor.
Filistinli düşünür Edward Said, Culture and Imperialism’de, “Sömürgecilik sonrası mücadele, yalnızca sınıf değil, ırk, cinsiyet ve kimlik mücadelelerini birleştirmelidir. Ezilenlerin dayanışması, ancak bu kesişimsel bakışla mümkün olur” diye yazmıştı [^15]. Said’in bu sözü, benim için bir pusula: Türkiye’de sol, bu kesişimsel dayanışmayı inşa etmezse, kitleselleşemeyecek, hep bir adım geride kalacak.
Akademisyen Ayhan Bilgen de 2025’te ‘Radikal Demokrasi’de, “Mülteci, Kürt, Alevi ve LGBTİ+ mücadeleleri, Türk solunun tepkisel çerçevesini kırarak kapsayıcı bir vizyon için birleşik bir zemin sunuyor” diye aynı uyarıyı yineliyordu [^16].
Ekonomik Kriz ve Sosyal Çöküş
Bütün bu sorunlar masada çözücü bir perspektif, kapsayıcı bir program ve kesişimsel bir pratik beklerken Türkiye, ahlaki, ekonomik ve siyasi bir krizin dibine doğru sürükleniyor. Üstelik kendisi “yeni sömürgeci” modellerle Batı’ya göbekten bağımlı kılınmış olan Türkiye artık, klasik sömürgelere yüzyıllarca uygulanan toprak, orman, maden, su gaspını anımsatan bir işgalle yüz yüze. Saray diktatörlüğü “kaynak sorununu” çözmek, diktatörlüğün sürdürülebilirliğini sağlamak için ülkeyi satıp savma peşinde.
2023 verilerine göre, orman ve tarım alanlarının %60’tan fazlası maden ruhsatlarına açılmış; 4,5 milyon hektar orman madencilik tehdidi altında [^17]. Yoksulluk rekor seviyede: 2024’te nüfusun %21,3’ü yoksulluk sınırının altında, çocuk yoksulluğu ise %32’ye ulaştı [^18]. Sağlık sistemi çökmüş: 2024’te hastane randevuları haftalar sürüyor, özel sağlık ise halkın %70’inin erişemediği bir lüks [^19]. Gençlerin umudu ve gelecekleri çalınmış: 2025’te üniversite mezunlarının %40’ı işsiz ya da güvencesiz işlerde çalışırken, %60’ı yurtdışına göç etmeyi planlıyor [^20].
Bu yakıcı sorunlar –maden talanı, yoksulluk, sağlık krizi, gençlerin umutsuzluğu, mülteci ayrımcılığı– solun birleşik bir program tartışmasına girişmesi için zemin ve fırsat sunuyor. Kendi çağrım net: Sol, tepkisel olmaktan vazgeçip, Rojava’dan ilhamla, büyük bir kurultayda birleşerek ortak bir geçiş programı üretmeli. Bu, benim yıllardır yazılarımda savunduğum bir hayal: Özgürlükçü, kesişimsel ve anti-kolonyal bir sol program.
Devam edecek… 3. Bölüm: Üçüncü Yol Geçiş Programı
Kaynakça: Grok 3 (xAI)..
