Tarih çoğu zaman kralları, generalleri ve erkek kahramanları yazar. Fakat devrimlerin kaderini çoğu zaman kadınlar belirler. Versailles Sarayı’na yürüyerek Fransız monarşisini sarsan kadınlar… İspanya İç Savaşı’nda faşizme karşı cephe tutan kadın milisler… Nazilere karşı savaşırken yüzlerce düşman askerini etkisiz hale getiren Sovyet nişancı Lyudmila Pavlichenko… Küba dağlarında devrimin görünmeyen omurgasını kuran Celia Sánchez ve Vilma Espín…
Tarih kritik kırılma anlarında şunu tekrar tekrar gösterdi: Kadınlar yalnızca tanık değildir; tarihin yönünü değiştiren öznelerdir. Ama eril tarih yazımı kadın direnişini çoğu zaman “istisna” diye etiketledi. Savaş bittikten sonra kadınların açtığı alanlar yeniden daraltıldı. Devrimlerin dili erkekleşti. Kadınların fedakârlığı alkışlandı ama kurucu rolleri görünmez kılındı. Kadınlar tarihin dipnotuna itildi.
İşte tam da bu yüzden Kadın Savunma Birlikleri (YPJ), yalnızca askeri bir yapı değildir. YPJ, kadınların tarihin dipnotu olmayı reddetmesidir. 2013 yılında Suriye savaşının karanlığında ortaya çıkan bu yapı, yalnızca silahlı bir savunma gücü değildi. Aynı zamanda Ortadoğu’nun erkek egemen savaş kültürüne karşı bir zihniyet devrimiydi. Çünkü YPJ’nin ortaya koyduğu şey yalnızca çatışma pratiği değildi; kadınların kendi yaşamını, bedenini, toplumunu ve geleceğini savunma hakkının ilanıydı.
Bu yüzden YPJ’yi anlamak için yalnızca savaşa bakmak yetmez. Onu ortaya çıkaran düşünsel zemine de bakmak gerekir: kadın özgürlüğünü merkeze alan jineoloji yaklaşımı, demokratik konfederalizm fikri ve öz savunmayı yalnızca askeri değil, toplumsal bir hak olarak gören anlayış… YPJ, “kadın korunmalıdır” anlayışını tersine çevirdi. Kadın artık korunması gereken edilgen bir nesne değil; tarihin öznesiydi. Belki de bu yüzden dünyanın dikkatini çektiler. Özellikle Kobanê direnişi sırasında dünya ilk kez başka bir görüntüyle karşılaştı. Kadını köleleştirmeyi hedefleyen IŞİD barbarlığına karşı, kadınların kendi bedenlerini, toplumlarını ve geleceklerini savunma adına yazdıkları destansı bir direniştir.
Kobanê yalnızca bir kent savunması değildi. Kobanê, karanlığa karşı insanlığın vicdan savaşıydı. Ve o savaşın en unutulmaz sembollerinden biri Arîn Mirkan oldu. Kuşatma sırasında gerçekleştirdiği fedai eylemi yalnızca askeri bir hamle değildi. Dünyanın dört bir yanında kadın direnişinin sembolüne dönüştü. Çünkü bazen tek bir insan, bütün bir çağın hafızasına dönüşür.
Şengal’de ise Êzidî kadınlar köle pazarlarında satılırken, binlerce insan ölüm koridorlarında sıkışmışken, YPJ savaşçıları ve birlikte mücadele eden güçler yalnızca bir halkı değil, insan onurunu savundular. Binlerce Êzidî kadın ve çocuk kurtarıldı. O gün dünya şunu gördü: YPJ sadece silah tutmuyordu; korkuyu tutuyordu, umudu tutuyordu, geleceği tutuyordu. Bu yüzden yıllarca dünyanın en büyük medya kuruluşları YPJ’yi konuştu. Haklarında belgeseller çekildi, kitaplar yazıldı, röportajlar yapıldı.
Feminist hareketlerden entelektüellere kadar birçok çevre onları yalnızca askeri bir yapı olarak değil, kadın özgürlüğünün çağdaş sembollerinden biri olarak değerlendirdi. (hawarnews.com) Fakat tarih bazen acı bir ikiyüzlülükle ilerler. Dün IŞİD’e karşı “kahraman kadınlar” diye manşetlere taşınanlar, bugün siyasal pazarlıkların içinde görünmez kılınmak isteniyor. Suriye’nin yeni güç denkleminde, özellikle Hayat Tahrir al-Sham eksenli anlayışın kadınların bağımsız öz örgütlülüğünden rahatsız olması tesadüf değildir. Çünkü kadınların kendi savunma iradesi, erkek egemen iktidar zihniyetinin en büyük korkularından biridir.
Bugün YPJ’nin yapısal varlığını tasfiye etmek isteyenler, yalnızca bir askeri gücü hedef almıyor. Onlar aynı zamanda kadınların yüzyıllardır karanlığa karşı yaktığı meşaleyi söndürmek istiyorlar. Çünkü örgütlü kadın iradesi, erkek egemen iktidarların en büyük korkularından biridir. İşte bu yüzden “Hepimiz YPJ’yiz” kampanyası yalnızca politik bir dayanışma çağrısı değildir. Bu kampanya, kadınların savaş sırasında alkışlanıp barış masasında susturulmasına karşı yükselen küresel bir itirazdır. Kampanyanın talepleri de bu yüzden hayati önemdedir: — YPJ’nin resmi ve meşru bir savunma gücü olarak tanınması, — Yapısal özerkliğinin korunması, — Kadın kazanımlarının uluslararası güvence altına alınması, — Kadınların askeri ve siyasal yapılarda eşit temsilinin sağlanması, — Kayıp ve tutsak kadınların akıbetinin açıklanması. (hawarnews.com) Çünkü bu mesele yalnızca Kürt kadınlarının meselesi değildir.
Bu mücadele; Filistin’de bombaların altında yaşamaya çalışan kadınlardan İran’da bedenine ve sesine sahip çıkmaya çalışan kadınlara, Latin Amerika’daki direniş hareketlerinden dünyanın dört bir yanındaki özgürlük mücadelelerine kadar uzanan evrensel bir hattır. Bazı çevreler YPJ’yi “bölücü” ya da “tehlikeli” diye etiketlemeye çalışıyor. Oysa IŞİD barbarlığına karşı en kapsayıcı savunma hatlarından biri yine YPJ oldu. Çünkü onların savunduğu şey yalnızca bir coğrafya değildi; birlikte yaşam fikriydi. Ve tarih bize şunu öğretti: Kadınların özgürlüğünden korkan hiçbir düzen gerçekten demokratik olmadı.
Bugün YPJ’yi tasfiye etmeye çalışmak, yalnızca bir örgütü dağıtmak değildir. Bu, kadınların tarih boyunca açtığı özgürlük alanını daraltmaya çalışmaktır. Ama bazı fikirler artık silinemez. Çünkü YPJ artık yalnızca bir yapı değildir. Bir hafızadır. Bir semboldür. Bir kırılma anıdır. Ve belki de en önemlisi şudur: YPJ yenilmez çünkü o, zincirleri kıran kadın iradesinin adıdır. O irade artık yalnızca Rojava’nın değil, dünyanın ortak hafızasıdır.











