Ronî Riha: İyi Kürt–Kötü Kürt Yoktur; Hedefte Kürt Varlığı Var

Yazarlar

Defalarca tarih bize şunu kanıtladı: Kürdistan’ın herhangi bir parçasında, herhangi bir işgalci güç tarafından herhangi bir Kürt yapısına, varlığına yönelik saldırı, hiçbir zaman yalnızca yerel ve sınırlı bir saldırı olmamıştır. Saldırı altındaki Kürt tarafının inancı ya da ideolojisi, aşireti biz Kürtler için bir tartışma konusu olabilir; ancak saldırganlar açısından bu ayrıntıdan ibarettir. Hedef her zaman Kürtlüktür, hedef Kürdistan’dır.

Bizler Koçgirî’den Zîlan’a, Dersim’den Mahabad’a, Halebçede’den Şengal’e kadar yaşananlardan yeterince ders çıkaramadık. Buna karşılık Kürdistan işgalcileri, anti-Kürtlük ve anti- Kürdistan üzerine derslerine çok iyi çalıştılar. “İyi Kürt–kötü Kürt”, “Alevi Kürt–Sünni Kürt, Êzidî-Kürt” gibi söylemlerle böl ve yönet politikasını sistemli biçimde uyguladılar. Amaçları hem Kürtleri birbirine düşürmek hem de karşılarında oluşabilecek ortak Kürt cephesini zayıflatmaktı. Ne yazık ki bunda da büyük ölçüde başarılı oldular.

Aynı oyunlar bugün de sahneleniyor: “Şu kişi neden bunu dinlemiyor?”, “Şu kişi teröristtir”, “Bu kişi saygındır” gibi tartışmalar durmadan körükleniyor. Ankara’dan ve Şam’dan bu aralar bu tuhaf senaryolar devreye sokuluyor. İstedikleri sonuç tam olarak elde edilemeyince Arapça ve Türkçe aynı ulumalar yükseliyor. Seslerin yankısı farklı olsa da ton ve içerik aynıdır.

Madem gerçeklik budur, o hâlde bugün Kürtler için birlik olma zamanıdır. Çünkü hedefte KDP’li, YNK’li ya da PKK’li Kürt ayrımı yoktur. Kürdistan’ın şu ya da bu parçasında olmanın da bir önemi yoktur. Birilerinin “ilkel milliyetçi” ilan ettiği de, başkalarının “sosyalist” dediği de aynı hedef tahtasındadır. Halep’e yönelik saldırı bunu bir kez daha açık biçimde kanıtladı. Kameraya kaydederek 7 yaşındaki Şêxmexsûdlu Kürt çocuğunun yüzüne yumruk atan cihatçı için yüzünü yumrukladığı çocuğun ismi, inancı önemli değildi. Kimliği önemliydi, o yumruk Kürdün kimliğine vuruluyordu.   

Peki, herhangi bir Arap ülkesinden bu saldırı ve katliama karşı ciddi bir itiraz ya da güçlü bir ses yükseldi mi? Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün ve vesaire… 

Türkiye ise saldırının hem planlayıcısı hem de fiilî operasyon ortağıydı. Sürekli tehditler savurarak, “Eğer Şam isterse Halep’e girmeye hazırız” şeklinde açıklamalar yaptı. Türkiye Savunma Bakanı’nın sözleri, fiilen şu anlama geliyordu: “Siz Kürtleri rahatça katledin; gücünüz yetmezse biz de ordumuzla gelip bu katliama resmî olarak ortak oluruz.” Aynı zamanda uluslararası koalisyona da şu mesaj veriliyordu: “Rojava yönetimi Halep’e müdahale ederse, biz de müdahale ederiz.”

Bütün Kürtlerin ve dünyanın gözü önünde, Türkiye’nin açık desteğiyle Kürtlerin en direngen evlatları, IŞİD artığı olan HTŞ ve SMO güçlerine katlettirildi.  İki devlet birleşip iki Kürt mahallesine saldırdılar ve işbirliği içerisinde katliam gerçekleştirdiler.

Bir anne düşünün: Evladı gözlerinin önünde katlediliyor. İşte bu acı, bugün bütün Kürtlere yaşatılmıştır… 

Madem gerçeklik ve tablo budur, o hâlde “bir daha asla” diyerek birbirimize sarılmalı ve direnen bütün Kürt evlatlarına kendi öz evladımız gibi sahip çıkmalıyız. Eğer evlatlarımızın yanlışları varsa, bunları nefretle değil sevgiyle düzeltmeliyiz. Kürdistan işgalcileri “doğru Kürt–yanlış Kürt” ayrımı yapmıyorsa, biz de kılıçların Kürtlerin boynuna dayandığı bir yerde iç tartışmaları bir kenara bırakmalı; katliam kılıçlarına karşı kenetlenmeli ve Kürdün kalkanı olmalıyız.

Ancak Kürtlerin zamanı, enerjisi ve evlatları da hayalci fantezilere heba edilmemelidir. Kürt kadınlarının, çocuklarının ve erkeklerinin bir daha katliamlarla yüzleşmemesi için; Halep’te katledilen Ziyad ve onun gibi nice can için birlik ve beraberlik üzerine yemin etmemiz gerekir.

Kürdün kıblegâhı Ankara, Tahran, Şam ya da Bağdat değil; Mahabad, Kobanê, Hewlêr ve Amed olmalıdır.

 

İlginizi Çekebilir

Bill ve Hillary Clinton, Epstein soruşturmasında Kongre’de ifade vermeye gitmeyecek
Tanrıkulu: Halep’te insanlığa karşı işlenen suçlara sessiz kalamazsınız; onay veremezsiniz

Öne Çıkanlar