Araştırma: İstanbul’da genç suç çeteleri giderek güçleniyor

GenelGündem

Fransa merkezli Le Monde gazetesi, İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin büyük kentlerinde gençler arasında giderek yayılan suç çetelerini mercek altına aldı.

Gazete, ”Türkiye’nin büyük şehirlerinde, ergenler ve genç yetişkinlerden oluşan suç çeteleri son yıllarda hızla büyüdüğü” ifadelerini kullandı.

Yeni kuşak suç çetelerinin temel gelir kaynağının sentetik uyuşturucu olduğu vurgulanan haberde, resmî verilere göre, son 10 yılda suça karışan çocuk sayısının 100 binden 202 bine yükseldiği belirtildi.

Kasım ayı itibarıyla cezaevlerinde bulunan çocuk sayısının 4 bin 682 olduğu, bu rakamın Fransa’daki oranın yaklaşık altı katına denk geldiği kaydedildi.

2023–2024 eğitim öğretim yılında 218 binden fazla öğrencinin okuldan ayrıldığı, uyuşturucuya başlama yaşının ise 14’e kadar düştüğü belirtildi.

Gazetenin konuyla ilgili yaptığı geniş araştırma şöyle:

” Türkiye’nin büyük şehirlerinde, ergenler ve genç yetişkinlerden oluşan suç çeteleri son yıllarda hızla büyüdü. Suç oranlarındaki büyüme, sentetik uyuşturucu ticaretindeki patlamayla körüklendi. Kavga son derece vahşiydi; yalnızca birkaç saniye sürdü ama Türkiye’den geçen yeni fay hatlarını gözler önüne serdi. 23 Aralık 2025’te karar açıklandıktan sonra, öfkeyle tepki veren genç sanıklardan birinin duruşma salonundan çıkarılmasına hâkim tarafından karar verildi. Aynı derecede genç olan diğer bazı sanıklar, İstanbul’un uzak dış çeperlerinde yer alan Silivri-Marmara Cezaevi Yerleşkesi’ndeki devasa duruşma salonunda sanık kürsüsünde oturuyordu.

Sanıkların üçte biri reşit değil

Hâkimin emri vermesiyle birlikte, sandalyeleri fırlatarak mahkeme jandarmalarına saldırdılar. Görevliler biber gazı ve coplarla karşılık verdi. Bu sırada hâkimler, tam bir kargaşa içinde yan kapıdan salonu terk etti. Bu duruşma, son yıllarda Türkiye’nin büyük şehirlerinde hızla büyüyen aşırı şiddet yanlısı gençlik çeteleriyle mücadelede ibretlik bir örnek olmayı amaçlıyordu. İstanbul’un en güçlü çetelerinden birinin adını taşıyan ve bu nedenle “Dalton davası” olarak anılan dosya, aylar süren bir soruşturmanın ardından 362 iddianameyle sonuçlandı.

Sanıkların yaş ortalaması 20 idi; üçte biri hâlâ reşit değildi ve yalnızca küçük bir kısmı –en tecrübeliler– 30 yaşın üzerindeydi. Şiddet kapasitelerine dair başka bir kanıta ihtiyaç varsa, Daltonların önde gelen isimlerinden ve davanın sanıklarından biri olan, “Timocan” lakaplı 21 yaşındaki Ahmet Mustafa Timo’nun Mart 2025’te MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) tarafından Irak’tan iade edilmesi, İstanbul’daki Irak Konsolosluğu’na yönelik silahlı bir saldırıyı tetiklemişti. Türk gençliğinin aşırılıklarını genellikle nadiren ele alan iktidara yakın gazeteler bile bu olayı haber yaptı. Örgütün iki lideri, Bahadır Akdağ ve Zafer Boyun, duruşma salonundaydı.

Haklarında örgütlü suç, cinayet, silah ve uyuşturucu ticareti, kara para aklama, hırsızlık ve gasp suçlamaları vardı ve her biri 12’şer kez müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Diğer cezalar bir yıldan 700 yıla kadar değişiyordu. Yaklaşık 60 sanık beraat etti; bunlar arasında, müzikleri Amerikan gangsta rap’inden esinlenen iki rapçi Doğan Tarda (Heijan) ve Muhammet Nedim Doğan (Muti) da vardı. 34 sanığın dosyası ise duruşmaya katılmadıkları için ayrıldı.

