“Yeniden yapılanma”yı zorunlu kılan iki temel olgu vardır:
-Birincisi, değişen çağ ve toplumu,
–İkincisi, politik yapıların “karşı direnci”.
Bu iki olgu (başka güç ve yapıları bilemem ama) Kürt siyasal güçlerini değişim sorunsalıyla baş başa bırakmıştır ancak sorun “nesnel” olmaktan çok “öznel”dir. Her kavramın ya da yapının başına “demokratik”i koyarak, “saldım çayıra, mevlam kayıra” rahatlığıyla demokratik kimlik kazandığını varsayan bir zihniyet hasıl olmuştur. Oysa doğru ifade “demokratik TEKEL”dir. Zira “demokratik” vurgusunun içi boştur, daha çok algı operasyonuyla ilgilidir. Bir kamuflajdır; “etkin gizle(n)me” yöntemidir. Neredeyse başında “demokratik” ifadesi olan tek kurum, tek yapı, tek oluşum yok gibidir. Sübjektiflik, öznellik de buradan beslenir.
Nesnel-öznel ilişkisi…
Nesnel olan, her durumda öznel olanla örtüşmez. Çoğunlukla çelişir ve çatışır. “Nesnel”in dili yoktur. Genellikle kolay manipüle edilir ancak “öznel”in dili uzundur. Kendini konuşturmasını bilir. “Duruma göre” hareket eder! Kendini kolay ezdirmez! “Nesnel” tarihsel ve güncel şartlarla ilgilidir. Çağrı yapar ancak müdahale etmez. Son sözü “öznel”e bırakır. Öznel ise kendinin dışında herkese çağrı yapar!O her zaman “merkez özne”dir. Dinamodur, öncüdür. Değişmesi gereken değil, değiştirendir!
“Nesnel olan”, tarihsel-toplumsal şartlar ve bu şartların oluşturduğu değişim gereksinimidir. “Öznel olan” ise devrim-değişim sorumluluğunu üstlenmiş yapıların değişim karşısındaki tutumudur. “Nesnel olan” tarihsel mekân ve zaman içinde ortaya çıkar ancak akışı değiştirmez. Akışı değiştirecek, ona yön verecek olan “öznel olan”dır. “Öznel”, “genel”in çağrısına uyarak gereğini yapar. “Öznel”in sorunlu yapısı “nesnel”i zorlar ve bozar. “Nesnel” ile “öznel” arasındaki çelişki derinleştikçe “öznel olan” gericileşir. Yarattığı “iç direnç”le değişime ket vurur. Böylece tarihi şanslar, fırsatlar heba olur…
Nasıl mı?
Birincisi: “Öznel” olan, genel değişim sürecinin kendisini de değiştireceğini bilir. Bu nedenle konfor alanını, ayrıcalıklı imtiyazlı konumunu kaybetmemek için bir tür illüzyona başvurur. İlgiyi kendine değil, genele odaklar. Değişimi sadece toplumsal alanla sınırlı gören bir eğilim oluşturur. Böylece “öznel”i, bir diğer ifade ile kendini değişimden muaf tutar.İlgili yapı ve güçlerde “sorun yok” algısı yaratır ve bu algıyı toplumsal tabanda pazarlar. Böylece “nesnel olan” değişse de kendi değişmeden kalır.
İkincisi: Siyasal yapılarla sınırlı kalmayıp her alana sirayet eden “diğerinden – bir yerlerden bekleme” halidir. Burada birey ya da yapı her şeyi kendinde merkezileştirir, kimseye inisiyatif tanımaz; ademi davranmaz. Ancak risk oluştuğunda sorumluluk almaz, “özne” olmak yerine, başka yerleri işaret etmeye başlar!
Kişiselleşmiş kamuflajlar…
Bugün hangi kuruma, hangi politik yapıya giderseniz gidin şunu görür ya da duyarsınız: “Değişim, içsel (öznel) bir süreç değil; dışsal (nesnel) bir meseledir” ve “Değişimi engelleyen tek güç vardır; o da siyasal erktir. Başka da engelleyeni yoktur. Kısmen iç direnç, iç gerilik vardır ancak engel değildir.” Kendini aklayıcı, karşıya yıkmacı bir mantık bu…
Ayrıca şu da var: Değişimi doğrudan üstlenmez, “dayatılan şey” olarak görür ve öyle de işler. Kendi değil, birileri başlatmıştır. Sorumluluk “başlatan”dadır. Dolayısıyla sonuçlardan O sorumludur. Bu edilgen yaklaşım yarattığı yanılsamalarla “iç direnci” kamufle eder. Böylece politik birim, yapı, kadro ve kurumlar kendini değil, süreci tartıştırır olur. Topun ağzına “başlatan”ı koyar. İşler tersine döndüğünde de onu suçlar. İlginç bir eğilimdir, iyi pazarlar. Tutmadı mı kaçar. Bu anlayışın öncülük vasfı yoktur. Kendinde sorun görmez. “Değişim ihtiyacını”, toplumda, ülkede, bölgede hatta küresel dünyadagörür ancak kendinde görmez. Kendini tartışmaya açmaz. Genel süreci, koşulları, faktörleri gündeme açar, tartıştırır ama kendini tartıştırmaz!
Böylece yığınca sorun askıda kalır. 20 yıllık legal siyaset nedir, ne yaratmıştır? Mevcut yapıların niteliği nedir? Öncülük vasfı var mıdır? Hangi eğilimi ifade ediyor? Politik öncü ya da kadronun değişim karşısındaki tutumu nedir, kaynağı nedir? Daha birçok soru yanıtsız kalır…
Mevcut anlayış ve eğilimler aşılmadan değişim olmaz…
Hakikat şudur: Değişimin özü, “demokratik sosyalizm” ya da “kolektif/yatay sosyalizm”dir. Tüm bu gericiliğin özü, sosyalizme dirençtir! Başka bir adı, tanımı, nedeni olamaz; yoktur. Bürokratik konformist, popülist ve icazetli siyaset, yapı içindeki demokratik sosyalist özü bastırmıştır. Bu anlayışın tasfiyesi şarttır. Ancak bu tasfiye, aynı özellikleri taşıyanlar eliyle gerçekleşemez. “Tasfiye edenlerin tasfiyesi” ya da “özeleştirisi”, “arınarak yeniden katılımı” yoluyla doğruya ulaşılabilir. “Nesnel” ile “Öznel” bağı doğru kurulabilir.
Son 20 yılın, ağırlıkla da 10 yılın Türkiye sahası özeti: Orta yolculuktur, oportünizmdir, popülist, konformist siyasettir. İknaya, dolayısıyla bilgi ve bilime kapalı akıldır. İcazetli ancak bir o kadar da egosantrik kişiliktir.
Yeniden yapılanma sadece “nesnel olan”a dayandırılır “öznel olan” es geçilirse, değişim maalesef başka bahara kalır!











