:
İncir çekirdeğini doldurmaz söz ve hareketlerle uğraştırıp duruyorlar yurttaşları. Resmi adı siyaset oluyor bunun. Oysa ki devlet, iktidar ve egemen düzen devasa bir çekiç gibi iniyor kafamızın üstüne. Gel de bu ortamda gül, eğlen, neşelen…Mümkün mü?
Biz galiba gereksiz yere çok fazla siyasetle ilgileniyoruz. Belki günlük hayatta o kadar çok yok ama eski ya da yeni medyada, kamuoyu denilen evrende herkes neredeyse sadece ve sürekli olarak Erdoğan, Bahçeli, Öcalan, Özel…işte AKP, MHP, CHP’den söz ediyor. Doğru mu sence bu tespitim?
Doğru bence. Ama ilgilendiğimiz ya da ilgilenmemiz istenen, üstümüze boca edilen aslında siyaset değil.
Ne peki?
Devlet, iktidar, egemen düzen demek lazım medyanın yurttaşa pompaladığı kütleye. Çünkü dikkat et, hem medyada hem de genel olarak kamuoyunda siyaset, halihazırda iktidar tarafından, egemenler tarafından sınırları çizilmiş bir alanda gündeme getiriliyor. Belki sosyal medyada bu kısıtlamayı uygulamak güç olduğu için orada sınırlar biraz daha geniş. Ama o tür sitelerin içeriğini okuyanlar, o tür podcastleri izleyen ve dinleyen yurttaş sayısı da çok büyük değil. Marjinal kalıyor.
Galiba haklısın. CHP’ye de bir ambargo var sanki.
CHP, kadim devletin , devletin DNA’sının sınır ve ilkelerini aşmadıkça sorun yok. Ama son zamanlarda Özel yönetimi klasik Kemalist CHP’nin ötesinde görüşler geliştiriyor, tutumlar benimsiyor, eylemler gerçekleştiriyor.
Ne o yoksa sende mi CHP’den umut bekler oldun?
Ben 70 yılı aşkın süredir Türkiye yurttaşıyım. Bu nedenle hiç bir partiden, hiç bir mecradan, kurum ya da kişiden umut beklemiyorum. Ama bugün sende bir sosyal-demokrat sırıtma gözledim. Ha?
Gözlemin doğru. Ben biliyorsun aslında son derece demokrat bir insanımdır. E bir de oldukça geniş bir çevrem var. Eş-dost arkadaş tanıdık dünyasında çok sosyal bir kişiyimdir. Dolayısıyla sonuç olaraktan sosyal-demokrat diyebilirsin bana!
Senin bu sosyal-demokrat tanımını Marx bile düşünememişti vakti zamanında. Ama hoşuma gitti. Hem demokrat hem de sosyal bir kişi olunca haliyle sosyal-demokrat oluyorsun değil mi?
Bak yine ne yaptın ettin işin içine Marx’ı karıştırdın. Marx’ın zamanında CHP mi vardı?
Yoktu tabi. CHP’de de zaten hiç bir zaman Marx olmadı. Burada bırakalım istersen bu konuyu. Ama ilk baştaki tespitine geri dönecek olursak, bu kadar fazla, senin deyiminle, siyasetle meşgul olunca insanlar, hayatın keyfini çıkaramıyor. Gezmek-tozmak, eğlenmek, öylesine boş boş oturmak gibi neşeli işler yapamıyor.
Bu söylediklerini yapabilmek için para lazım ama. Milletin cebi delik…
Bence esas olarak cebi delik olduğu için değil hevesi olmadığı için, içinden gelmediği için insanlar neşelenecek işlere girmeye üşeniyor, ihmal ediyor. Parasız da yapılabilecek bir sürü gırgır şamata şeyler var. Genel bir karamsarlık, genel bir umutsuzluk aslında mutsuzluk çökmüş insanların üzerine. Sabah metroda, otobüste, vapurda, metrobüste dikkat ettin mi kimsenin yüzü gülmez, asık suratlıdır insanların çoğu. İyi uyuyamamış, doğru dürüst kahvaltı edememiş hatta duş almamış insanlar sanki.
Avrupa’da böyle değilmiş diyorlar. Sen oralarda yaşadın. Doğru mu?
Doğru, sayayım sana Paris’te, Marsilya’da, Londra’da, Boston’da, Köln’de, Selanik’de sabah işe giden insanlarda bizdeki gibi huzursuz hatta gergin bir siluet pek gördüğümü hatırlamıyorum. Öyle herkes şen şakrak, şarkı söyleyip dans ederek gitmiyor işine ama bizdeki karanlık cemallere rastlamadım ben.
Sebebi ne sence?
Bir tek nedeni yok herhalde. Ama Batı kentlerinde hayat düzeyi bizdekinden daha yüksek. Demokrasi daha çok işliyor. Gelir dağılımı çok dengesiz değil. Bir de oradaki insanlar sabah akşam Cumhurbaşkanı, muhalefet lideri, terörist, casus, kayyım, gasp, gözaltı, beka, milli birlik ve beraberlik gibi sözcükleri duymuyor, telaffuz etmiyor. Sinema, tiyatro, roman, şiir, opera, resim sergisi, müze gibi kavramlar onların daha fazla gündeminde.
Bu söylediklerinden sonra ben de umutsuzluğa kapılmaya başladım. Hatta demokrat ve sosyal kişiliğim de incindi.
(SON/RD)











