*Bu turun bende uyandırdığı en güçlü duygu, şüphesiz bir asır öncesine; Celadet Elî Bedirxan’ın ayak izlerine doğru yapılan o tarihi yolculuğun verdiği eşsiz coşkuydu. Bedirxan’ın yüz yıl önce pedal çevirdiği bu güzergahta pedal çevirmek harika bir duyguydu.
*Bu bisiklet turunda Celadet Elî Bedirxan’ın entelektüel ve siyasi kimliğinin yanında güçlü sporcu yönünü de keşfettik. Bir düşünün; o dönemin zorlu y Alp Dağları arasında kıvrılan, yokuşlu ve oldukça uzun bir yolu sadece üç günde katletmek, gerçekten de olağanüstü bir sporcu performansı gerektirir.
*Ayrıca Alp Dağları’nın göz kamaştırıcı güzellikleri ve tarihi şatoların bulunduğu güzergâhı seçmesi de ayrı bir hayranlık uyandırdı. Bu tercih, onun sadece coğrafi bilgisiyle kalmayıp, aynı zamanda tarihi ve kültürel miraslara olan derin ilgisini de ortaya koyuyor.
*Bisiklet turumuz 20 Temmuz ve 21 Temmuz günü belirlediğimiz güzergâhta pedal çevirerek geçecek. 3 günde yani 22 Temmuz’da Münih’te düzenleyeceğimiz “İsyan Yüzyılında Şêx Seîd Hareketi Üzerine Bir Tartışma” paneli, bu yılki etkinliklerimize eklediğimiz kültürel boyutun ilk ve oldukça anlamlı bir adımı olacak.
Filiz Deniz /Nûpel
Kürt dilbilimci gazeteci yazar ve siyasetçi Celadet Elî Bedirxan anısına Almanya’nın Münih kentinde bu yıl 3’üncüsü düzenlenecek olan bisiklet turunun organizatörleri arasında olan araştırmacı-yazar İbrahim Şahin ile etkinlik üzerine konuştum.
İbrahim Şahin avukat ve araştırmacı Ömer Güneş ile Kürdistan’da Dengbejlik üzerine yaptıkları çalışmalardan da tanıyor.

Şahin ile Güneş’in Dengbêj Reso, Şakiro, Huseyno ve Mehmûdê Hesê’nın hayatları üzerine yaptıkları araştırmaların ve derledikleri eserlerin yer aldığı Antolojîya Dengbêjan serisinin ilki Dengbêj Reso ve Şakiro 20018 yılında yayınlandı. 3’üncüsü olan Dengbêj Huseyno 2021 yılında yayımlandı, Dengbêj Mehmûdê Hesê’nın ise 2023 yılında yayınlandı. Nûbihar Yayınları’ndan çıkan antoloji serisinin çalışmaları da devam ediyor.
Şahin’e yönelttiğim ve sorular ve onun verdiği yanıtlar şöyle:
Tanınmış ve saygın Kürt aydınlarından; Kürt dilbilimci, gazeteci, yazar ve siyasetçi Celadet Elî Bedirxan anısına Almanya’nın Münih kentinde bu yıl 3’üncü kez bisiklet turu düzenliyorsunuz. Tura Kürdistanlı akademisyen, aktivist, gazeteci, avukat ve iş insanlarından oluşan bir grup katılıyor. Öncelikle bu fikrin nasıl oluştuğunu sormakla başlamak istiyorum?
