A. Halûk Ünal: Sanat ve Sorumluluk -3-

Yazarlar

Yazının tamamı umduğum hızda bitmeyip, PKK’nin “silah imha törenine” denk gelince, bu bölüme, sosyal medyada (SM) yaptığım bir paylaşımla başlamak istiyorum.

Bu ateş Mezopotamya’da yeniden bir İrfan ve sanat Hareket’nin kaynağı olsun; anti – kolonyalist (reddi – müstemleke) mücadeleyle sosyalizm mücadelemizin sentezini demlesin.” Dilerim eski dilde kullandığım kavramları yaşıma veya snobluğuma bağlamıyorsunuz. Bu kavramları yazıyla da ilgili olduğu için kısaca açıklayıp bu dibaceyi bitireyim.

SM’den ya da makalelerimden beni izleyenler bilir; Maarif ve İrfan kavramlarını “öz türkçelerinin” yerine severek kullanırım. Aslında “öz türkçede” karşılıkları da bence yoktur. Türk Dil Kurumu’na (TDK) göre “İrfan; genel olarak bilgi ve bilme yeteneğini ifade eder;  bir konuyu derinlemesine anlama ve kavrama yeteneğini de kapsar; bir bireyin veya toplumun sahip olduğu kültürel birikimi ve bilgiyi de temsil eder; öğrenme ve bilgiyi edinme sürecini de içerir;  tasavvufta ise, ilahi hakikatleri keşfetme ve Allah’a yakınlaşma yolunda manevi bir bilgi ve anlayış seviyesini ifade eder.” TDK’nın lügatında, “öztürkçeleştirmeyle” başa çıkamadığı kavramlardan olduğunu görürsünüz. 

Peki, bunlardan yoksun bir sanat hareketi olur mu? 

Yazının ilerleyen bölümlerinde “Binlerce Farsça ve Arapça kelimenin yanısıra yaklaşık 5 bin Fransızca kelime içeren “öztürkçemizin” başa çıkamadığı “eski dilden” kullandığım ikinci kavram, müstemleke; ya da Fransızca kökeniyle anti-kolonyalist mücadele. Bu kavramı seçmemin dilsel olduğu kadar, Türk reel sosyalizminin içerdiği bir tenakuzla da ilgilisi var. (Arapça “nakz” (bozmak, çürütmek) kökünden türemiştir ve Türkçeye de çelişki, zıtlık anlamında geçmiştir.) Bu, yazımın konusuyla daha da ilgili. Öcalan, “reel sosyalizmden etkilenerek devraldığı ilk Marksist/Stalinist paradigma yolculuğuna, manifestosuna müstemlekecilik yerine “sömürgecilik” kavramını kullanarak çıktı. 

“Sömürgecilik” ne Batı’da ne de 60 sonrası gelişen “anti kolonyalist literatürde” katiyen kullanılmayan, YZ’ya sorarsanız yanıtını üç dilde, “colonialism, colonialismus ya da colonialisme” olarak alacağınız bir kılavuz kavram. Kürt (ve kürt olmayan) aydınların, ortadoğuya ışık tutacak bir siyasi, kültürel ve sanatsal mücadele geliştirebilmesi için bu literatüre mutlaka katkı yapacak noktaya gelmesi gerekir.

Bu yazıyı ilgilendiren kısmıyla sanat alanında bu kavramın ve literatürün önemine değinmeye çalışacağım.

Reddi müstemleke (anti kolonyalizm)

Mezopotamya’da özellikle kolonileştirilmiş Kürt Halkı özelinde, aydınlara, genç sanatçı adaylarına Kürt halkının parçası olmadığım için, haliyle “içeriden” önerecek bir sistematiğim yok, ben de anti kolonyalist yazarların öğrencisiyim. Ama artık şöyle yazabilirim; eğer genç sanatçı adayı bir kürt olsaydım, önce bu anti-kolonyalist literatürü hatmederdim. Çünkü ileride özetle göstermeye çalışacağım gibi, anti-kolonyalist aydınlar, ya da kolonileştirilmiş halkların aydınları, Mezopotamya gibi soykırımların coğrafyasında bağımsız sanat kuramı ve metodlarını ancak; anti-kolonyalist literatüre sırtlarını yaslayıp, evrensel sanatın teori ve pratik görgüsüyle geliştirebilirler. 