Birçoğunun boyunlarına kadar uzanan dövmeleri var

Bu grup, örgütün tarihsel liderlerinden ve artık birbirine rakip iki ismi de içeriyordu: Halen İtalya’da tutuklu bulunan Barış Boyun ile Rusya’da ev hapsinde olan, “Can Dalton” lakaplı Beratcan Gökdemir. 51 kez mahkûmiyet 1984’te Malatya’da doğan Boyun, İstanbul’un turistik ve hareketli Beyoğlu semtinde büyüdü. Burada yasa dışı kumar faaliyetleri yürüttükten sonra uyuşturucu ticaretine ve silahlı suçlara yöneldi. Gizli bir tanığa göre hızla yükseldi ve devlet kurumları içindeki bazı kişilerle bağlantılar kurdu. 2020’de tutuklandı, kefaletle serbest bırakıldı ve ardından önce Gürcistan’a, sonra İtalya’ya kaçtı. 1997 doğumlu Gökdemir ise 23 yaşına gelmeden 51 kez hırsızlıktan mahkûm edilmişti. Cezaevinde bulunduğu bir dönemde “Can Dalton” olarak tanındı. Tahliye olduktan sonra uyuşturucu ticaretine girdi ve Boyun’la yolları kesişti; çetelerini birleştirdiler. Gökdemir, grubun silahlı kanadının başına geçti, ancak 2024’te, iddiaya göre karanlık bir mali anlaşmazlık nedeniyle Boyun’dan uzaklaştı. Silivri’deki duruşma salonunda bulunan tutukluların neredeyse tamamı spor kıyafetler giyiyordu ve hepsinin saç kesimi neredeyse aynıydı: kulakların üstü tıraşlı, üst kısmı biraz daha uzun. Birçoğunun boyunlarına kadar uzanan dövmeleri vardı.

Duruşma boyunca son derece gergin bir atmosfer hâkimdi; tutuklular zaman zaman hiçbir neden yokken birbirlerine hakaret ediyordu. Gazeteci Osman Çaklı ile birlikte Yeni Nesil Çeteler adlı araştırma kitabını yazan yazar Sadık Güleç, uzun süredir organize suç gruplarının Türkiye’nin büyük şehirlerinde nasıl güç kazandığını ve bu ağların uyuşturucu ticaretinden gelen parayla nasıl beslendiğini izliyor. Güleç’e göre çeteler, “faaliyet alanlarını son yıllarda ortaya çıktıkları yoksul ve çeper mahallelerin çok ötesine taşıdı.” Dalton çetesi de dâhil olmak üzere en büyük gruplar arasında Red Kitler, Casperlar, Şirinler ve Çirkinler yer alıyordu. Devam eden davalar ve soruşturmalarda adı geçen çete üyeleri sayıldığında, çoğu genç olmak üzere yaklaşık 5.000 kişiye ulaşıldığını belirtiyor.

Son sayım, ülkede faaliyet gösteren 49 suç çetesine işaret ediyor. İtalyan polisinin Boyun’un telefonu üzerinde yaptığı dinlemeler, çete liderinin cezaevinde bulunan yaklaşık 300 kişiye maddi destek sağladığını ortaya koydu. Öte yandan “Can Dalton”, sosyal medyada defalarca 100 silahlı adamı sokağa dökebileceğiyle övündü. Nitekim 19 Kasım 2025’te, Gökdemir’in doğum gününü kutlamak için İstanbul’un çeşitli semtlerinde onlarca kişi havaya uzun namlulu silahlarla ateş açtı. Bu “kutlamalara” ait görüntüler, İzmir, Mardin ve yurt dışındaki yaklaşık bir düzine şehirden çete üyeleri tarafından çevrim içi paylaşıldı.

Alarm veren göstergelerin sayısı iyimserliğe pek yer bırakmıyor

Cezaevlerinde 4.682 çocuk Çete olgusunun boyutu TikTok ve Instagram’da görülebilse de, resmi istatistiklere de yansıyor. Son 10 yılda Türkiye’de suça karışan çocukların sayısı iki katından fazla artarak 100.000’den 202.000’e yükseldi; özellikle son beş yılda keskin bir hızlanma yaşandı. Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi sosyolog Tuna Kuyucu, bu artışın “gençler arasındaki şiddet davranışlarındaki keskin yükselişin ve çeteleşmenin, uzun vadede ülkeyi Brezilya ve Meksika’ya benzer bir duruma sürükleyebilecek ciddi bir sorun” olduğunu söylüyor. Bu karşılaştırma, özellikle cinayetler açısından abartılı görünebilir; zira Türkiye bu alanda hâlâ Latin Amerika ülkelerinin oldukça gerisinde. Ancak alarm veren göstergelerin sayısı iyimserliğe pek yer bırakmıyor. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) verilerine göre, 3 Kasım 2025 itibarıyla cezaevlerinde 4.682 çocuk bulunuyordu; bu sayı Fransa’nın neredeyse altı katı.

Ayrıca 2023-2024 eğitim-öğretim yılında 218.053 çocuk okulu bıraktı. Uyuşturucu kullanımına ilişkin araştırmalar ise kullanıcı yaşının giderek düştüğünü gösteriyor: İlk kullanım yaşı 2010’da 15-16 iken bugün 14’e geriledi. “Yoksul mahallelerden gelen gençleri –ve sadece onları değil– yasa dışı olan ve neredeyse kendilerine dayatılan tekstil atölyelerindeki ucuz iş gücünün bir parçası olmak yerine kendi yollarını çizmeye iten bütün bir ortam var,” diyen Güleç, bu yeni nesil çetelerin oluşumunun uzun ve kademeli bir sürecin sonucu olduğunu vurguluyor. Türkiye, geçmişten beri organize suçla uğraşıyor; bu yapı, ülkenin siyasi ve ekonomik çalkantılarına uyum sağlayarak dönüşmeyi başardı. En belirgin özelliği ise büyük mafya babalarının iktidardaki hükümetlerle ayrıcalıklı ilişkiler kurmasıydı.