Bu yıl Münih’te üçüncüsünü düzenlediğimiz ve artık gelenekselleşen Celadet Elî Bedirxan anısına düzenlenen bisiklet turunun fikir tohumları, Bedirxan’in “GÜNLÜK NOTLAR (1922-1925)” adli anılarında saklıydı…
O anılar, Bedirxan’in Münih’te yaşadığı döneme ait günlüklerinden alındı. Orada 1923 yılında iki arkadaşıyla gerçekleştirdiği bisiklet turunu anlatıyor. 9 Haziran 1923’te, iki Alman dostuyla birlikte üç gün süren bir bisiklet macerasına atılıyorlar. Yaklaşık 250 kilometrelik bu yolu, pedallayarak üç günde tamamlıyorlar. Bu notlar bana ilk ulaştığında, sevgili Davut Yeşilmen de bu aktivitenin yüzüncü yıl dönümünde aynı rotada bir bisiklet turu düzenleme fikrini bana iletti. Bisiklet sürme deneyimi de olan arkadaşların bu düşüncesi bir anda içimde nüfuz etti. Bedirxan’ın geçtiği güzergâhı titizlikle belirleyerek, Münih ve farklı şehirlerinden gelen bir grup arkadaşla, tam da yüzüncü yıl dönümünde, yani 9 Haziran 2023’te, aynı rotada pedal çevirmeye karar verdik. Bu karar, Celadet Elî Bedirxan’ı anmak ve onun anılarını yaşatmak için atılmış anlamlı bir adımdı.

Bu turun sizde uyandırdığı en güçlü duygu ne oldu?
Bu turun bende uyandırdığı en güçlü duygu, şüphesiz bir asır öncesine, Celadet Elî Bedirxan’ın ayak izlerine doğru yapılan o tarihi yolculuğun verdiği eşsiz coşkuydu. Katılımcı tüm arkadaşlarımızın büyük bir heyecanla, Bedirxan’ın yüz yıl önce pedal çevirdiği bu güzergahta sergilediği güçlü performans, tarifsiz bir ruh birliği yarattı. Her bir pedal çevrilişinde, sanki geçmişle bugün arasında bir köprü kurulduğunu hissettik. Bu, gerçekten de harika bir duyguydu.
Bu aktivitenin en anlamı tarafı ise Celadet Elî Bedirxan’ın kültürel mirasını önemseyen arkadaşların zamanla bu etkinliğe dahil olmak istemeleriydi. Bu dayanışma ve ortak paydada buluşma arzusu, bizleri derinden gururlandırdı. Aynı zamanda, bu anlamlı ve gelenekselleşen etkinliği sürdürme azmimizi ve motivasyonumuzu daha da sağlamlaştırdı. Bir Kürt entelektüeline ait bir anının yüz yıl sonra bile bu denli yaşatılması, geleceğe dair umutlarımızı yeşertti.
Peki, bu tur katılımcılar üzerinde ne tür bir etki yarattı ve nasıl bir izlenim bıraktı?
Hiç şüphesiz en önemli etki Celadet Elî Bedirxan’ın çok yönlü kişiliği oldu. Zira bizler, onu yalnızca entelektüel, siyasi ve aydın kimliğiyle tanırken, bu bisiklet turuyla güçlü bir sporcu yönünü de keşfettik. Bir düşünün; o dönemin zorlu yol şartları, ağır ve vitesiz bisikletler… Tüm bunlar göz önüne alındığından, Alp Dağları arasında kıvrılan, yokuşlu ve oldukça uzun bir yolu sadece üç günde katletmek, gerçekten de olağanüstü bir sporcu performansı gerektirir. Aramızda binlerce kilometre yolu bisikletiyle katletmiş arkadaşlarımız bile Bedirxan’ın bu azmine hayranlıklarını gizleyemediler. Ara verdiğimiz anlarda kesinlikle ilk konuşulan konu, Celadet Elî Bedirxan’ın pek de bilinmeyen bu yönü oldu.
Ayrıca, Bedirxan’ın bisiklet turunu gerçekleştirirken Alp Dağları’nın göz kamaştırıcı güzellikleri ve tarihi şatoların bulunduğu güzergâhı seçmesi de ayrı bir hayranlık uyandırdı. Bu tercih, onun sadece coğrafi bilgisiyle kalmayıp, aynı zamanda tarihi ve kültürel miraslara olan derin ilgisini de ortaya koyuyor. Onun bu çok yönlü dehası, katılımcılarımızın zihninde silinmez bir iz bıraktı. Bir Kürt entelektüelinin bir asır öncesi bu denli donanımlı olduğunu öğrenmek heyecan vericiydi.

