Küba-ABD ilişkileri, Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde yeniden sertleşti. Trump yönetimi, Küba’ya yönelik ekonomik yaptırımları önemli ölçüde genişletti. Venezuela’dan petrol akışını büyük oranda kesti ve üçüncü ülkelerin Küba’ya petrol satmasını hedef alan ikincil yaptırımlar getirdi.
Şuan ilişkiler Soğuk Savaş sonrası en gergin dönemlerinden birini yaşıyor… Küba tarafı ABD’nin politikalarını “abluka” olarak nitelendiriyor ve herhangi bir askeri operasyona karşı direniş mesajı veriyor. ABD ise Küba’yı ulusal güvenliği için tehdit olarak göstermeye çalışıyor…
Son durumu BBC’den Pascal Fletcher , Duncan Walker veAlicia Curry yazdı:
Amerika Birleşik Devletleri ile Küba arasındaki ilişkiler -ki zaten on yıllardır gergin ve kırılgan bir durumdaydı- son haftalarda hızla kötüleşiyor.
Küba’yı ulusal güvenlik tehdidi oluşturmakla suçlayan ABD, petrol ambargosu, yaptırımlar ve şimdi de eski lider Raúl Castro’ya karşı benzeri görülmemiş bir cinayet suçlamasıyla harekete geçti.
Washington ayrıca Karayip ülkesiyle barışçıl bir anlaşmanın olası olmadığını belirtirken, Küba ise ABD’nin askeri müdahaleyi haklı çıkarmak için “hileli bir gerekçe” kullandığını söylüyor.
Peki, ABD’nin Küba üzerindeki baskısının ardındaki nedenler neler ve Küba buna nasıl yanıt veriyor?
ABD, Küba’ya karşı askeri harekât başlatabilir mi?
Beyaz Saray’a döndüğünden beri Donald Trump, Havana’nın liderliğini değiştirme arzusunu açıkça dile getirdi ve Küba’nın “düşmeye hazır” olduğunu ima etti.
Mart ayında, ülkenin “büyük bir sıkıntı içinde” olduğunu öne sürerek “dostane bir devralma” tehdidinde bulundu.
Henüz herhangi bir askeri müdahale planı açıklanmadı ancak Küba, özellikle Karayipler’deki gözetleme faaliyetlerinin artmasıyla birlikte tedirgin durumda.
Geçtiğimiz hafta boyunca ABD ordusu, uçaklarının Küba yakınlarındaki konumunu uçak takip sitelerinde kamuoyuna duyurdu .
İngiliz insansız hava aracı uzmanı Dr. Steve Wright, uçuş transponderlerinin açık bırakılmasının “muhtemelen kasıtlı” olduğunu ve ABD’nin “sıkıştırma işlemini sürdürmek için gökyüzünde gözleri olduğunu açık bir şekilde iletmek” istediğini söyledi.
Uçuş takip verileri tam bir tablo sunmaz çünkü askeri uçaklar genellikle uçuşun yalnızca belirli bölümleri için konum bilgilerini paylaşırlar.
Bu arada, ABD haber sitesi Axios, gizli istihbarata dayanarak Küba’nın 300 insansız hava aracına sahip olduğunu ve Guantanamo Körfezi, Florida’daki Key West ve donanma gemileri de dahil olmak üzere yakındaki ABD hedeflerine yönelik saldırılar düzenlemeyi görüştüğünü bildirdi.
Ayrıca, ABD’li bir yetkilinin, ABD’nin askeri müdahalesi için potansiyel bir bahane olarak nitelendirdiği istihbaratın, İranlı askeri danışmanların Havana’da olduğunu gösterdiğini söylediğine de yer verildi.
Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez, ülkesinin “ne savaş tehdidinde bulunduğunu ne de savaş istediğini” söyleyerek yanıt verdi ve Washington’ı askeri müdahale için “hileli bir gerekçe” oluşturmakla suçladı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio Perşembe günü yaptığı açıklamada, Beyaz Saray’ın tercihinin “diplomatik bir çözüm” olduğunu ancak Trump’ın ülkesini her türlü tehdide karşı koruma hakkına ve yükümlülüğüne sahip olduğunu sözlerine ekledi.
Ayrıca Küba’yı “ulusal güvenlik tehdidi” olarak nitelendirdi ve barışçıl bir anlaşma olasılığının “yüksek olmadığını” söyledi.
Rodríguez, Rubio’yu “askeri bir saldırıyı kışkırtmaya çalışmakla” ve ABD hükümetini de ülkesine “acımasızca ve sistematik bir şekilde” saldırmakla suçlayarak karşılık verdi.
