Ne oldu da Suriye de her şey adeta tersine döndü? Ya da Kürtlere dönük saldırılar bu kadar arttı? Elbette bunun tarihsel ve güncel nedenleri var.
Tarihsel plan: Bölgesel güçler Arap Kemeri Planı’ndan vazgeçmiş değildir.
Kemer politikasının özü şuydu: “Kürt tehdidini” ortadan kaldırmak ve Kürtlerin yaşadığı alanı Araplaştırmak. Özellikle Türkiye sınırı boyunca yaşayan Kürtleri bölgeden çıkarıp yerlerine Arapları yerleştirme yoluyla bölgenin demografik yapısını değiştirmek…
Bu tarihsel sosyolojik yönelim bölge güçleri kadar irili ufaklı yapıların da dağarcığında hala dip diri!
Hadisenin tarihsel arka planı budur.
***
Güncel planı ise, Kürtlerin bölgede yarattığı ya da yaratabileceği sosyo-kültürel değişim ve etkidir. Arap kemer politikasının aksine, Kürtlerin; demokratik birliktelik ve buna uygun sosyal yapılarla tarih sahnesine çıkma olasılığıdır. Bu bağlamda Kürtler tüm samimiyetlerine ve anti cihadist yapılarına rağmen ABD ve bölge güçleri açısından stratejik ittifak değildir.
Kürtler böyle ele alınmıyor. Seküler yapısı ve anti cihadist tutumu emperyal güçleri etkilemiştir o kadar. İlgi ve destekleri vardır. Olmuştur. Ancak bu cihadist tehdidin bloke edilmesiyle sınırlıdır. Cihadist tehdit ortadan kalktıkça ya da zayıfladıkça Kürtlere olan ilgi de azalacaktır. Ötesi yoktur.
Kürtler Ortadoğu denkleminde düşündüğümüzün aksine küresel güçler açısından Suriye’de belki önemli bir güçtür. Ancak Ortadoğu düzleminde önemli tayin edici bir dinamik değildir.
Buna karşın İsrail temel güçtür. Bu gücü ABD’ye angaje konumundan geliyor. Türkiye ise, Avrupa kültürü ve sosyal değerlerinin doğuya taşınmasında önemli bir kapı olarak görülüyor. Pentagon’un geliştirdiği güvenlik doktrinlerine bakarsanız bunu görürsünüz.
***
Sonuç olarak ABD bölgede sorun çözme arayışında değildir. Askeri ve ekonomik çıkarlarını önceleyen bir yol izliyor.
Bunun içinde iki şeye ihtiyaç duymaktadır: Birincisi, Totaliter yapıları budayarak küçültmektir. İkincisi, radikal İslam’ın (cihadistler) tasfiyesi üzerinden yarattığı liberal İslami güçlerle Ortadoğu’da etkin olmaktır. Çünkü liberal İslami yapılar Ortadoğu’yu kontrole almada kültürel ve inançsal “back raund”u olan kolaylaştırıcı bir unsurdur.
Bu bağlamda HTŞ, ABD açısından Kürtlerden daha önemli bir konumda olduğu gibi daha kolaylaştırıcıdır. İsrail-HTŞ ilişkisi de bu planın bir parçasıdır. Siyasal İslam’ın İsrail ile uzlaşır hale getirilmesi, aynı zamanda İslami yapıların ABD’ye entegrasyonunu kolaylaştıran bir unsurdur.
***
Meseleye de buradan bakmak gerekir.
Bu bağlamda ABD daha esnek daha özerk bölgeler arzuluyor, istiyor gibi olsa da İngiltere daha merkezci, daha üniter yapılar istiyor. Bu bağlamda İngiltere daha baskın gibidir.
-İsrail-HTŞ ilişkisinin özü de üniteliktir. Üniter Suriye’dir.
Kürtlerin örgüt, hareket refleksinden ulus-devlet refleksine geçiş yapamaması; daha doğrusu ulus-devlet olmayışı uluslararası ilişkiler bakımından en büyük dezavantajı gibidir. Uluslararası alanda örgütler, hareketler değil, daha çok ulus- devletler rol oynuyor; önemseniyor.
Kürtlerin, İran rejiminin olası çözülmesiyle parçalar arası birlik ve yakınlaşma olasılığının artması, bölgesel ve küresel güçlerin ortak kaygısına dönüşmüştür.
Peki “her şey bitti” mi?
Bitmedi…
/Kaynak: munzurpress.com/