Bu olmadan sosyalizm mücadelesi de olmaz. Henüz kendisine sorma fırsaıtımız olmasa da “sosyalizmde israr, insan olmakta isrardır” cümlesindeki “insanı” anlamlandırma hususunda sözü Frantz Fanon’a bırakmak gerekir.

“Sömürgecilik (bence kolonyalizm/müstemlekecilik – nb) yalnızca bir halkı ağına düşürmekle ya da sömürgeleştirilmiş (kolonileştirilmiş- nb) halkın beyninden her türlü biçimi ve özü boşaltmakla yetinmez. Sapkın bir mantıkla, sömürgeleştirilmiş halkın geçmişine yönelir; bu geçmişi bozar, tahrif eder ve nihayetinde yok eder.” (Yeryüzünün Lanetlileri, Versus Kitap, s. 210, çev. Şen Süer) Kıyas götürmese de insanın “bunun soykırımdan farkı ne” diyesi gelmiyor mu? 

Hemen arkasına da yine sıkça alıntılanan “Siyah Deri, Beyaz Maskeler’deki” diğer bir şahbeyitini ekleyelim.

“Sizi sömürgeleştiren (kolonileştiren-nb) yabancıların sizde yarattığı en büyük yıkım, zamanla sizin kendinize onların gözüyle bakmanızı sağlamalarıdır.”

Peki, acaba Kürtlük, 4 parçada ayrı ayrı ve bütün olarak kolonyal bölge diktatörlüklerinin yarattığı bu yıkımların sonuçlarını nasıl yaşıyor? Bunu Kürt halkı nasıl ve ne kadar hissedebiliyor; farkındalığı ne durumda? Bunları anlamanın akademik çabası nasıl örgütlenir? Sanat alanında bu farkındalıkla üretilmiş eserler var mı? 

Sonuç Yerine

Bu yazı, Mezopotamya’da anti-kolonyalist mücadelenin ve sosyalizmin sentezini arayan bir İrfan ve sanat hareketinin tohumları üzerine sesli düşündü. Tolstoy’un estetik eleştirisinden ilhamla yazdığım denemenin güncellenmiş bir özetiyle bitirmek istiyorum. (https://nupel.tv/a-haluk-unal-tolstoyun-estetik-elestirisi-isiginda-sanatin-yeni-bir-tanimina-dogru/)

Fanon’un “sömürgeciliğin geçmiş tahribatı” ve “ötekileştirilmiş benlik” vurguları, bu tanımı kolonileştirilmiş coğrafyalarda yeniden yoğurmaya çalışır. İrfan, “gerçeğin tozlaşan, dökülen varlığının düşlerdeki gölgesini” görebilmemizi sağlar; hakikat arayışıyla buluştuğunda, sanat bir estetik eylem olmaktan öteye geçer; dekolonize bir bilinç ve kültürel direnişin aynası haline gelir. Kürt halkının soykırım ve diktatörlükle şekillenmiş yaraları, anti-kolonyalist literatür olmadan ne sanat ne de sosyalizm mücadelesi tam manasıyla kucaklayabilir. Fanon’un dediği gibi, “sömürgeleştirilmiş halkın beyninden özü boşaltmak”, sanatın evrensel teorisiyle birleştiğinde, genç Kürt sanatçı adaylarının bağımsız bir kuram geliştirmesi elzemdir. Tolstoy’un birleştirici sanat anlayışı, bu bağlamda, kolonileştirilmiş halkların geçmişini yeniden inşa etme çabasıyla başka bir anlam kazanır. 

İşte bu nedenle bence anti-kolonyalist aydınları hatmetmeden ve bu yönde (amaca uygun) kültürel mücadele araçları geliştirmeden, “sosyalizmde israr” tek başına bir anlam taşımaz. Bu noktada Frankfurt okulu da M. Bookchin komünalist paradigması da imdadımıza yetişemez. Ne yazık ki henüz, bütün nehirleri buluşturan, batı merkezci olmayan bir sosyalizm paradigması da geliştirilebilmiş değil.

Burada yazıyı, bir önceki bölümde sanatta devrim kavramı için kullandığım Bertolt Brecht örneği gibi, Ghobadi’nin Kaplumbağalar da Uçar filmine bakarak bağlayalım. Çünkü felsefede ve teoride sanatçı önden gider, kuramcı/düşünür, onun izinden gelmelidir. Yolumuz somuttan soyuta, soyuttan somutadır.

