2011 Van Depremi’nden önce bir TÜİK tablosu okumuştum. Orada Van’ın “Yıllık cinayet sayısı” bölümünde kocaman bir ‘9’ yazıyordu. Türkiye’nin en az cinayet işlenen ili Van’dı… Van Emniyet Müdürlüğü Cinayet Şube’si, can sıkıntısından büroda tavla oynadığı zamanlar! Kavganın bile bir adabı olan Van’dan beklenen bir rakamdı bu.
Ama gelin görün ki, son 10 yılda, hele o Covid dönemi geçtikten sonra tablo bambaşka bir hâl aldı. 2023 TÜİK verileri diyor ki: Van artık en çok cinayet işlenen ilk 20 il arasında. Bu olumsuz değişim, 2011’de yaşanan büyük deprem felaketinden bağlantısız değil. Gölcük’te de görmüştük, Yalova’da da: Deprem, sadece binaları değil, toplumsal barışı da yıkıyor. Sadece duvarları değil, insanın sabrını, tahammülünü, yaşam duygusunu da kırıyor.
Ama elbette bütün hikâye bu değil. Van’a uygulanan ekonomik ambargo… Covid izolasyonu… İnsanların birbirine dokunamadığı o tuhaf dönem! Birileri “aşiretçilik hortladı” diyor. Birileri “ekonomi bozdu” diyor. Birileri Van’ın siyasi ve demografik yapısını bozmaya çalışıyor. Hepsi doğru… Ama ben başka bir şeyi merak ediyorum: Bize ne oldu? Kavga ettikten kol kola girerek çay içmeye giden insanlardık… Kahvede oturup “az önce birbirimize giriştiğimiz kavganın” mizahını yapan insanlardık… Bir kavga gördüğünde “araya girmemek” ayıp sayılan insanlardık… Sorunu iki yumruk iki tekmeyle çözüp, “tamam, yeter” diyerek dağılan insanlardık…
Bizim kısasımız buydu. Ölümlü değil, onurlu bir kavganın insanlarıydık. Annelerimizin “Lawê min, bi zarokên xelkê re şer nakê” (Oğlum kavga etme) tembihi, kavgalarımızı ayıran babaların “biçîne malê, biçîne malê“ (Hadi yürü eve) bakışı vardı. Benim çocukluğum bu şekilde, böyle insanlarla geçti. Peki şimdi? Barış yapmayan gelen 70 yaşındaki anneye 20 mermi sıkar hale nasıl geldik? Küçücük çocuklara kurşun sıkar hale nasıl geldik? 20 yaşındaki Rojin, bu şehirde öldürüldü, yani Van’da.
Yüreğimizi sızlatan bu cinayeti işleyenler hâlâ bizim aramızda dolaşıyor. Van’da silaha ulaşmak kolay oldu. Hatta fazla kolay oldu. Geçtiğimiz gün intihar eden 15 yaşındaki çocuk, o silahı nereden buluyor? Bunları sorgulamamız gerekiyor. Bir de o mafyatik diziler var… Her akşam ekranlardan, elinde silahıyla racon kesen karakterler… Şiddeti kahramanlık hikâyesi diye önümüze koyan senaryolar… Bunlar da tuz biber oldu. Mazbut Van şehrimizi, amiyane tabirle Teksas’a çevirdiler.
Artık hiçbirimizin ailemizle beraber, güvenle sokağa çıkamadığı bir kent oldu burası. Depremin, yoksulluğun, pandeminin, mafya dizilerinin, silahın… Hepsinin yükü ve sorumluluğu omuzumuzdadır. Ve belki de artık işe tam buradan başlamamız gerekiyor; yapacağımız ise çok basit. Özümüze döneceğiz. Üzerimize yapılan planları, aklımızla, yüreğimizle boşa çıkaracağız. Her şey insanın kendisinde başlıyor. Gelin, bugünden itibaren kendimizden başlayalım.
Güzel bir geleceği ancak böyle inşa edebiliriz. Biz bunu yapmadıkça, kimse gelip bizim sorunumuzu çözmez. Durup birilerinden çözüm bekleyen değil, çözüm üreten bir toplum olursak, sorunlarımızı büyük oranda çözmüş oluruz. Tepki göstereceğiz, itiraz edeceğiz, araya gireceğiz, yapmayın diyeceğiz. Toplumun barışını bozan kim olursa olsun, o zihniyeti içimizden söküp atacağız.
Birilerinin yaşamlarımız üzerinde yazı tura oynamasına izin vermeyeceğiz. Yazı turayı biz atacağız: Doğruyu mu seçeceğiz, yanlışı mı?
Tercih bizim.