Gençlik çeteleri ise sokaklardan çıktı. Zamanla, bazen kendi inisiyatifleriyle, bazen de bazı suç ağlarının manipülasyonuyla, Yenibosna, Bahçelievler, Şirinevler, Bağcılar ve Esenyurt gibi mahallelerden, Gülsuyu, Okmeydanı, Gazi ve 1 Mayıs gibi sol örgütlerin yoğun olduğu, daha politize bölgelere yayıldılar. Bu sol kalelerin bazılarında çeteler, siyasi gruplarla silahlı çatışmalara girdi. 2013’te, Gülsuyu’nda uyuşturucu ticaretini protesto etmek için yapılan bir gösteri sırasında 21 yaşındaki Hasan Fefrit Gedik’in vurularak öldürülmesi, bu çetelerin kanlı tarihinde bir dönüm noktası oldu. “Kamikaze dronlar” Özellikle bonzai (sentetik kannabinoid) ve metamfetamin gibi sentetik uyuşturucuların kullanımındaki keskin artışla birlikte, yeni gençlik çeteleri kendilerine özgü yöntemler geliştirdi. Sosyal medya, taraftar grupları ve cezaevleri aracılığıyla farklı mahallelerden çocukları devşirdiler.

Bu çocuklar çete liderleri için önemli bir avantaj sağlıyor: Daha kolay yönlendirilebiliyorlar ve yargılandıklarında reşit olmadıkları için çok daha hafif cezalar alıyorlar. Çoğu zaman operasyonların en ön saflarında yer alan bu gençler, kendi ifadeleriyle “kamikaze dronlar” olarak kullanıldı. “Eskiden mahallede güçlü bir dayanışma vardı, insanlar birbirleriyle konuşurdu,” diyor eski bir Gülsuyu muhtarı. “Bugün gençler göğsü çıplak ölmeye hazır. Birini öldürüp hapse girmek onlar için bir madalya gibi.” Latin Amerika’nın gecekondu mahallelerinde olduğu gibi bu çetelerin sokaklarda silahlarla dizildiğini görmezsiniz. Daha çok düşük profilli hareket ederler; genellikle ikişerli motosikletlerle dolaşır, sokakları gözetler ya da kafelerde takılırlar. Uyuşturucu ise WhatsApp veya Signal gibi mesajlaşma uygulamalarında yabancı numaralar üzerinden sipariş edildikten sonra teslim edilir. Onları fark etmek için Gazi ya da Esenyurt gibi mahallelerin duvarlarına dikkatle bakmak gerekir. Genç çete üyeleri, liderlerinin baş harflerini, sloganları ya da sadakat ve bağlılık ifadelerini sprey boyayla yazar.

Çeteler Türkiye’de güçlü bir görünürlük kazandı

Çevrim içi ortamda ise çok daha görünürler; iletişimi ustalıkla kullanırlar. Güleç’e göre, “orada rakiplerini uzaktan izliyor, suikastlar için bağlantılar kuruyor ve büyük uluslararası karteller adına uyuşturucu taşıyorlar.” Öte yandan, “bazıları geldikleri mahallelere göre kendi ‘adalet’ anlayışlarını uyguluyor,” diye ekliyor. Çete üyeleri bu kapsamda bazı belediye başkanlarının görevden alınmasını protesto etti. Hatta Dalton üyeleri de dâhil olmak üzere bazıları, Mart 2025’te tutuklanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve iktidarın başlıca muhalifi Ekrem İmamoğlu’na destek için düzenlenen mitinglerde görüldü. Çete üyelerinin profillerine ve mahallelerine bağlı olarak, sosyal medya hesaplarında kimi zaman Alevi ya da Kürt azınlıklara mensup kişilerin ağırlıkta olduğu, kimi zaman ise Türk bayraklarının öne çıktığı görülüyor. Geçmişin suç gruplarının aksine, kendilerine isim bile vermeyen yapılardan farklı olarak bu çeteler Türkiye’de güçlü bir görünürlük kazandı. Hatta öyle ki, ülkenin eski yeraltı dünyası patronlarını bile rahatsız etmeye başladılar. 20 Aralık 2025’te Berlin’de, Dalton çetesi tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen silahlı bir saldırı, bir Türk iş insanının villasını hedef aldı ve yeraltı dünyasının bazı önemli isimlerini şoke etti. Ertesi gün, failler hakkında bilgi verenlere 500.000 euro ödül verileceği internette duyuruldu.

İlginizi Çekebilir

DEM Parti: Halep’te yapılan saldırılar ve işlenen insanlık suçları barışın önünü tıkayan gelişmelerdir
Fırat Aydınkaya: İslamcılarla Ne Yapacağız?

Öne Çıkanlar