*Burada ABD-İsrail belirleyici rol oynuyor gibi. İran, Türkiye gibi ülkeler daha çok statüyü koruma arayışında. Siyasi haritanın değişme olasılığı hayli yüksektir…
*Kürtler Ortadoğu’nun önemli değişim dinamiği zaten. Güvenlik açığının yarattığı bir yapı değil. Ortadoğu’da bir değişimden bahsedilecekse Kürtler bunun asli unsurudur. Kürtler kaos+kaos denkleminin dışına çıkan, güçleri “çatışmasızlık” zeminine çekmeye çalışan tek güç. Ortadoğu’nun savaş doktrinlerinin yarattığı kaos+kaos denkleminden çıkışının tek yolu da bu, başka yol yok…
*
Munzur Press’ten Mehmet Bidav’ın yazar Delil Karakoçan ile yaptığı söyleşinin ikinci ve son bölümünde Ortadoğu’daki siyasal dönüşüm dinamikleri, klasik blokların dağılması ve sonrasında oluşan güç boşluğunda Kürtlerin oynayabileceği rol ele alındı…
Mehmet Bidav: Peki bölgesel ölçeği baz aldığımızda demokrasi güçlerinin daha başka hangi etkilerinden bahsedilebilir? Örneğin klasik karşı bloklar dağıldıysa bunun ne gibi sonuçları olabilir?
Delil Karakoçan: “Doğa boşluğu sevmez” diye bir deyim vardır. Politik doğa da bir biçimde kendini onaracaktır. Tabii bu ifadem biraz kendiliğindenlik içeriyor. Hakikat şu: Sonuçlar kadar yeni şekillenmeye etki edecek olan güç merkezleridir. Burada ABD-İsrail belirleyici rol oynuyor gibi. İran, Türkiye gibi ülkeler daha çok statüyü koruma arayışında. Siyasi haritanın değişme olasılığı hayli fazladır. Bana göre ABD’nin yarattığı tablo kaos+kaostur. Müdahaleleri sorun çözmüyor; statüyü bozuyor ancak “iki ucu açık rejimler”e yol açıyor. Bunun anlamı şu: Ne hâkim yapılar tam tasfiye ediliyor ne de muhalefet tam iktidar oluyor. Aslında buna ikili bağımlılık da diyebiliriz. İktidar da muhalefet de aynı küresel merkeze bağımlı hale geliyor ya da getiriliyor
MB: Biraz konudan mı saptık, yoksa bu bağlamda devam edebilir miyiz?
DK: Hayır. Bunu şunun için belirtiyorum. ABD müdahalesinin yarattığı fiili durum var. Ama bu demokratik değerler içermiyor. Fiili bir durum ancak devrimci durum değil. ABD daha doktrinel sonuçlar peşinde. Hak ve özgürlüklere odaklı değil. Demokrasi ile halkların kaderlerini tayin hakkı ile Lozan’ın yarattığı sonuçları ortadan kaldırmayla doğrudan bir ilişkisi yok. Beklenti içinde olmak sadece avuç yalatır. O kadar.
Sorunuza gelince; durumun iki yönü var. Birincisi, yeni karşı bloklar oluşabilir. Seküler ayrışmanın hızlanması durumunda klasik ittifaklar yerini başkasına bırakabilir. Bence durum pek de net değil. Yeni Türk-Kürt ilişkisinin yasal/anayasal zemin bularak demokratikleşmeye yol açması Cumhuriyetin asli unsularını buluşturabilir. Ama bu bir olasılık. Diğeri ise, klasiğe dönüşen Kürtleri geleneksel sol/demokratik güç ilişkilerinin dışında yeni arayışlara götürebilir oluşudur. Ciddi belirsizlikler var. Zamana ihtiyaç var…
MB: Peki, Kürtler bu süreçte potansiyellerine uygun bir rol oynuyor mu?
DK: Kürtler bu süreci hızlandırabilir. Bir diğer anlatımla, defacto, yani fili durumu devrimci duruma evirebilir, tek güç ya da güçlerden biri. Kürtlerin tutumu özellikle de siyasal aklı yeni ve etkin toplumsal örgülerle yeni dinamiklerle buluşarak/yaratarak Ortadoğu kaotiğini, Ortadoğu aydınlanmasına evirecek kanallar açabilir. Açamasa da dinamiği olabilir. Gerçekten de küçümsenmeyecek etkileri var. Sanırım bunları akıl tutulması yaşayan çevreler dışında herkes görüyor. Her şeyden önce radikal İslami direnç kırılmıştır. Kırılmanın etkileri Suriye ile sınırlı değildir; Ortadoğu ölçeklidir. Seküler yapılara yeni kanallar açılmıştır. Ulusçu militarist yayılma da kırılmalar yaratarak kendi sınırlarına çekmiştir. Daha genel anlamda seküler, anti militarist demokratik kimliğin yarattığı uluslararası bir ilgi ve sempati da var. Sanırım daha da gelişecek…
MB: Burada iç ve dış denklem sorunsalı ortaya çıkıyor. İç denklemin dış denklem; yani Ortadoğu sorunsalıyla uyumu sağlanabilir mi?
