Ali Engin Yurtsever: Ulusal Birlik mi Kürtlerin Birliği mi? -2

Yazarlar

                     Bir “ulusal birlik veya bir halkın birliği” sadece temsilcilerin isteğiyle gerçekleşmez. Aynı zamanda tabanda da karşılığı olmalı ve bu karşılık güçlü bir şekilde ifade edilmelidir. Bu her iki koşulun olmazsa olmazı; tarihsel gerçekliğin de buna uygun olmasıdır. Yani sadece halk/ulus veya temsilcilerin talebi değil aynı zamanda kendi dışlarında gerçekleşen olayların da bu talebe uygun bir yol izlemesi gerekir.

               Orta Doğu’da bir domino taş serisinin devrilmesi gibi birbiri ardınca gelişen olaylar Hamas’ın İsrail’e saldırısıyla başlayıp ardından Lübnan ve Suriye’deki bilinen süreçlerle devam etti. Şimdilik Irak ve İran’ın kapısına dayandı ve o kapı açıldı. Hava saldırılarıyla başlayan savaş sonuca kadar gidecek gibi görünüyor. Suriye’de Esad yönetiminin devrilmesi ve yerine DAİŞ’in benzeri olan HTS ve görünürdeki lideri Colani’nin gelmesiyle birlikte başlayan süreç Kobani’nin kuşatılmasıyla devam ediyor. Geniş bir alanda süren QSD hakimiyeti ABD başta olmak üzere Türkiye’nin de baskısıyla daraltıldı ve (şimdilik) belirli bir alana doğru çekilmek zorunda bırakıldı. Her ne kadar bu durumun kalıcı bir yenilgi olduğu empoze edilse bile aslında geçici ve konjonktürel bir durumun varlığını göstermektedir. Bir süre sonra kaybedilen yerlerin geri alınacağını zaman gösterecektir. Bir savaştaki geçici yenilgilerin gerçek bir yenilgi olmadığını, bunların savaşın doğal seyri olduğunu ve kalıcı olanın uzun vadeli ve ısrarlı bir direnişe dayanan mücadele hattı olduğunu tarihsel bir sürecin ardından işgalcilerin geri püskürtülerek gerçekleşeceğini göreceğiz. 

            Suriye’de Türk devleti destekli HTŞ saldırısı beklenmedik bir şekilde dünyanın her yerinde yaşayan Kürtler tarafından güçlü bir şekilde protesto edildi ve QSD’nin direnişi sahiplenildi. Bu sahiplenme bir eşiğin geçilmesiydi. Çünkü ilk defa olmasa bile bu defa Kürtler bölge, parti veya örgüt farkı gözetmeksizin bir araya geldiler. Tabandaki bu birleşme ve talep tavanda da karşılığını buldu. Yapılan açıklamalar olumlu ve ulusal birliğe ilişkin olarak gerçekleşti. Ancak bu açıklamalar henüz karşılığını bulmadı. Elbette bu tür birleşmeler uzun ve sancılı bir sürece dayanır. Çünkü geçmişin (yaralayan) izleri her tarafta ayrı bir şekilde duruyordur. Bu tür süreçlerde eğer birleşme arzusu gerçekse; geçmişe dair bir özeleştiri verilerek geleceğe doğru ortak bir şekilde yürüyüşe geçilir. Geçtiğimiz günlerde gerek Kurdistan özgürlük hareketi, gerek KDP, gerek YNK ve gerekse diğer örgütler tarafından yapılan açıklamalara baktığımızda halkın sesine kulak verildiği ve koşulların da bu yönde geliştiği görülmektedir. Tarihteki örneklerine baktığımızda ulusal birlik denilince anlaşılan gerçeklik sudur: Sömürgeciler tarafından işgal edilen ülkenin kurtuluşu ve sömürgecilerin etkisiz hale getirilmesidir. Bu nedenle Kurdistan özgürlük mücadelesi bu temelde nasıl bir seyir izleyecek, bunu zaman gösterecektir.

      Peki, süreç nasıl işleyecek ve neler yapılacak? Nihai hedef ne olacak? Birleşmeye dair yapılan açıklamalar umut içeriyor ama pratik adımlar ne zaman ve nasıl atılacak, önemli olan bu adımlar ve içeriğidir. Orta Doğu’da gerçekleşecek olan egemenlik ve sınır değişiklikleri Kürtlere bir yüzyıl daha kaybettirmesin diye birlik talebi gerçekçiliğe kavuşmak zorundadır. Türk devleti yıllardır güneyde kurduğu askeri üsleri kalıcı hale getirdi. Efrîn başta olmak üzere Rojava’da da kalıcı hale getirdiği işgal eylemi Iran sorunsalının yaratacağı boşluktan yararlanarak fiili bir toprak gaspına dönüşmeye ramak halde beklemektedir. 

      Gerek sayın Öcalan, gerekse Kurdistan Özgürlük hareketi tarafından yapılan açıklamalarda ulusal birlik çalışmalarının gerçek bir mecrada yürümesi için her türlü desteğin verileceği açıklandı. Bu, gerçek anlamda bir irade beyanı, bir yol açma iradesidir. Kuzeyde atılan tek taraflı adımlara sürekli dikkat çekilmekte ve (şimdilik) karşılıksız kaldığı belirtilmektedir. Buna karşılık ulusal birliğe dönük yapılan vurgu aynı zamanda bir uyarı görevini görmektedir. Ancak sanki her şey bitmiş gibi tek taraflı yürütülen sürece bakıp yılgınlığa kapılmak ve ulusal birliğin önemini kavrayamamak sadece yenilginin değil, aynı zamanda mücadeleden vazgeçmenin de ilanıdır. Oysa mücadele değişik koşullarda devam ediyor ve zafere ulaşmadan da bitmiş değildir. 

         Sözlerin iyi niyet taşıyan ifadelerini bir ön adım olarak kabul ederek her parçanın temsiliyet güçleri başta olmak üzere tüm siyasal oluşumlarının oluşturacakları bir “hazırlık komisyonunun” görüşmelerde bulunması ve ulusal birlik kongresine giden yolun taşlarını döşemesi gerekmektedir. Bu kongre Kürt ulusunun taleplerini öne çıkararak neyi hedeflediğini açık ve anlaşılır bir biçimde ilan etmeli, buna uygun bir sosyal ve siyasal yapıyı oluşturmanın adımlarının atilmasini sağlamalı ve aynı talepleri savunan oluşumların da “eylemde birliktelik” hakkını savunmalıdır.

       Gündeme baktığımızda İran’la sürdürülen savaşın Kürtlerin hayatına da dokunacağını biliyoruz. Bu fırsat Lozan’da geri çevrildi. Ancak simdi koşullar daha uygun, ulus daha hazır ve Kürtlerin beyniyle yüreği arasında yanan bir “ülke” ateşi var. 

       Tarih hızlanarak geldi ve kapımızı çalıyor. Son iki ayda dünya çapında belirginleşen ulusal birlik isteği bir yangına dönüştü. Ya Kurdistan Özgürlük hareketinin önerdiği ulusal birlik kongresinin toplanarak tarihin çaldığı kapıyı açacağız, ya da kulaklarımızı kapatıp o sesi duymazdan geleceğiz.  

İlginizi Çekebilir

İran Meclis Başkanı Kalibaf: Trump ve Netanyahu, kırmızı çizgimizi aştı; bedelini ödeyecek
Afganistan: Pakistan ile karşılıklı saldırılarda 52 kişi hayatını kaybetti

Öne Çıkanlar