Küba’daki güç hiyerarşisi
Birçok ülke gibi Küba’nın da cumhurbaşkanı ve başbakanı var, ancak kendine özgü bir hiyerarşiyle yönetiliyor.
Bu hiyerarşide Karayip bölgesinden çıkan en ünlü isimlerden biri olan Castro da hâlâ yer alıyor.
Küba Komünist Partisi liderleri kendilerini, ABD yanlısı güçlü adam Fulgencio Batista’yı deviren ve “anti-emperyalizmi” adanın yönetiminin ayırt edici özelliği olarak sonraki on yıllarda yerleştiren Fidel Castro’nun 1959 Küba Devrimi’nin mirasçıları ve devamcıları olarak görüyorlar.
Bu nedenle, eski başkan Raúl Castro’ya yönelik ABD iddianamesini, Küba’nın tek partili komünist sisteminin en önemli figürüne karşı kasıtlı bir darbe olarak değerlendiriyorlar.
Neredeyse 95 yaşında olan ve resmi olarak “Küba Devrimi Lideri” unvanını taşıyan Raúl, 2008 ile 2018 yılları arasında Küba’nın başkanlığını yaptı.
Önde gelen parti bürokratlarından 66 yaşındaki Miguel Díaz-Canel, şu anda hem Küba başkanlığını yürütüyor hem de Komünist Parti’ye liderlik ediyor, ancak adada gerçek gücü temsil eden ve askeri ve güvenlik güçleri arasında saygı gören isim hala Castro ailesinin adıdır.
Bu güçler ekonominin büyük bir bölümünü fi fiilen yönetiyor ve iç düzeni sağlayarak iç muhalefeti ve karşıt görüşleri bastırıyor.
Trump yönetiminin Küba ile yaptığı görüşmeler ve diğer son girişimler, Raúl Castro’nun 41 yaşındaki torunu ve koruması Raúl Guillermo Rodríguez Castro’yu bile kapsadı. İçişleri Bakanlığı albayı olan Rodríguez Castro, resmi bir hükümet veya parti liderlik görevi olmamasına rağmen, dedesinin “kulağı” olarak kabul ediliyor.
Yine de Díaz-Canel’in kendisi, ülkeyi yöneten siyasi-askeri elit arasında “ortak” bir karar alma unsurunun var olduğunu belirtmiştir.
Castro’ya sadık ve askeri teknokrat Manuel Marrero (62), Küba’nın başbakanı olarak görev yapıyor ve Dışişleri Bakanı Rodríguez (68) ise ABD’ye verilen yanıtlarda hükümetin en çok duyulan “sesi” konumunda.
Marrero, Kübalı generaller tarafından yönetilen ve ülkenin askeri ve siyasi elitini destekleyen ekonomik varlıkların şeffaf olmayan işletmecisi olarak görülen karanlık askeri birlik GAESA ile bağlantılıdır.
Rubio, 20 Mayıs’ta Kübalılara gönderdiği video mesajında özellikle bu güç yapısına odaklanarak şunları söyledi: “Küba herhangi bir devrim tarafından kontrol edilmiyor. Küba, ‘devlet içinde devlet’ olan GAESA tarafından kontrol ediliyor.”
“Yolsuz” ve “beceriksiz” yönetici elitin reformları engellediğini ve ABD ile daha iyi bir ilişki kurulmasını önlediğini sözlerine ekledi.
ABD neden Raul Castro’yu cinayetle suçladı?
Castro’ya yöneltilen son suçlamalar, 30 yıl öncesine dayanan bir olaydan geliyor.
Şubat 1996’da Küba savaş uçakları, Miami’de yaşayan bir grup Kübalı sürgüne ait iki küçük sivil uçağı düşürdü. Uçaklardaki dört kişi hayatını kaybetti; bunların üçü ABD vatandaşıydı.
O dönemde Raúl, Küba’nın silahlı kuvvetler bakanıydı ve kardeşinin rejimindeki en güçlü isimlerden biriydi.
Washington, Küba’yı uluslararası sularda sivil uçakları yasa dışı bir şekilde hedef almakla suçladı ve diğer ülkeler de bu eylemi kınadı.
Havana’dan yapılan açıklamada -ki olay kendi hava sahasında meydana geldiği iddiasında- sürgündeki “Kurtarıcı Kardeşler” grubunun tekrarlanan hava ihlalleri nedeniyle ulusal güvenliğe tehdit oluşturduğu belirtildi.
Bu haftanın başlarında, Raúl ve diğer beş kişi, ABD tarafından çeşitli suçlamalarla itham edildi; bu suçlamalar arasında ABD vatandaşlarını öldürme komplosu, cinayet ve ABD uçaklarının imhası yer alıyor.
Suçlu bulunması halinde ömür boyu hapis veya ölüm cezasıyla karşı karşıya kalabilir.