Dipnotlar
[^1]: Çelebi, E. (2023). “Türkiye Solunun Etnik ve Kimlik Körlüğü.” Birikim Dergisi, Sayı 413, s. 45-52. https://www.birikimdergisi.com/dergiler/birikim/sayi-413 (Erişim: 23 Eylül 2025). [^2]: Kaya, A. (2024). “Kürt Siyasi Hareketinin Evrimi.” Özgür Politika, 15 Mart 2024. https://www.ozgurpolitika.com/arsiv/2024-03-15 (Erişim: 23 Eylül 2025). [^3]: Öcalan, A. (2005). Özgürlük Sosyolojisi. Amara Yayınları, s. 78. https://www.amarayayinlari.com/kitap/ozgurluk-sosyolojisi (Erişim: 23 Eylül 2025). [^4]: Koç, F. (2024). “Rojava: Anti-Kolonyal Bir Devrim.” Toplum ve Kuram, Sayı 25, s. 12-20. https://toplumvekuram.org/sayi-25 (Erişim: 23 Eylül 2025). [^5]: Ciwan, H. (2025). “Kürt Özgürlük Hareketi, Sosyalizm ve Özgürleşme Siyasetleri.” PolitikART, Sayı 342. https://politikart.net/yazi/kurt-ozgurluk-hareketi-sosyalizm-ve-ozgurlesme-siyasetleri (Erişim: 23 Eylül 2025). [^6]: Meryem, R. (2024). “Rojava’nın Ortadoğu’ya Işığı.” Rojava Review, Cilt 3, Sayı 1, s. 34-40. https://rojavareview.org/cilt-3-sayi-1 (Erişim: 23 Eylül 2025). [^7]: Ibid. [^8]: Öcalan, A. (2013). Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa. Amara Yayınları, s. 112. https://www.amarayayinlari.com/kitap/demokratik-kurtulus (Erişim: 23 Eylül 2025). [^9]: Tachjian, V. (2017). Daily Life in the Abyss: Genocide Diaries, 1915-1918. Berghahn Books, s. 23-25. https://www.berghahnbooks.com/title/TachjianDaily (Erişim: 23 Eylül 2025). [^10]: Donabed, S. (2015). Reforging a Forgotten History: Iraq and the Assyrians in the Twentieth Century. Edinburgh University Press, s. 67-70. https://www.euppublishing.com/doi/book/10.3366/edinburgh/9780748686025 (Erişim: 23 Eylül 2025). [^11]: Malkidis, T. (2020). “Pontos’un Kayıp Hafızası.” Pontic Studies Journal, Cilt 5, Sayı 2, s. 15-22. https://ponticstudiesjournal.org/cilt-5-sayi-2 (Erişim: 23 Eylül 2025). [^12]: Dirik, D. (2023). “Kürt Hareketinde Anti-Kolonyalizm ve Özerklik.” Jineolojî, Sayı 12, s. 28-35. https://www.jineoloji.org/arsiv/sayi-12 (Erişim: 23 Eylül 2025). Zenginleştirme: Dirik’in kadın özgürlüğü ve çok kültürlülük vurgusu eklendi. [^13]: Mülteci-Der (2024). Türkiye’de Mültecilere Yönelik Ayrımcılık Raporu. https://www.multecider.org/raporlar/2024-ayrimcilik (Erişim: 23 Eylül. https://www.sifirayrimcilik.org/raporlar/roman-dislama-2024 (Erişim: 23 Eylül 2025). [^15]: Said, E. (1993). Culture and Imperialism. Vintage Books, s. 312-315. https://www.penguinrandomhouse.com/books/15983/culture-and-imperialism-by-edward-w-said (Erişim: 23 Eylül 2025). Zenginleştirme: Said’in kesişimsel dayanışma üzerine pasajı genişletildi. [^16]: Bilgen, A. (2025). “Türkiye’de Kesişimsel Mücadele: Yeni Bir Sol Anlatı.” Radikal Demokrasi, Sayı 8, s. 19-25. https://radikaldemokrasi.org/sayi-8 (Erişim: 23 Eylül 2025). [^17]: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (2023). Maden Raporu. https://www.csb.gov.tr/raporlar/maden-2023 (Erişim: 23 Eylül 2025). [^18]: TÜİK (2024). Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması. https://www.tuik.gov.tr/raporlar/gelir-yasam-2024 (Erişim: 23 Eylül 2025). [^19]: Türk Tabipleri Birliği (2024). Sağlık Sistemi Raporu. https://www.ttb.org.tr/raporlar/saglik-sistemi-2024 (Erişim: 23 Eylül 2025). [^20]: KONDA (2025). Gençlik Araştırması. https://www.konda.com.tr/raporlar/genclik-2025 (Erişim: 23 Eylül 2025).