Arkadaş gurubu olarak şimdiye dek süren bu üç günlük bisiklet yolculuğu, hepimiz için eşsiz anlara sahne oldu. Gün sonunda konaklama tesislerine vardığımızda, yorgun bedenlerimizi dinlendirirken sohbetlerimize dil, kültür ve tarih gibi derin konular her defasında damgasını vurdu. Bu anlar, tam anlamıyla hepimiz için bedenin ruh ile buluşması gibiydi; yaşamın ve doğanın eşsiz güzelliklerini deneyimleyen bir bedenin, anlamlı düşüncelerle ve derinlikli sohbetlerle bütünleştiği anlar…
Belki de Celadet Elî Bedirxan’i anlamak tam da buydu: Yalnızca siyaset, kültür, tarih ve dil gibi konulara ilgi duymakla yetinmeyip, aynı zamanda doğanın, özellikle de dağların sunduğu güzellikleri yaşayarak onunla bütünleşmek çok daha güçlü bir anlam taşıyordu. Onun bu çok yönlü yaşam felsefesi, pedallarımızın her dönüşünde bize ilham verdi ve bu yolculuğu sadece fiziksel bir eylem olmaktan çıkarıp, ruhsal bir deneyime dönüştürdü.
Bisiklet turunuz sanırım Münih kültür etkinliğine de kaydedildi değil mi?
Daha öncede belirtiğim gibi Celadet Elî Bedirxan’ın anısına düzenlediğimiz aktivite ilkin onun bu tarihi yolculuğu Münih’te gerçekleştirmesiydi. Elbette pedal çevirmemiz sembolik bir aktiviteydi. Celadet Elî Bedirxan gibi bir Kürt entelektüelinin bunu gerçekleştirmesi bizim acımızdan çok daha büyük bir anlam kazanıyordu. Kürt Kültürü ve dilinin gelişiminde tarihi bir rolü olan bir Kürt entelektüelini anmak ve bu anmayı Münih gibi büyük bir Kürt nüfusuna sahip bir şehirde geçekleştirerek şehrin yıllık kültür programına kaydetmek elbette önemliydi. Münih şehrine ait Kürtlerin tarihi bir kesiti canlandırmak elbette en önemli nedenlerdendi.
İlk başladığınızda bunun gelenekselleşmesi noktasında nasıl bir yol haritası oluştu? İlk Turu’nda kaç katılımcı pedal çevirdi. Nerden başladı ne kadar sürdü?
İlk turumuza sadece altı kişiyle başladık. Bu, hem bir başlangıç olmanın getirdiği kısıtlamalar hem de organizasyonun zorlukları nedeniyle bilinçli bir seçimdi. Medya üzerinden geniş çaplı bir duyuru veya davetten kaçınmak zorunda kaldık.
Münih’in kenar mahallesi olan Neuried’den başlayan yolculuğumuz, Alplerin eteklerinde yer alan Garmisch şehrine uzandı. İlk gün yaklaşık 100 kilometrelik zorlu bir parkuru tamamladık ve ilk konaklamamızı Garmisch’te gerçekleştirdik.

İkinci gün, Almanya’nın en yüksek noktası olan Zugspitze Dağı’nın eteklerindeki Garmisch’ten ayrılıp Avusturya’nın Reutte kasabasına doğru pedalladık. Üçüncü ve son gün ise, Celadet Elî Bedirxan’in da varış noktası olan Algäu bölgesindeki Buching köyünde turumuzu noktaladık. Bu üç günlük bisiklet turunun sonunda yaklaşık 250 kilometrelik bir mesafeyi geride bırakmış olduk.
Bu yıl ve sonraki yıllarda tura sembolik olarak devam edeceğimiz için, Celadet Elî Bedirxan’in belirlediği orijinal güzergâhı iki güne sığdıracak şekilde yaklaşık 120 kilometrelik bir rotaya kısaltma kararı aldık. Böylece, hem mirasın ruhunu yaşatıyor hem de daha fazla katılımcıya ulaşmayı hedefliyoruz.
