Hakan Tahmaz: Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı; PKK’nin feshi ve silahsızlanması

Yazarlar
🔴Kürtlerin eşit ve demokratik yurttaşlar olarak cumhuriyete dahil edilmesini savunmak da demokrat olmanın ve çoğulcu toplumu savunmanın zorunlu bir gereğidir.
 
PKK’nin feshi ve silahsızlandırılmasını savunmak, tutarlı bir barış savunuculuğu için tek başına yeterli değildir. Bunun yanında, Kürtlerin eşit yurttaşlık mücadelesinin ve hak ve özgürlükler mücadelesinin de savunulması gerekir.

Yeni süreç başlayalı aylar, günler geçti; ancak toplumda Kürt sorununun kalıcı çözümü için tarihsel bir fırsata dönüştürecek ciddi bir gelişme ile duygusal ve düşünsel bir değişim hâlâ yaşanmadı. Adeta toplumun bütün kesimlerinde yaprak kımıldamıyor.

Bunun iç ve dış birçok nedeni var. En önemli ve öncelikli neden ise sürecin mimarisine ilişkin eleştiri ve önerilerin yazılıp çizilmesine rağmen yeterince karşılık bulmamasıdır. Bunların büyük bir bölümü, TBMM’de kurulan, 11 partiden 51 üyesi olan; 21 toplantı ve 58 oturumda 135 kişi ve kurumu dinleyen TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 4239 sayfadan oluşan toplantı tutanaklarında yer alıyor. Hatta bu önerilerin bazıları Komisyon’un Meclis’e sunduğu 44 sayfalık raporda da yer almıştır.

Geride kalan 18 ayda yaşananlara baktığımızda, sürecin büyük ölçüde tek taraflı olarak PKK’nin feshi ve silahsızlandırılması hedefine doğru ağır aksak ilerlediği ve ilerleyeceği daha netleşmiştir. Bunun, en azından bir süre daha Kürtlerin siyasal ve sosyal haklarının tanınması ile ülkede hukukun gereğinin yerine getirilmesinden bağımsız ilerleyen bir süreç olduğu anlaşılıyor.

Bu bakımdan, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “barış ve demokratik toplum çağrısı”, gerektiği kadar ne siyasi iktidar/devlet nezdinde ne de toplumda karşılık bulmuştur. Bu çağrı, ulaşılması gereken bir mücadele hedefi niteliğini bütün boyutlarıyla koruyor.

Başka bir ifadeyle, PKK’nin feshi ve silah bırakma kararı alınmış olsa da süreç tamamlanmış değildir. Bu nedenle silahlı çatışma döneminden, silahsız siyasi mücadele ve müzakere dönemine henüz geçilebilmiş değildir. Buna dair bir zaman tahmininde bulunmak da mümkün görünmüyor.

Tek Taraflı İlerleyen Silahsızlanma Süreci

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 23 Nisan resepsiyonunda DEM Parti Eş Başkanı Tuncay Bakırhan’a “durduk mu?” sorusuna verilen bir tür “hayır” yanıtı sonrası, kendisine yöneltilen süreç sorusuna “Durmak yok, her şey devam ediyor. Süreç mükemmel yürüyor.” demesi; son haftalarda DEM Parti çevresinden ve süreci takip edenlerden gelen “süreçte duraklama var” değerlendirmelerine bir yanıt niteliği taşıyor.

Ancak gazetecinin “Kürt sorunuyla ilgili yasal düzenlemeler ne zaman çıkacak?” sorusuna yanıt verilmemesi, Ramazan Bayramı sonrasında çıkarılması beklenen yasal düzenlemelerin ileri bir tarihe ertelenmiş olabileceği ihtimalini de düşündürüyor.

Bu durumda, Abdullah Öcalan’ın Şubat ayında DEM Parti heyeti ile yaptığı görüşmede kamuoyuna yansıyan “Savaşın da barışın da sahibi kendileri olacak. Beni kendi savaş tarzlarına alet edemezler. Devlet de imhada ısrar ediyorsa onlara da söylüyorum; madem öyle gidin terör ile mücadele eden siyasetçilerinizle terörü bitirin. Harekete de söylüyorum; o zaman gidin kendi savaş tarzınızla beni alet etmeden yürütün”  ifadesinden anlaşılan b sorunların ertelenmesi ve silahsızlanma sürecinin tek taraflı sürdürülmesiyle birlikte, sadece silahlı eylemlerin sonlandırıldığı bir “bekleme” dönemine girilmesi ihtimali ortaya çıkıyor.