Bu arayışın somut bir izleği bence, Bahman Ghobadi’nin Kaplumbağalar da Uçar filminde hayat bulur. Film, Irak-Türkiye sınırındaki bir Kürt mülteci kampında, Saddam Hüseyin’in düşüşü sonrası mayın toplayarak yaşamaya çalışan çocukların hikayesini anlatır. Bu çocuklar, savaşın acımasızlığını omuzlarında taşırken, umudu ve direnişi de sessizce taşır; bir kaplumbağanın uçma hayali gibi, kolonileştirilmiş ruhların özgürlük arayışını simgeler. 

Ghobadi’nin kamerası, bu masumiyetin tahribatını şiirsel bir dille gözler önüne serer; ötekileştirilmiş bir halkın sesini, Batı’nın sömürgeci bakışından arındırarak duyurur. Film, Kürt kültüründen izler taşıyarak, evrensel bir insanlık mesajıyla “ölmeden önce ölmek” tasavvufi anlayışını yansıtır; benliği aşan bir estetikle, kolonyal yıkımları onarmayı dener.

Brecht’in epik tiyatrosu, seyirciyi pasif bir izleyicilikten çıkarıp toplumsal değişime zorlarken, Ghobadi’nin filmi de kolonileştirilmiş halkların farkındalığını uyandıran bir etkili bir ayna tutar. Sanat, böylece, İrfan’la yoğrulmuş bir dekolonizasyon ve insanlık arayışına dönüşür; Mezopotamya’da bu ateş, umudun ve direnişin kaynağı olur. Kürt halkının dört parça üzerindeki mücadelesi, bu sanatla görünür kılınmalı; akademik çabalar ve eserler, bu farkındalığı örgütlemelidir.

Buraya son olarak Grok’un önerdiği, hepsini okumadığım, bir Okuma Listesi de bırakmak istiyorum. Anti-Kolonyalist Literatür

  • Edward Said, Oryantalizm (1978) – Batı’nın Doğu’yu ötekileştiren söylemini analiz eder.
  • Frantz Fanon, Yeryüzünün Lanetlileri (1961) – Sömürgeciliğin psikolojik ve kültürel etkilerini ele alır.
  • Aimé Césaire, Söylev: Sömürgecilik Üzerine (1950) – Sömürgeciliğin barbarlığını ve dekolonizasyonun gerekliliğini savunur.
  • Ngũgĩ wa Thiong’o, Decolonising the Mind (1986) – Sömürgeci dillerin kültürel tahribatına karşı yerel dillerin önemini vurgular.
  • Chinua Achebe, Parçalanma (Things Fall Apart) (1958) – Afrika’daki sömürgecilik sürecini bireysel ve toplumsal düzeyde işler.
  • Amílcar Cabral, Ulusal Kurtuluş ve Kültür (1970) – Kolonileştirilmiş halkların kültürel direniş stratejilerini tartışır.
  • Gayatri Chakravorty Spivak, Subaltern Konuşabilir mi? (1988) – Sessizleştirilmiş grupların temsiliyet sorununu inceler.
  • Albert Memmi, Sömürgeciliğin Portresi (1957) – Sömürgeci ve sömürgeleştirilmiş arasındaki dinamikleri analiz eder.
  • Homi K. Bhabha, Ulusun Yeri (1994) – Postkolonyal kimlik ve hibridite kavramlarını derinlemesine ele alır.
  • Audre Lorde, Sister Outsider (1984) – Feminist ve anti-kolonyalist bir perspektiften ötekileştirilmiş sesleri savunur.
  • Bell Hooks, Ain’t I a Woman? (1981) – Siyah kadınların sömürgecilik ve cinsiyetçilikle mücadelesini inceler.
  • Chandra Talpade Mohanty, Under Western Eyes (1984) – Üçüncü Dünya kadınlarının Batı merkezli feminist söylemlerle ötekileştirilmesini eleştirir.
  • Lila Abu-Lughod, Veiled Sentiments (1986) – Sömürgecilik ve patriyarkanın kadınlar üzerindeki etkilerini antropolojik bir yaklaşımla inceler.

Bu eserler, anti-kolonyalist mücadelenin teorik ve pratik boyutlarını anlamak için bir başlangıç noktası sunar. Mezopotamya’daki sanat ve direniş arayışında bu literatür, yeni bir estetik ve insanlık vizyonu geliştirmek için ilham verebilir.

İlginizi Çekebilir

Mecit Zapsu: Tarihsel Adımlarla Geleceğe Işık Tutmak
Zilan Katliamı’nın üzerinden 95 yıl geçti

Öne Çıkanlar