Sanırım katılımcıların çok renkli olmasına ek olarak bir de dikkatimi çeken pedal çevirenlerin farklı ülkelerden de katılım sağlamaları oldu. Bu durum aksamalara neden oluyor mu?
Katılımcıların çeşitliliği, sadece farklı meslek gruplarından olmalarıyla sınırlı değil; farklı ülkelerden gelen katılımcı arkadaşlarımızın varlığı da dikkat çekici. Açıkçası, uzaktan katılan dostlarımızın yanlarında bisiklet getirememesi dışında şimdiye dek ciddi bir aksaklık yaşamadık. Zira bu üç günlük etkinlik, ayni ruhun parçalarını bir araya getirdiği için, ortaya çıkabilecek küçük pürüzleri önemsiz kılıyor.
Bu sene kaç kişinin pedal çevirmesi bekleniyor?
Bu yılkı katılımcı kontenjanımızı 16 kişiyle sınırlı tuttuk. Bunun temel nedeni, daha önce de belirttiğim gibi, organizasyonun getirdiği zorlukları en aza indirmek. Ancak her yıl katılımcı sayımız artırarak bu geleneği sürdüreceğiz.
Bu sene iki gün sürecek bisiklet etkinliğimizin ardından son gün bir panel düzenleyeceğiz. Bu panel sayesinde, bisiklet turuna katılamayan ancak etkinliğe destek olmak isteyen dostlarımız da bizlerle olabilecek. Kürdistan’ın yani sıra Türkiye, İsviçre, Fransa ve Almanya’nın birçok şehrinden katılımcılar bekliyoruz. Bu çok renkli katılım etkinliğimize elbet zenginlik katıyor ve Celadet Elî Bedirxan’ın mirasını başta Kürdistan’ın bölgeleri arasına serilmiş sınırları anlamsızlaştırarak, uluslararası bir düzeyde anmamızı sağlıyor.
Dikkati mi çeken bir başka nokta ise pedal çevirenlerin erkeklerden oluşması neden Kürt kadınları bu organizasyonda yer almıyor? Buradan Kürt kadınlarına çağrı yapmak isterseniz ne dersiniz?
Evet haklısınız her sene kadın arkadaşlarımıza çağrı yapmamıza rağmen şimdiye kadar maalesef katılımlarını sağlayamadık. Etkinliğimizi daha anlamlı kılmak ve Münih’teki Kürt toplumuyla bütünleşmesini sağlamak adına kadınların da bu organizasyonda yer alması elbette büyük bir önem taşıyor. Kadınların katılımı şüphesiz etkinliğimize zengin bir sosyal ve kültürel boyut katacaktır. Kadınların da pedalları çevirmesi, etkinliğimizi toplumun tüm kesimlerini kucaklayan, daha kapsayıcı ve dinamik bir organizasyon haline getireceğini biliyoruz. Bu durum, aynı zamanda etkinliğimizin Münih’in kültürel çeşitliliğine de daha fazla katkı sağlaması anlamına gelecektir.
Buradan Kürt kadınların çağrı yapma fırsatını vermişken onlara sunun söylemek isterim; Münih’te düzenlediğimiz bisiklet turu ve beraberindeki kültürel etkinlikler sizlerin de katılımıyla daha anlamlı ve güçlü olacak. Bu organizasyon, sadece bir bisiklet turu değil, aynı zamanda bir araya gelme, dayanışma ve kültürel mirasımızı yaşatma etkinliğidir. Pedallarınızı çevirerek sadece bir spor etkinliğine katılmayacak, ayni zamanda Kürt kadının azmini ve toplumsal yaşamdaki yerini de görünür kılmış olacaksınız. Kürt kadının da bu etkinliğin bir parçası olması, hem bize ilham verecek hem de gelecek yıllarda daha fazla kadının cesaretlenmesine öncülük edecektir.