Bekleme dönemi mi?

Bu ihtimale dair başka bir işaret ise son günlerde Kürt siyaseti temsilcilerinin ve İmralı heyeti üyelerinin “yasanın ne zaman çıkacağını fazla abartmamak gerek, önemli olan sürecin devam etmesi” yönündeki daha düşük tonlu açıklamalarıdır.

Tüm bu gelişmeler, taraflar açısından üzerinde mutabakata varılmış net bir plan ve yol haritası olmadığını gösteriyor.

Silahlı mücadeleye son verilmesi, Kürtlerin cumhuriyete dahil edilmesi ve isyanın gerekçelerinin ortadan kaldırılması; sorunun politik ve hukuki zemine çekilmesi ile mümkündür. Bu çerçevede, silahlı güçlerin toplumsal yaşama katılımını sağlayacak yasal düzenlemeler birbiriyle bağlantılı olmakla birlikte, zamanlama ve öncelik açısından ayrıştırılmış durumdadır.

Kürtlerin cumhuriyete kimlikleriyle dahil edilmesi ve isyanın gerekçelerinin ortadan kaldırılması, bu günün müzakere konusu olmaktan ziyade Türkiye’nin demokratikleşmesi ve hukuk devleti olması sorununun bir parçasıdır, gelecek dönemin konusudur. Türkiye’nin temel sorunlarından biri olduğu gibi çözümü de temel hedeflerinden biri olmak zorundadır.

Bu hedefe ulaşmayı kolaylaştıracak ve hızlandıracak her türlü silahsızlanma girişimini desteklemek, insan yaşamına değer vermenin bir gereğidir. Ancak bu tek başına yeterli bir barış savunusu değildir.

Barış savunusunun sınırları

Kürtlerin eşit ve demokratik yurttaşlar olarak cumhuriyete dahil edilmesini savunmak da demokrat olmanın ve çoğulcu toplumu savunmanın zorunlu bir gereğidir.

PKK’nin feshi ve silahsızlandırılmasını savunmak, tutarlı bir barış savunuculuğu için tek başına yeterli değildir. Bunun yanında, Kürtlerin eşit yurttaşlık mücadelesinin ve hak ve özgürlükler mücadelesinin de savunulması gerekir.

Bu noktada, demokratlık ve barış savunuculuğunun, Kürt siyasal hareketinin güncel taktiklerinin desteklenmesini gerektirip gerektirmediği sorusu ortaya çıkıyor.

Bugün süreç, çok boyutlu ve farklı politik bakış açılarından gelen baskılar altında ilerliyor. Birçok muhalifin kafasını karıştıran da tam olarak bu karmaşıklık ve belirsizliktir.

Bu belirsizliklerin başında ise, yol haritası olmayan, birkaç kişinin kontrolünde ve hukuki zeminden yoksun bir sürecin; otoriter bir iktidarın sürekliliğini sağlama ve seçim hesaplarına hizmet etme ihtimali geliyor.

Tutarlı bir barış savunuculuğu, Kürtlerin eşit yurttaşlık mücadelesini savunmayı  gerektirdiği gibi, otoriter ve gerici bir yönetimi güçlendirmeye yönelik siyasal taktiklere karşı  mesafeli durmayı ve yeri geldiğinde karşı çıkmayı gerektir. Bu anlamlı bir sonuç üretmesi için barışı pasif değil aktif savunucu olmak gerek.

Ne yazık ki bu konuda sınıfta kalındı. Sürece ilişkin kaygılar, muhalefetin bir bölümünü etkisi altına almış; bu nedenle muhalefet bu tarihsel fırsatı gerektiği gibi değerlendirememektedir. Bu durum aynı zamanda örtük bir güvensizliği ve muhalefetin Kürt sorununa yaklaşımının sınırlarını da ortaya koymaktadır.

/yeniarayis.com/

İlginizi Çekebilir

Gazete bürolarına baskın: Çok sayıda gözaltı
Recep Tayyip Erdoğan’dan seçim talimatı: AKP’de kadro değişimi

Öne Çıkanlar