Mardin bölgesinde önemli çalışmalar yürüten Sozder Derneği, edebiyat ve dil projeleriyle dikkat çekiyor. Sozder Derneği Eşbaşkanı Eyüp Güven, derneğin amaçları, Kewar Dergisi ve Mardin’deki faaliyetleri hakkında Nûpel TV’nin sorularını yanıtladı.
Nûpel TV: Sozder Derneği hangi ihtiyaçtan doğdu ve hangi amaçla kuruldu? Kültür ve sanat alanında nasıl bir boşluğu dolduruyor?
Eyüp Güven: Uzun süre Kürt Edebiyatçılar Derneği bünyesinde ve yazarlar arasında edebiyat alanında çalışmalar yürüttük. Bu çalışmalar sonucunda, edebiyat ve sözlü kültür alanında büyük bir boşluk olduğunu fark ettik. Temel amacımız, yerel mitoloji ve hikayeleri derlemektir. Örneğin; Yunan mitolojisinde Medusa’dan bahsedilmesi veya Tarsus’ta Şahmeran hikayesinin bilinmesi gibi; Derik ve Karacadağ bölgesinde de “Şahê Maran ve Avcı Ahmed” gibi hikayeler ve daha birçok hazine mevcut. Biz bu sözlü zenginlikleri toplayıp yazıya dökmeyi ve Kürdistan’ın geleceği için tarihi bir arşiv olarak korumayı hedefliyoruz.
Nûpel TV: Derneğinizin bugüne kadarki en başarılı ve somut çalışmaları nelerdir? Ayrıca, halkın bu çalışmalara tepkisini ve ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eyüp Güven: Derneğimiz yakın bir tarihte, yani 15 Mayıs 2024’te resmi olarak kapılarını açtı. Yeni bir dernek olmamıza rağmen önümüze büyük hedefler koyduk. En önemli çalışmalarımızdan biri, yazar, aydın ve araştırmacılarla aramızda bir iletişim köprüsü kurmak amacıyla aynı isimle başlattığımız dijital televizyon programıdır. Bu program bizim ilk ve en stratejik adımımız oldu. Bu platform sayesinde sesimizi toplumun geniş kesimlerine ulaştırabildik. Halktan aldığımız tepkiler çok olumlu. Bu ilk adımımız kamuoyunda ses getirdi ve çalışmalarımıza büyük bir ilgi gösterilmesine vesile oldu. Toplum zaten bu tür kültürel ve araştırmacı çalışmalara ihtiyaç duyuyordu, bu yüzden onların desteği bize büyük bir enerji veriyor.
Nûpel TV: Derginizin adı “Kewar”. Bu isim ne anlama geliyor ve derginin özelliği nedir? Kewar, genç yazarlar için bir okul olabilir mi?
Eyüp Güven: 2025 yılında topladığımız eserleri bir dergi çatısı altında birleştirmeye karar verdik ve adını Kewar koyduk. Kültürümüzde “kewar”, tahıl ve zahirenin saklandığı ambar anlamına gelir; aynı zamanda arıların bal yaptığı kovana da denir. Biz de edebiyatımızın bal ve zahire tadında olduğunu söylemek istedik. Kewar’da dört ana noktaya ağırlık veriyoruz:
- Yüzde yüz Kürtçe yayın.
- Yeni kalemlere ve genç yazarlara destek.
- Kadın çalışmalarına yer verilmesi.
- Sözlü kültürün belgelenmesi.
Nûpel TV: Mardin’de yeni bir dil kurumunun açılacağına dair duyumlar aldık. Bu projenin detaylarını paylaşabilir misiniz?
Eyüp Güven: Ben şahsen Derik ilçesinde yaşıyorum ve bu halkın içinde biri olarak bölgenin dil ve kültür alanındaki eksikliklerine yakından tanıklık ediyorum. Bu ihtiyaçlara cevap verebilmek adına arkadaşlarımız Mardin’de resmi başvurularını yaptılar. Sorumlu arkadaşlarımız ilerleyen süreçte daha detaylı bilgi vereceklerdir. Büyük bir mutlulukla söyleyebilirim ki, çok yakın bir zamanda Mardin merkezde MEZ-DER (Mezopotamya Kürt Dili Derneği) resmi olarak kapılarını açacak. Bu kurum başta Mardin ve Botan halkı olmak üzere tüm Kürt dili severlere hayırlı olsun. Gelecek planlamamızda MEZ-DER, Mardin’de Kürtçenin (Kurmancî ve Kirmanckî) akademik eğitim merkezi olacak. Bu dernek sadece Mardin merkezle sınırlı kalmayacak; Nusaybin, Kızıltepe ve diğer ilçelerde de şubeler açmayı planlıyoruz. Amacımız, Botan ve Mardin bölgesinin dilsel özelliklerini korumak ve akademik düzeyde öğretilmesini sağlamaktır.
