Behice Feride Demir: Üstadlar ve Leyla Ariç

Yazarlar

Bir insanın hangi ismi alacağı genelde ebeveynlerin siyasi ve kültürel ölçülerine bağlıdır.

Bu seçimin çocuk üzerinde tam olarak nasıl bir etki yarattığını bilmiyorum ama elli beş yaşındaki bir arkadaşım, mütedeyyin terminolojiden gelen adının ruhunu yansıtmadığından yakınarak anne babasına olan sitemini hâlâ sürdürüyor.

İsimlerin kendine göre bir canlılığı veya cazibesi olduğu muhakkak. Soy ve ailelerin yönetimlere hâkim olduğu dönemlerde,  bu  tekrarın ataları anmanın gereği olduğu politik tarihten de bolca karşımıza çıkıyor: Henri IV, Louis XIV, Albert IV, Nikola II, Elizabeth II bunun birkaç örneğidir.

Kürt mirliklerinin federasyon şeklinde örgütlenmesi ve iç çekişmelerin fazla olması nedeniyle böyle bir kodlanmaya sıkça rastlamıyoruz. Ancak isim üzerinden iz sürmenin toplumumuzda da yaygın olduğunu biliyoruz.

Özellikle siyasal gelişmelerin hız kazandığı ve kimi figürlerin kitleler nezdinde sevildiği zamanlarda bazı isimlerin övünç ya da bir aidiyet belirtisine dönüştüğü biliniyor. Bu durum, 1990 sonrası gerilla adları üzerinden Kürtçe isimlerin artışında karşımıza çıkıyor.

Geçtiğimiz günlerde Leyla ile Mecnun’un Kürtçeye çevrildiğini duyunca, Leyla isminin bizdeki sembolik önemi de kendiliğinden aklıma geldi.

Çağları aşan ve neredeyse tüm milletlerin kulağına giden bu mesneviye ilişkin saatlerce sohbet yapılabilir ve günümüzdeki muadillerine mercek tutulabilir.

Bugün halk arasında Leyla ile Mecnun üzerine Vikipedi’ye sığmayan bilgiler mevcut. Ancak Nizami Gencevî’nin 1188 yılında yazdığı kitabın varlığı, bu bilgileri resmîleştien ilk eserdir. Gencevî’nin eseri, Dr. Perwîz Cihani tarafından Kürtçeye çevrilmiş.

Söz konusu Leyla ile Mecnun olunca, elbette herkesin söyleyecek bir sözü var. Leylalar ülkesi sayılan Kürdistan’da, Leyla’ya dair hikâyelere kayıtsızlık olmaz.

Her ne kadar Kürt kadınlarının medar-ı iftiharı ve aşktaki ustası Zîn’a Botan olsa da, Leyla’nın da hatırı yüksektir. Hatta Leyla isminin Zîn’den daha revaçta olduğu söylenebilir.

Ancak mesele, revaçtaki isim çokluğundan ziyade üstad Leylalar’dır. Bu üstadların kendine has tabiatı ve teveccühleri vardır.  20. Yüzyıldaki ilk üstad Leyla’mız elbette Leyla Bedirhan’dır. Şahsî ve sanatsal hayatı hakkında gün geçtikçe yeni şeyler öğreniyoruz.

İkincisi Leyla Qasım’dır. Ve Qasım’ın farklı bir mirası var.

Üçüncüsü ise tabii ki Kürdistan’ı Ankara’ya hatırlatan ve yükselen mücadeleyi kadınlar adına sahiplenen Leyla Zana’dır.

Leyla Zana’nın siyasî bir idol olarak ortaya çıktığı mücadele, bugün politik ve askerî değerler açısından çok farklı aşamaları tartışıyor.

Kuzey Kürt hareketinin en önemli ayağı olan kadın mücadelesi, birçok doğal reformun gerçekleşmesini sağlamış ve gelinen aşamalarda hak sahibi olduğunu ispatlamıştır.

Kürtlerin statü talebi bir hakikattir. Ancak Kürdistanlıların kadın-erkek eşitliğini çağa göre yapılandırmak zorunda olduğu da açıktır. Cinsiyet eşitliği ve pozitif ayrımcılık, bugün Kürt kadınları için ulusal kimliğin bir parçasıdır.

Nihayetinde kadınlar, 2025 yılında uluslararası hukuka göre garanti altına alınmayan hiçbir hakkın kalıcı olmayacağını biliyor ve bunun için arayışlarını sürdürüyor.

Bu yüzden 1930’ların, 1974’lerin, 1990’ların ve 2024’te Leyla Ariç olarak karakterize edilen Leylaların sırrı ve sorunu ortaktır.

2024’te Netflix’teki bir filme mevzu olan ve BM kürsüsünde dünyayı kurtaran üç kişiden biri olan Leyla Ariç rolünün bu mücadelenin toplamı olduğu kesin.

Aşkta, savaşta, sanatta, evde, işte, bilimde ve siyasette; dört parçada barbarlığa karşı mücadele veren her Kürt kadının bir Leyla olduğunu ve dünyayı yönetmeye hakkı olduğunu hatırlamak zorundayız.

Bunun hayal olmadığını biliyoruz.

Bugün bu saatlerde dahi, kelli felli küçük Mecnunlar komisyonlarda, koltuklarda ve makamlarda oturup çarşaf çarşaf işlevsiz demeçler verirken; kadınlar yine yollarda, savaş ve barış arasındaki belirsizliği kendilerince netleştirmeye çalışıyor.

Biliyorlar ki dağlar, saraylar, tahtlar, bahtlar ve kürsüler asıl sahiplerinde olmadığı sürece, Leylalar hep mücadele halinde, Mecnunlar da hep mevzide fırsat kollayacak.

Cigerxwîn “Leyla kî ye?” diye sormuş, Seydayê Tîrêj de şöyle cevaplamıştı:

Me al hilda ye ber jorê
Bi darê kotek û zorê
Digel te ku neçî gorê
Bi hesret û bela Leylâ

 

İlginizi Çekebilir

Everest’in doğusundaki kar fırtınası nedeniyle mahsur kalan 1000’den fazla kişi kurtarıldı
Halep: Kürt mahallerine abluka kaldırılmadı

Öne Çıkanlar