Hürriyet Kaytar: ‘Teori Doğru, Zemin Yanlış’; Entegrasyon Çözüm Değil, Kontrollü Çözülmedir

Yazarlar

Fiilen sorulan ama yüksek sesle telaffuz edilmeyen bir soru var. Çünkü herkes cevabını biliyor: Demokratik olmayan zeminlerde “demokratik entegrasyon” diye sunulan şey, çoğu zaman bir çözüm değil; kontrollü bir çözülme sürecidir.

Türkiye ve Rojava’da yaşananlar biçimsel olarak farklı görünse de aynı stratejiye bağlıdır: Kürt meselesini çözmeden, Kürt siyasetini etkisizleştirmek.

Son dönemde siyasal dolaşımda sihirli bir sözcük var: entegrasyon. Neredeyse bütün sorunları çözecek rasyonel bir anahtar gibi sunuluyor. Çatışmayı bitirecek, devleti dönüştürecek, normalleşmeyi sağlayacak… Kavram ne kadar iyimser bir dille dolaşıma sokuluyorsa, o kadar itici bir hâl alıyor.
Bugün Kürt siyasetine biçilen rol net: Silah konuşmasın ama siyaset de fazla konuşmasın. Talepler “makul” olsun, hafıza rahatsız etmesin, itiraz zamanlamaya uysun.

Rojava’da da benzer bir yanılsama üretiliyor. “Entegrasyon” kelimesi, sanki demokratik bir uzlaşmayı ifade ediyormuş gibi sunuluyor. Oysa sahadaki tablo son derece açık: Şam dönüşmek istemiyor, Türkiye Rojava modelinin yaşamasını istemiyor, uluslararası güçler ise kendi çıkarlarının dışında bir şey aramıyor.

Bugün entegrasyon tam da böyle işliyor. İyimser bir kavram olarak dolaşıma sokulan ama gerçek bir dönüşüm üretmeyen her iyimserlik, Adorno’nun deyimiyle bir “yanlış uzlaşma” yaratır. Entegrasyon, devleti dönüştüren bir süreç olmaktan çok, devleti olduğu gibi koruyarak bizi dönüştürmenin aracı hâline geliyor. Çünkü entegrasyon süreçlerinde dönüştürülmesi beklenen taraf hiçbir zaman devlet olmaz. Devlet değişmez, hukuk kendini sınırlamaz, iktidar hesap vermez.

Akıl, eleştirel bir güç olmaktan çıkarılıp düzenin devamına hizmet eden bir araca dönüştüğünde en tehlikeli hâlini alır. Entegrasyon söylemi de böyledir: Son derece makul, rasyonel ve barışçıl görünür; ama tam da bu görünüm altında tahakkümü yeniden üretir.

Bu tablo bugün en çıplak hâliyle Rojava’da karşımıza çıkıyor. Şam’la entegrasyon söylemi, sanki eşitler arası bir müzakere zemini varmış gibi dolaşıma sokuluyor. Oysa Rojava’nın karşısındaki devlet, çoğulculuğu kurucu ilke olarak tanıyan bir yapı değil,merkeziyetçi, güvenlikçi ve tekçi bir siyasal geleneğin devamıdır. Bu gerçek ortadayken, Rojava için entegrasyon basit bir idari uyum meselesi değildir. Bu, doğrudan doğruya kazanımların kaderi meselesidir.

Yerel özerklik hangi anayasal güvenceye dayanacak? Kadın özgürlüğü ve komünal yapı devlet hukukunda nasıl bir statüye sahip olacak? Çok kimlikli siyasal düzen hangi mekanizmalarla korunacak? Bu sorular yanıtsızdır. Silahla yıkılamayan irade, bu kez “normalleşme”, “uyum” ve “yönetsel akıl” diliyle aşındırılmak isteniyor.

Kürt toplumunun geniş kesimlerinin entegrasyona ikna olmamasının nedeni ideolojik bir inat değil, tarihsel hafızadır. Entegrasyon söylemi bu hafızaya çarpıyor ve orada dağılıyor.Rojava açısından entegrasyon tam da böyle bir işleve sahiptir: Siyasal deneyim tanınır gibi yapılır, fakat dönüştürücü içeriği sistemli biçimde boşaltılır.

Geriye yönetilebilir, denetlenebilir, politik iddiası törpülenmiş bir yapı kalır. Asıl tehlike, entegrasyonun bir teslimiyet olarak değil, “akılcı siyaset” olarak sunulmasıdır. “Başka seçenek yok” söylemi siyaseti düşünme ve alternatif üretme alanı olmaktan çıkarır; zorunlu uyum fikrine indirger.

Oysa Rojava deneyimi, Ortadoğu’da nadir görülen bir siyasal imkân yarattı. Kusursuz olduğu için değil; devleti dönüştürmeden de toplumun kendini yönetebileceğini fiilen gösterdiği için kıymetlidir. Entegrasyon söylemi ise bu imkânı, devleti dönüştürmeden devlete eklemlenme noktasına sıkıştırıyor.


Son olarak altını çizmek gerekiyor: Entegrasyon teorik olarak yanlış bir fikir değildir. Demokratik bir zeminde, yetki paylaşımı ve siyasal eşitlikle birleştiğinde dönüştürücü olabilir. Ama demokratik olmayan bir zeminde entegrasyon devleti dönüştürmez. Entegre olanı dönüştürür.

İlginizi Çekebilir

Bedran Çiya Kurd: Halep’teki vahşetten HTŞ’yi destekleyen güçler de sorumludur
Sevdi Aycıl: Arîn’den Kader’e; Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek

Öne Çıkanlar