Orta Doğu’nun kanla çizilmiş sınırlarında bugün yeni bir sayfa açılıyor; ancak bu kez kalemi tutanlar, sadece başkentlerdeki küresel aktörler değil. Yıllardır “dünyanın en büyük devletsiz ulusu” olarak anılan Kürtler, özellikle Rojhelat (Doğu Kürdistan) ekseninde artık Washington’ın kapısını “rica” ile değil, ağır bir “fatura” ile çalıyor.
Masadaki soru net: “Bizi bir kez daha aldatmayacağınızın teminatı nedir?”
Rojava deneyimi Kürdler için belleklerde silinmeyecek bir travma. Rojhelat’taki partiler koalisyonunda yeralan PJAK, KDP-İ, KOMALA, PAK ve diğer Kürd partileri, ABD İsrail ve AB’nin oyun kurucularının karşısına oturduğunda odadaki en büyük “hayalet” Rojava’dır. Biz Kürd aktivistler ve siyasetçiler için Rojava, sadece bir direniş değil, aynı zamanda küresel dünyanın pragmatizminin ne kadar “öldürücü” olabileceğinin kanıtıdır.
2019’da Trump’ın bir tweet ile müttefiklerini ateşe atması, 2025’te bölgedeki dengelerin değişmesi ve HTŞ (Colani) gibi yapıların öncelenmesi, Kürt hafızasında derin bir yara açtı. Kürd oyun kurucu aktörler artık şunu biliyorlar: Hava sahası size kapalıysa, karadaki kahramanlığınız sadece trajedinizin süresini uzatır. Bu yüzden Rojhelat’taki Kürdistani hareketler haklı olarak soruyor: “Bugün İran’a karşı sizinle yürürsek, yarın sabah gökyüzünü cellatlarımıza mı devredeceksiniz?” Kağıt üstünde vaat değil, Anayasal Statü! Kürdler için artık “geçici askeri iş birliği” devri bitmiştir.
PJAK’tan PAK’a kadar tüm bileşenlerin ortaklaştığı kırmızı çizgi, Anayasal Statü’dür.
Federasyon: Yarın kurulacak demokratik bir İran’da, Kürt kimliğinin anayasal güvence altına alındığı bir federal yapı.
Diplomatik Muhataplık: Kürtlerin artık “kullanışlı birer gerilla gücü” olarak değil, Cenevre’de, New York’ta masanın asli unsuru olarak tanınması.
Çelikten Bir Gökyüzü: Erbil’den Mahabad’a kadar uzanan hatta, sadece hibe edilmiş silahlar değil; bizzat Amerikan personelinin yönettiği, Tahran’ın füzelerini havada imha edecek bir kalkan.
Ankara ve Tahran’ın “Kürt Fobisi” İttifakı
Elbette bu haklı taleplerin karşısında devasa bir duvar var. Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Ankara, Rojhelat’ta elde edilecek bir statüyü, kendi sınırları içindeki Kürt meselesinin “nihai çözülüşü” ve Türkiye’nin stratejik olarak kuşatılması olarak görüyor.
Öte yandan, Tahran’daki dini liderler, Kürt dağlarına kurulacak bir Amerikan hava savunma sistemini “İran’ın kalbine saplanmış bir hançer” olarak kodluyor. Her iki başkent de farklı ajandalarına rağmen, Kürtlerin bir “özne” haline gelmemesi konusunda zımni bir suç ortaklığı yürütüyor.
Sonuç: Dağlardan Başka Dostumuz, Şartlarımızdan Başka Güvencemiz Yok!
Donald Trump yönetimi veya bir sonraki Washington sakini şunu iyi anlamalı: Kürtler artık “bedava” risk almıyor. İran gibi devasa bir devlet mekanizmasına karşı göğsünü siper etmenin bedeli, belirsiz teşekkür mesajları olamaz. Eğer ABD ve diğer küresel güçler bölgede gerçek bir müttefik istiyorsa; Kürtlere sadece silah değil, siyasi kimlik ve geçirimsiz bir gökyüzü borçludur.
Aksi takdirde, biz Kürtler için o eski söz her zamankinden daha geçerli kalacaktır: “Dağlardan başka dostumuz yok.” Ama bu kez ekliyoruz: “Ve şartlarımız kabul edilmeden, hiçbir dağ sizin için güvenli değil.”








