George Aslan: Dünya Anadili Günü’nde kadim bir miras; Aramice ve Süryanice

Yazarlar

Dil, insanların duygu ve düşüncelerini ifade etmesini sağlayan bir iletişim aracı olmanın çok ötesinde, bir halkın kimliğini, kültürünü ve tarihini taşıyan temel bir değerdir. Bir toplumun hafızası, gelenekleri, inançları, hikayeleri ve ortak deneyimleri dil aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılır.

Dünyada bugün binlerce farklı dil konuşulmaktadır. Her biri farklı bir tarihin, kültürün ve yaşam biçiminin izlerini taşır. Ancak bu dillerin önemli bir bölümü yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Küreselleşme, göç, şehirleşme, baskın dillerin yaygınlaşması, eğitim ve kamusal alanlarda yerel dillere yeterince yer verilmemesi gibi nedenlerle birçok dil giderek daha az kişi tarafından konuşulmaktadır. Bazı diller yalnızca yaşlı kuşakların hafızasında varlığını sürdürmekte, genç nesillere aktarılamadığı için sessizce kaybolmaktadır.

Her yıl 21 Şubat’ta, UNESCO tarafından ilan edilen Dünya Anadili Günü, dillerin insanlık mirasının vazgeçilmez bir parçası olduğunu hatırlatmaktadır. 1999 yılında UNESCO tarafından ilan edilen bu özel gün, dünyanın dört bir yanında tehlike altındaki dillerin yaşatılması için farkındalık oluşturmayı amaçlar. Bu vesileyle, kökleri binlerce yıl öncesine uzanan, Mezopotamya’nın kadim dili Süryaniceye dikkat çekmek istiyorum.

Sami dil ailesine mensup olan Süryanice, Aramice’nin bir lehçesidir. Özellikle M.Ö. 7. ve 6. yüzyıllardan başlayarak milattan sonraki ilk birkaç yüzyıl boyunca yukarı Mezopotamya’da; Urfa, Mardin, Turabdin, Urmiye ve Ninova çevresinde; ayrıca Antakya ve Halep dolaylarında, İsrail ve Filistin bölgelerine kadar geniş bir coğrafyada hem yazı dili hem de günlük konuşma dili olarak kullanılmıştır.

Milat döneminde Ortadoğu’da yaşayan halkların önemli bir kısmı bu dili konuştuğu için, İsa’nın da öğretilerini ve vaazlarını Aramice diliyle aktardığı kabul edilmektedir. Bunun yanı sıra, Kutsal Kitap’ın Eski Ahit bölümündeki bazı kısımların da Aramice olarak yazıldığı bilinmektedir.

Süryanice’nin altın çağı olarak kabul edilen  4. ve 7. yüzyılları arasında; teoloji, medeni hukuk, liturji, kilise müziği, dilbilgisi, şiir, mantık, felsefe, matematik, geometri, astronomi, tıp ve tarih gibi pek çok alanda etkin bir şekilde kullanılmıştır. Erken dönem Hristiyanlık teolojisinin önemli metinleri Süryanice kaleme alınmıştır. Bu bağlamda 4. yüzyılda yaşamış olan Aziz Efrem, Süryani edebiyatının en önemli isimlerinden biridir. Şiirsel ilahileri ve teolojik metinleri, hem Doğu Hristiyanlığı’nın gelişiminde hem de Süryanice’nin edebi bir dil olarak güçlenmesinde büyük rol oynamıştır. Süryanice metinler, Antik Yunan felsefesi ile İslam dünyası arasındaki düşünsel aktarımda da köprü görevi görmüş; özellikle çeviri faaliyetleri sayesinde Aristoteles gibi düşünürlerin eserleri Arapçaya aktarılmadan önce Süryaniceye çevrilmiştir.

Bu yönüyle Süryanice, yalnızca bir dil değil; bölgenin dini, kültürel ve tarihsel gelişiminde önemli rol oynamış köklü bir dil geleneğinin devamı niteliğindedir.

Arapların Ortadoğu bölgesine egemen olmasıyla birlikte Arapça’nın kullanımı giderek arttı ve buna paralel olarak Süryanice’nin etkisi de zamanla azalmaya başladı. Daha sonraki dönemlerde yaşanan savaşlar, göçler ve katliamlar Asuri/Süryani halkının nüfusunun azalmasına ve dolayısıyla Süryanicenin de zayıflamasına neden olmuştur.

Bugün Süryanice Türkiye, Suriye, Irak gibi ülkelerde ve yurtdışında yaşayan Asuri/Süryaniler içinde varlığını sürdürmektedir. Özellikle Avrupa’da, Almanya ve İsveç gibi ülkelerde, Süryaniceyi yaşatmak için çeşitli eğitim ve kültürel faaliyetler yürütülmektedir.

Türkiye’de ise Süryanice denildiğinde akla ilk gelen Mardin ve çevresidir. Mardin’de bulunan Mor Gabriel ve Deyrulzafaran Manastırları gibi dini merkezler Süryanicenin korunmasında önemli rol oynamaktadır.

Bugün bazı üniversitelerde ve özel kurslarda Süryanice dersleri verilmekte; dijital platformlarda Süryanice içerikler üretilmekte; genç kuşakların dili öğrenmesi için çaba sarf edilmektedir. Ancak bütün bu çabalara rağmen hala yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan diller kategorisinde bulunmaktadır.

Süryanice’nin kendine özgü bir alfabesi var. Estrangelo, Serto ve Doğu Süryani yazısı gibi farklı yazı biçimleri tarihsel süreç içinde gelişmiştir. Günümüzde Süryanice’nin doğu ve batı olmak üzere iki lehçesi var. Batı Süryaniler Batı Süryanice lehçesi ve yazı stilini, Doğu Süryaniler de Doğu Süryanice lehçesi ve yazı stilini kullanıyorlar. Bunun yanısıra halk arasında yaygın olarak konuşulan lehçe ve ağızlar da mevcuttur. Günlük yaşamda konuşulan bu lehçeler, yazı dilinden yer yer farklılıklar gösterir.

Günümüzde küreselleşme ve baskın dillerin yaygınlaşması, küçük topluluk dillerini tehdit etmektedir. Bu nedenle anadilde eğitim imkanlarının geliştirilmesi, kültürel hakların korunması ve dil öğretiminin desteklenmesi hayati bir gerekliliktir. Süryanice özelinde atılacak her adım, sadece Asuri/Süryani halkı için değil, insanlığın kültürel zenginliği için de değerli bir adım olacaktır. Süryanice, Mezopotamya’nın kadim sesini bugüne taşıyan güçlü bir araçtır. Onu yaşatmak tarihsel hafızayı, çok dilliliği ve çok kültürlülüğü savunmak demektir.

*

/Bu yazı İlke TV’den alınmıştır/

İlginizi Çekebilir

Nurullah Alkaç: İmparatorluktan Yokluğa Med-Kürd Denkliği
Sınırda geçişler duruyor: Suriye iki gümrük kapısını kapatıyor

Öne Çıkanlar