DK. Bence problem de burada. Dış denklem olarak ABD+İsrail’in yarattığı fiili durum, Türkiye’deki iç denklemle uyuşmuyor. En azından şimdilik böyle. Kürtler, iktidarla çözüm arayışı ile Ortadoğu’da oluşan fiili durumdan yararlanma ikileminde kalmış gibi gözükebilir. Pragmatistler, siyasal gerçeklikten kopuk fırsatçı bir akılla Kürtlere “fiili durumu” işaret ediyor. Karşılık bulmayınca da Kürtleri “fırsat tepici” olarak değerlendiriyor.
MB: Sizce Kürtler mevcut ikilemde neye yönelmeli, hangisini tercih etmelidir? Ya da ne yapıyor?
DK: Şimdi iktidarın Suriye ve Ortadoğu zemininde Kürt karşı pozisyonu zorlayıcı bir unsur. Kazandırmadığı gibi yalnızlığa da itiyor. Ancak Türkiye’de okumaları ulusal sınırların dışında Ortadoğu zeminine taşıyan daha gerçekçi düşünen en azından bu arayışta olan bir akıl da oluşuyor gibi. Geleneksel tutum olarak karşıtlık fikri ve fikrin fiili duruma yaptığı olumsuz basınç çözümü her iki zeminde de (Türkiye ve Ortadoğu) riske ediyor. Kürt tarafının nasıl bir tutum alacağı elbette bu realiteden bağımsız olamaz. Ancak Kürt hareketinde izlediğim bir husus var.
MB: Nedir o?
DK: Fiili durumu görüyor, iyi okuyor ancak fırsatçı değil. “Pratik fayda” mantığıyla yaklaşıp, pragmatizme kaymıyor. İdeolojik direnç gibi algılanabilir bu, ama değil. Tutarlı davranıyor; politik ahlaki toplum saiki ile hareket ediyor. Eğer doğru tanıyorsam, belki abartılı olacak ama dünya yıkılsa demokratik çözümden vazgeçmez. “Hadi koşullar oluştu bir ulus-devlet kuralım” demez. “İktidarla yakaladığımız momenti bozalım, fırsat da gelmişken ABD+İsrail ittifakına girelim” gibi cümleler kurmaz.
MB: Peki ne yapacak o zaman?
DK: İki denklemden birini seçmeyecek diye düşünüyorum. Bir yandan değişim ve demokratikleşme sürecinin gereklerini yerine getirirken öte yandan defactodan yararlanıyor. Ancak bu “yararlanma” pusuya yatmak gibi değil. Kürtler Ortadoğu’nun önemli değişim dinamiği zaten. Güvenlik açığının yarattığı bir yapı değil. Ortadoğu’da bir değişimden bahsedilecekse Kürtler bunun asli unsurudur. Kürtler kaos+kaos denkleminin dışına çıkan, güçleri “çatışmasızlık” zeminine çekmeye çalışan tek güç. Ortadoğu’nun savaş doktrinlerinin yarattığı kaos+kaos denkleminden çıkışının tek yolu da bu, başka yol yok…
İran da İsrail de hegemonik ve yayılmacı güçler. Biri Filistinli sivilleri katlederken, diğeri idam sehpaları kuruyor.
MB: Peki, son olarak şunu soralım. Belki ayrı konu ama söyleşiyi yaptığımız zaman diliminde İsrail-İran savaşı çıktı. Aslında savaş denebilir mi, tartışılır. Kürtler ikiye ayrılmış gibi. Bir kesim Filistin faktörü üzerinden İran’ı, diğer bir kesim İran’ın Kürt kırımı üzerinden de İsrail’i destekliyor. Ne diyorsunuz?
DK: Son derece duygusal ve içgüdüsel. Pek anlamlı değil. Kürtler ya da Türkler, taraf olmak, taraflardan birini tutmak gibi bir tutum içinde olamaz. İran da İsrail de hegemonik ve yayılmacı güçler. Biri Filistinli sivilleri katlederken, diğeri idam sehpaları kuruyor. İran Kürtleri ve demokrasi güçleri için şafak, sehpa demek. İsrail’de farklı değil. O da soykırımcı. Nasıl desteklenebilirler? Bu bir hegemonik savaştır; kirlidir. İnsanlık suçudur. Halklar, ilerici aydınlar savaşa karşı durur. Doğru ve gerçekçi olan demokratik alternatifi geliştirmektir.










