CHP’li Aysu Bankoğlu, Amasra’da 13 yaşındaki bir çocuğun 36 kişi tarafından sistematik istismara maruz bırakıldığı iddiasına ilişkin davada iktidarın sessizliğini eleştirdi. Bankoğlu, dosyadaki ifadelere ve HTS ile baz kayıtlarına dikkat çekerek çocuk koruma mekanizmalarının işlevini yitirdiğini savundu.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Amasra’da 13 yaşındaki bir çocuğun 36 kişinin cinsel istismarına maruz bırakılmasının ardından başlatılan soruşturmaya ilişkin yaptığı açıklamada, istismar skandallarının sıradanlaştırılmasına ve iktidarın sessizliğine tepki gösterdi.
Bankoğlu, mağdur çocuğa adli görüşme odasında duygusal zorlama yaşatıldığını, bu durumun kabul edilemez olduğunu söyledi. Bir failin dosyaya giren ifadelerini aktaran Bankoğlu, “Bir sanık dosyaya giren bir yazışmasında istismarın ‘ekmek, yemek karşılığında’ olduğunu belirtmiş. Normal bir ülkede yer yerinden oynaması gereken bu vahşet karşısında, iktidarın ve kurumların sessizliği, politikaların ne denli köreldiğini göstermektedir” dedi.
“POLİTİKALAR KÖRELDİ”
Çocuk koruma sisteminin büyük bir enkazın altında kaldığını kaydeden Bankoğlu, mahkemenin mağdur ve sanıklar arasındaki irtibatın tespiti için Ocak 2025 ile Mayıs 2026 tarihleri arasındaki (yaklaşık 1,5 yıll) tüm HTS ve baz istasyonu verilerini istediğine dikkati çekti.
“13 yaşında bir çocuk tam 500 gün boyunca bu faillerin pençesinde, telefon trafiklerinin ve baz istasyonlarının takibindeyken yetkililer neredeydi?” diye soran Bankoğlu, “Bir sanık dosyaya giren bir yazışmasında istismarın ‘ekmek, yemek karşılığında’ olduğunu belirtmiş. Normal bir ülkede yer yerinden oynaması gereken bu vahşet karşısında, iktidarın ve kurumların sessizliği, politikaların ne denli köreldiğini göstermektedir” ifadelerini kullandı.
Bankoğlu, bu tablonun sadece adli bir vaka değil; siyasi, hukuki ve toplumsal bir çöküşün özeti olduğunu vurguladı.
Bankoğlu açıklamasında şunları söyledi:
“Amasra’da 13 yaşındaki bir çocuğun, 36 kişi tarafından sistemli bir şekilde istismara maruz bırakılması, ülkemizde çocuk koruma sisteminin ne denli büyük bir enkaz altında kaldığının en acı kanıtıdır. Bu olay bir gecelik bir trajedi değil, bir buçuk yıla yayılan sistematik bir karanlıktır. Mahkeme, mağdur ve sanıklar arasındaki irtibatın tespiti için Ocak 2025 ile Mayıs 2026 tarihleri arasındaki (yaklaşık 1,5 yıllık) tüm HTS ve baz istasyonu verilerini istemiştir. 13 yaşında bir çocuk tam 500 gün boyunca bu faillerin pençesinde, telefon trafiklerinin ve baz istasyonlarının takibindeyken yetkililer neredeydi? Okulda olması gereken bu çocuk, bir buçuk yıl boyunca nasıl fark edilmedi? Amasra’da yoksullukla terbiye edilen, eğitimden kopan 13 yaşındaki bu çocuk için 300-500 lira için pazarlık yapmışlar. Bir sanık dosyaya giren bir yazışmasında istismarın ‘ekmek, yemek karşılığında’ olduğunu belirtmiş. Normal bir ülkede yer yerinden oynaması gereken bu vahşet karşısında, iktidarın ve kurumların sessizliği, politikaların ne denli köreldiğini göstermektedir. Bir yanda 13 yaşında bir çocuk, diğer yanda tam 36 istismarcı! Bu tablo, sadece adli bir vaka değil; siyasi, hukuki ve toplumsal bir çöküşün özetidir.
“BAKANLIKLARIN İHMALİ YOK MU?”
İstismar olaylarının pik yaptığı bu dönemde, iktidar hala ‘sıradanlaşma’ zırhına bürünerek sorumluluktan kaçmaktadır. 13 yaşındaki bir çocuğun eğitimden koparak böyle bir karanlığın içine düşerken, Milli Eğitim ve Aile Bakanlıkları ne yapıyordu? Çocukları okulda tutamayan, onları sokakların ve istismarcıların insafına terk eden bu sistem, failler kadar suçludur. Yıllardır ‘çocuğun rızası’ kavramının arkasına sığınanlar, ‘bir kereden bir şey olmaz’ diyerek istismarı meşrulaştıranlar, bugün karşımıza çıkan bu 36 kişilik utanç tablosunun asıl mimarlarıdır. Üstelik sanık listesinde yer alan 36 kişiden birçoğunun doğum tarihleri 2004, 2005, 2006 ve hatta 2007’dir. Faillerin bir kısmının yine suça sürüklenen çocuk (SSÇ) statüsünde olması, çocukları koruma ve suçu önleme mekanizmalarının bütünüyle iflas ettiğinin resmidir.
“MAĞDUR ÇOCUĞA GÖZETİM ALTINDA YAPILAN ZORLAMA KABUL EDİLEMEZ”
Mağdur çocuğun Adli Görüşme Odası’ndaki (AGO) beyanlarında gözetim altındayken dahi ‘kan kustum’ ifadesi nasıl açıklanabilir? Yetkililer, mağdur çocukları korumak yerine aile yılı diye propaganda yapmakla meşgul. Tam da bu yönüyle Saray’ın ‘Aile Nüfus On Yılı’ politikası, Türkiye’nin gerçeklerinden kopuk çocukları korumaktan aciz bir zihniyetin ürünüdür. Sokaklarda çocuklar uyuşturucu pençesinde can çekişirken, okullar boşalırken ve çocuklar onlarca kişinin istismarına uğrarken; bu iktidarın çıkıp da aile planlaması adı altında kadınlara cinsiyetçi dayatmalarda bulunması insanların aklıyla alay etmektir. Çocuklar eğitimden kopmuş, işçi yapılmış. Uyuşturucu başta olmak birçok suçtan adli sisteme girmiş. Fuhuş ve istismara maruz kalan binlerce çocuklar var. Hal böyleyken çocuk yapın diye aile yılı gerekçesiyle kadınlara cinsiyetçi dayatmalar yapılıyor. Aileler, iş cinayetinde ölsün, istismara uğrasın, eğitimsiz, geleceksiz ve yoksul yaşasın diye mi çocuk yapsınlar!
DURUŞMA 6 TEMMUZ’DA
Bu vahşetin sıradanlaşmasına, dosyanın kapalı kapılar ardında unutulmasına asla izin vermeyeceğiz. Bu vahşete alışmayacağız! Hukuki süreci çocuğun üstün yararı ilkesini gözeterek en ince ayrıntısına kadar takip ediyoruz. 23’ü tutuklu, 36 sanığın yargılandığı bu davanın 6 Temmuz 2026 saat 09:40’ta görülecek duruşmasında, adalet yerini bulana kadar sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Çocuklarımızı koruyamayan bu iktidar düzenine karşı, güvenli bir geleceği hep birlikte inşa edeceğiz.”
/Kaynak: Birgün/











