:
Okumak istediğin eski yeni o kadar çok kitap var ki, hepsini okuyamayacağına göre, ince, akıllı, yararlı bir eleme yapmak lazım. Sadece konu değil yazar da bir yerde okurun tercihini belirliyor.

Hocam geçen haftaki yazıyı okuyunca gördüm. Ben sana ‘’Bu aralar hangi kitapları okuyorsun?’’ diye sormuşum, sen Petralona Mağarasını anlatmışısın. Kitaplar sorusunu bir daha sorsam…
Memnuniyetle. Biliyorsun emekliler, sürgündekiler ve hapistekiler çok kitap okur. Çünkü boş zaman var. Az sayıda insanla birlikte olabiliyorsun. Bu açığı kitaplarla telafi edebilirsin. Bu arada kadınlar da genelde iyi okurdur. Yayınevlerindeki editörler, düzeltmenler ve son okumacıları saymıyorum. Okumak, onların işi zaten. Ben emeklilik-sürgün-hapis üçlemesini yaşadığım için zamanı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyorum.Benim evde salonda, yatak ve oturma odasında hatta mutfakta kitaplar var. Kitap kurtları sırıtır 20. ila 50. sayfaların arasında.
O niye?
Bir kere ben eşzamanlı olarak 4-5 kitap okumaya çalışıyorum. Bir kitaba başlayınca artık okur olarak benim okumaya devam etmek ya da kitabı bırakmak tercihimi ben değil yazar belirliyor.
Nasıl yani?
Yazar, ilk 20 hadi bilemedin ilk 50 sayfada kendini kabul ettiremezse, hem içerik hem de biçim olarak, ben o kitabı bırakırım.
Neden?
E çünkü okumam gereken başka bir sürü kitap var. Cazip olmayan bende heyecan ya da merak uyandırmayan kitapla vakit kaybetmeyeyim, yeni bir kitaba geçeyim diye.
Hocam ben hâlâ başlık bekliyorum.
Bu ara elimden düşüremediğim kitap ‘’Sultan II. Abdülhamid’in Sürgün Günleri – Hususi Doktoru Atıf Hüseyin Bey’in Hatıratı (1908-1918)’’. Bitirmek üzereyim. Abdülhamid’i şimdiye kadar resmi ideoloji perspektifiyle yazılmış dolayısıyla övgü dolu eserlerden biraz tanımıştık. İstibdat rejimine muhaliflerin yazılarını da az çok biliyoruz. Kitap aslında ‘’Hatırat’’ değil doktorun günlüğü. 10 yıl boyunca hem Selanik’de hem de Beylerbeyi Sarayında Abdülhamid’i neredeyse her gün ziyaret etmiş, muayene etmiş onunla muhabbet etmiş bir doktorun aktardıkları. Bu kitapla ilgili bir tanıtım yazısı kaleme alacağım. Şimdilik şunu diyeyim: 33 yıl boyunca koca İmparatorluğu yönetmiş Padişah gerçekten çok sıradan gerici bir adammış. Emekli kahvesindeki amcaların fikirleri düzeyinde görüş belirtiyor. Kadınlar, Yahudiler, Ermeniler hakkında ettiği sözler çok rahatsız edici. Yazınca okursun ayrıntıları.
Başka hangi kitapları okuyorsun?
İlter Türkmen hakkında yazılmış ‘’Diplomasi Ustalığından Kanaat Önderliğine’’ başlıklı kitabı okudum. Füsun Türkmen ve Selim Kuneralp imzalı bir kitap. İlki İlter beyİn eşi, ikincisi de maiyetinde çalışmış bir diplomat. Dolayısıyla kitap bir biyografiden çok methiye olmuş. Latince ya da Fransızcada ‘’Hagiographie’’ denir, azizleri, dini liderleri, şehit ve kahramanları öven eserler. Oysa ki kitap iyi tasarlanmış, bir kaç uzman ve diplomatın katkılarını da içeriyor.
Beğenmedin anlaşılan…
Eleştirel perspektifi olmayan bir çalışma. Niye beğeneyim ki? Bak bir de Ali Yalman’ın ‘’Amcam Ahmed Emin’’ başlıklı kitabını okudum. A.E.Yalman zaten velut bir yazar, bir gazeteci. Yeğeni yeni bir şey getirmiyor.
Seni memnun edecek kitap yok mu?
Olmaz mı? Bak mesela Tuncay Birkan derlemiş, Sabiha Sertel’in gazetelerde çıkan yazılarını ‘’Görüyoruz Duyuyoruz’’ başlığı altında toplamış. Zaman zaman açıp okuyorum. Takıldığım yanlar var tabi ama o yazıları tarihi konumuna oturtup okumak lazım.
Başka ne var?
Fransızca iki kitap hoşuma gitti. Biri Türkiye’ye uyarlanıp tercüme edilse daha doğrusu adapte edilse iyi olur: Arnaud Mercier’nin ‘’Haber Tahrifatı ve Manipülasyonunun Kelimeleri’’. Bir sözlük gibi, bugün medyada ‘’Fake News’’ dediğimiz yalan haberler, ‘’Misinformation’’ dediğimiz haber saklama, eksik haber konusunda sık kullanılan sözcük, deyim ve somut örnekleri açıklıyor.
Fransızca öteki kitabın başlığı ne ? Ne anlatıyor?
Jean-Marie Gourio’nun ‘’Kafelerin Aşk Sözlüğü’’. Gourio eskiden her yıl Fransa kafelerinde tezgahta edilen gırgır, saçma, ilginç muhabbetleri toplayıp yayınlardı. Şimdi de kafelerde en çok gündeme gelen söz, adet ve uygulamaları yine bir sözlük gibi toplamış. Kafe, Fransa toplumsal hayatının kiliseden ya da okuldan daha büyük, daha önemli, daha sevimli, daha cazip mecrasıdır. Yarın da sağolsun Osman Gürhan, Istanbul’dan sipariş ettiğim yeni kitapları getirecek. Kitaplardan söz etmeyi seviyorum. İstersen yine konuşuruz.
İsterim tabi. Ben de böylece bahsettiğin kitaplardan haberdar oluyorum.
Haberdar olmak yetmez. Sözünü ettiğim kitapları ya da senin seçip beğendiğin kitapları okuman iyi olur. Gelir burada anlatırsın olur mu?
Öhö öhö…
N’oldu boğazına bir şey mi takıldı? Dur bir bardak su getireyim.
(SON/RD)