Nûpel TV: Sozder Derneği’nin çalışmaları ekonomik ve emek boyutunda nasıl yürüyor? Ne tür zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
Eyüp Güven: Günümüz şartlarında bir dergi çıkarmak ciddi bir ekonomik yük getiriyor. Ancak çalışmamız sadece maddi bir temel üzerine değil, daha çok gönüllülük ve emek üzerine inşa edilmiştir. Kürt dili gönüllüleri bu süreçte büyük bir sorumlulukla hareket ederek “elini taşın altına koydu.” Bu destek sayesinde ekonomik engelleri aşabildik. Verilen bu emek meyvelerini veriyor; şu an ikinci sayı için elimizde 150’den fazla yazı hazır. Bu eserler arasında cezaevlerindeki arkadaşlarımızın yazı özel bir yere sahip. Unutulmasın diye onların ve Kürdistan’ın hikayelerini, yaşanmışlıklarını büyük bir gönüllülükle kaydediyoruz.
Nûpel TV: Yeni sayınızın hazırlıklarında okurları bekleyen sürprizler veya özel bölümler var mı? Cezaevlerindeki yazarlara nasıl bir yer ayırdınız?
Eyüp Güven: Evet, bu sayıda gerçekten anlamlı sürprizlerimiz var. Dergi olarak cezaevlerinin soğuk duvarları arasından çıkan yazılara çok özel bir önem veriyoruz. Gelecek sayımızda, 30 yıldır zindanlarda direnişini sürdüren arkadaşların anılarına, tecrübelerine ve hikayelerine geniş yer vereceğiz. Bizim için bu sadece bir yayıncılık faaliyeti değil; yıllardır zor şartlar altında üretim yapan o tutsakların emeğine karşı kendimizi borçlu hissediyoruz. Zindanlar Kürt edebiyat tarihinde önemli bir okuldur. Bu yazıları korumak ve okura ulaştırmak temel görevimizdir.
Nûpel TV: Önümüzdeki yıllar için yeni projeleriniz nelerdir? Kültür ve sanat alanında hangi yeni adımları atmak istiyorsunuz?
Eyüp Güven: En büyük ve temel projemiz; Kürdistan’ın sözlü edebiyatını (hikayeler, destanlar, kilamlar ve atasözleri gibi) yok olmaktan kurtarıp yazıya geçirmektir. Bu zengin hazineyi gelecek nesillere bir miras olarak bırakmayı amaçlıyoruz. Bunun için uzman bir dijital kurul oluşturduk. Tüm çalışmalarımızı profesyonel bir şekilde arşivleyeceğiz. Bu dijital arşiv sayesinde eserlerimizi tüm dünyaya yayabilecek, Kürt edebiyatının rengini ve sesini her yerde görünür kılacağız.
Nûpel TV: Son olarak, topluma yönelik en önemli çağrınız nedir? Hangi noktaya dikkat çekmek istersiniz?
Eyüp Güven: Temel ve hayati çağrım doğrudan Kürt ailelerinedir: Kürtçe, evin içindeki temel iletişim dili olmalıdır. Eğer aile içinde temel atılmazsa, dil yok olur. En büyük sorumluluk anne ve babaların üzerindedir. Eğer çocuklarıyla Kürtçe konuşmazlarsa, kendi elleriyle çocuklarını köklerinden ve kültürlerinden koparırlar. Kürtçeyi sadece evin içine hapsetmemeliyiz. Hayatın her alanında; sokakta, köyde ve şehir merkezlerinde Kürtçe konuşulmalıdır. Dil ancak günlük yaşamın bir parçası olduğunda asimilasyona karşı direnebilir ve güçlenebilir.
Röportaj: Nûpel TV