Başsavcı Vekili Todd Blanche, suçlamaları açıklarken ABD’nin “vatandaşlarını unutmadığını ve unutmayacağını” söyledi. Ancak ABD, özellikle önemli bir Kübalı şahsiyeti hedef alıyor.
Díaz-Canel, suçlamaların “Küba’ya karşı askeri bir saldırının saçmalığını haklı çıkarmak” için kullanıldığını söyledi.
İddianameyi “herhangi bir hukuki dayanağı olmayan siyasi bir manevra” olarak nitelendiren yetkili, Küba’nın uçakları düşürerek “kendi yargı yetki alanındaki sularda meşru öz savunma” yaptığını söyledi.
Küba, ABD ablukası ve yaptırımları nedeniyle yaşanan kapsamlı elektrik kesintileriyle çalkalanıyor
Washington’ın baskısının büyük kısmı petrol ablukası ve yaptırımlar yoluyla gerçekleşti.
Küba, kronik yakıt kıtlığı nedeniyle aylardır yaygın elektrik kesintileriyle boğuşuyor.
Geçmişte Küba’nın petrol ve yakıt ihtiyacının büyük kısmını Venezuela ve Meksika karşılıyordu, ancak ABD’nin Venezuela başkanını görevden alması ve Trump’ın Küba’ya petrol gönderen ülkelere gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulunmasından bu yana, Ocak ayından itibaren bu tedarik büyük ölçüde durdu.
Washington, Küba’ya giden bir dizi petrol sevkiyatına el koydu ve abluka uygulandığından beri ülkeye sadece bir Rus petrol tankeri ulaşabildi.
Kübalılar arasında elektrik kesintileri ve gıda, yakıt ve ilaç kıtlığı nedeniyle hoşnutsuzluk giderek artıyor. Hastaneler normal şekilde çalışmakta zorlanıyor ve okullar ile devlet daireleri kapanmak zorunda kalıyor.
Protestocular başkent Havana’da defalarca sokaklara döküldüler ve Çarşamba günü düzenlenen bir gösteride yolları yanan çöplerle kapatarak hükümet karşıtı sloganlar attılar.
Bu ay ABD, insan hakları ihlalleri veya yolsuzlukla suçladığı üst düzey Kübalı yetkililere yönelik yeni yaptırımlar uyguladı; bu yaptırımlar Küba ekonomisinin enerji, savunma, finans veya güvenlik sektörlerindeki yetkilileri hedef aldı.
Bu arada ABD, 100 milyon dolarlık (74 milyon sterlin) yardımı, Küba hükümetini atlayarak Katolik Kilisesi ve bağımsız insani yardım kuruluşları aracılığıyla dağıtılması şartıyla sunmaya devam ediyor.
Washington, Küba’nın yardımı reddettiğini söylerken, ada ülkesinin dışişleri bakanı ise “iyi niyetle sunulan” yardımı reddetmediklerini ve ABD’nin en iyi şekilde yardımcı olmasının ablukanın kaldırılması olduğunu belirtti.
Trump yönetimi, Küba’ya yapılan tüm ham petrol sevkiyatlarını fiilen durdurdu.
Küba, baskıya ateşli sözlerle ve dostlarından gelen destekle karşılık veriyor
İki ülke Mart ayında her iki ülke tarafından da doğrulandığı üzere, arka planda bazı görüşmeler gerçekleştirmiş olsa da, Küba’nın yanıtı liderlerden gelen sert açıklamalarla sınırlı kaldı.
Díaz-Canel, ABD’yi Küba halkına “toplu ceza” uygulamakla suçladı ve “dünyanın en büyük askeri gücünün gözdağı verici ve kibirli davranışı” olarak nitelendirdiği ablukanın sona erdirilmesini defalarca talep etti.
İddia edilen insansız hava aracı tedarikine ilişkin haberlere yanıt veren Rodríguez, ABD’nin “Küba halkına karşı acımasız bir ekonomik savaş ve nihai askeri saldırı” için gerekçe oluşturduğunu söyledi.
Küba’nın savaş istemediği konusunda ısrar etse de, “dış saldırılara” karşı hazırlık yaptıklarını söyledi.
Bu arada, Küba’nın müttefikleri olan Çin ve Rusya, özellikle Castro’nun iddianamesi konusunda ABD’nin devam eden baskısını kınadı.
Çin Dışişleri Bakanlığı, ABD’yi müttefikine karşı “zorlama” ve “tehdit” kullanmayı bırakmaya çağırırken, Kremlin Havana’ya uygulanan baskının “şiddete varan” bir hal aldığını söyledi.
/BBC News/