Bisiklet turu sonrası bir de Münih’te İsyan yüzyılında Şeyh Said hareketi üzerine bir bir panel gerçekleşecek. Fırat Aydınkaya, Ekrem Malbat, Mehmet Sena Sönmez, Yıldız Chakar, Sedat Ulugana, Ercan Çağlayan’ın katılacağı ve Avukat Ömer Güneş ve tarihçi Yakup Güneş’in moderatörlüğünde gerçekleşecek panel üzerine neler söylemek istersiniz?

Bisiklet turumuzun 20 Temmuz ve 21 Temmuz günü belirlediğimiz güzergâhta pedal çevirerek geçecek. 3 günde yani 22 Temmuz’da Münih’te düzenleyeceğimiz “İsyan Yüzyılında Şêx Seîd Hareketi üzerine bir Tartışma” paneli, bu yılki etkinliklerimize eklediğimiz kültürel boyutun ilk ve oldukça anlamlı bir adımı. Üç yıldır başarıyla sürdürdüğümüz bisiklet turu geleneğini, panel, sempozyum ve konferans gibi etkinliklerle zenginleştirme kararımız, Kürt toplumu ve Münih şehrinin kültürel dokusuna katkı sağlama amacıyla harika bir uyum sağlıyor. Bu adım, aynı zamanda, etkinliğimizi gelenekselleştirme ve onu daha geniş kitlelere ulaştırma anlamında büyük bir potansiyele sahip olduğunu söyleyebiliriz.
Neden Şimdi Şêx Seîd Hareketi sorusuna gelince, Şêx Seîd hareketinin yüzüncü yılında bu konuya odaklanmak, Kürt ulusal düşüncesinin gelişimini, politik ve siyasi fikirlerin Kürtler arasında nasıl şekillendiğini anlamak için kritik bir önem taşıyor. Tarihte başkaldırıya yol açan etkenlerin, hareketin yüzüncü yılında dahi güncelliğini koruyor olması, Kürtlerin tarihlerine dönüp bakma zorunluluğunu da beraberinde getiriyor. Bu konuyu ele alan panel, geçmişin izlerini sürmek ve bugünü daha anlamlı kılmak adına büyük bir öneme taşıyor.
![]()
Panelin, hareket öncesi Kürtlerin siyasal, politik ve sosyal yaşamına ışık tutması, dönemin aktörlerini derinlemesine incelemesi ve ulusal bir kimlik vaat eden bu hareketin kısa sürede yenilgiye uğramasının nedenlerini irdelemesi gerektiği vurgusu oldukça önemli bir içerik. Kısa sürmesine rağmen, yarattığım milli kültür düşüncesinin bir asır boyunca sürmesi ve gelişmesi gerçekten de üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Ekrem Malbat, Fırat Aydınkaya, Mehmet Sena Sönmez, Yıldız Chakar, Sedat Ulugana ve Ercan Çağlayan gibi konuya hakim konuşmacıların katılımıyla, Avukat Ömer Güneş ve tarihçi Yakup Güneş’in moderatörlüğünde gerçekleşecek panelimiz, dönemin etkenlerini etraflıca tartışmak ve farklı bakış açılarını bir araya getirmek adına güçlü bir platform oluşturacak.
Bu panel, sadece tarihi dönemi irdelemekle kalmıyor, aynı zamanda güncel tartışmalara zemin hazırlayarak Kürdistan ve Kürt ulusal kimliğinin oluşumunda farkındalığı da amaçlıyor. Münih’te yaşayan Kürt kitlesi için bir buluşma noktası olmasıyla beraber, şehrin genel kültür mozaiğine de önemli bir katkı sağlayacak.
Kürt toplumunun farklı kesimlerini ve her parçasından insanları bir araya getiren bu tür platformlar, diyalogu ve karşılıklı anlayışı teşvik etmesi acısından çok önemli olduğu kanısındayım.











