Hıdır Eren Çelik: Demokrasinin Demokratlara İhtiyacı Vardır 

Yazarlar

“Demokrasinin demokratlara ihtiyacı vardır.” 

Bu söz, Weimar Cumhuriyeti’nin ilk demokratik olarak seçilmiş Cumhurbaşkanı olan  Friedrich Ebert’e (1871–1925) atfedilmektedir. Ebert’in bu sözüyle anlatmak istediği  temel gerçek şudur: Demokrasi yalnızca anayasal düzenlerden, kurumlardan veya  seçimlerden ibaret değildir; onu yaşatan ve koruyan asıl güç, demokratik değerlere bağlı  yurttaşlardır. 

Bir ülkenin demokrasiye sahip olması tek başına yeterli değildir. Demokrasiye sahip  çıkmak, onu korumak ve geliştirmek sürekli bir toplumsal sorumluluk ve mücadele  gerektirir. Bunun en çarpıcı tarihsel örneklerinden biri Weimar Cumhuriyeti’nin yaşadığı  süreçtir. 

1918/1919 yıllarında kurulan Weimar Cumhuriyeti, demokratik bir anayasa ve  özgürlükçü kurumlar üzerine inşa edilmişti. Ancak demokratik kurumların varlığı,  demokrasiyi korumaya tek başına yetmedi. Ekonomik krizler, toplumsal huzursuzluklar  ve demokratik değerlere bağlı olmayan siyasi hareketlerin güçlenmesi sonucunda Adolf  Hitler, 1933 yılında seçimler yoluyla elde ettiği siyasi gücü kullanarak demokratik sistemi  adım adım ortadan kaldırdı. 

Ebert’in vurguladığı gerçek tam da buydu: Demokrasi ancak ona inanan, onu savunan ve  gerektiğinde sorumluluk alan yurttaşlarla yaşayabilir. 

Bu düşünce, İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman siyasetinin önemli isimlerinden biri olan  Willy Brandt’ın demokrasi anlayışıyla da büyük bir paralellik taşır. Brandt, demokrasiyi  yalnızca bir yönetim biçimi olarak değil, toplumsal yaşamı şekillendiren bir anlayış ve  sorumluluk alanı olarak görüyordu. 

“Demokrasi için daha fazla cesaret” sözüyle ifade ettiği gibi Brandt’a göre demokrasi,  pasif bir vatandaşlık anlayışı değil; katılım, diyalog ve sorumluluk gerektiren aktif bir  yurttaşlık bilincidir. 

Bugün dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de demokrasi tartışmaları yeniden  büyük önem kazanıyor. Yerel yönetimlere yönelik müdahaleler, kayyum uygulamaları,  muhalefet üzerindeki baskılar, sanatçılar ve toplumun farklı kesimleri üzerinde oluşan  korku atmosferi, demokratik hukuk devleti ilkeleri açısından ciddi sorular ortaya  çıkarmaktadır. 

Siyasetin temel meselelerinden biri, toplumun gerçek sorunlarının yerine sürekli kriz ve  gerilim ortamının geçirilmesidir. Ekonomik sorunlar, yaşam koşullarındaki zorluklar ve toplumsal beklentiler yerine korku ve kutuplaşma üzerinden bir siyasal atmosfer  oluşturulduğunda, anayasal ilkeler zayıflamakta ve demokratik kurumlara olan güven  zarar görmektedir. 

Demokrasilerde iktidarlar değişebilir, siyasi görüşler farklılaşabilir. Ancak anayasal  hakların, hukukun üstünlüğünün ve temel özgürlüklerin korunması her koşulda devam  etmelidir. Çünkü tarih göstermiştir ki demokratik sistemler yalnızca dışarıdan değil,  içeriden de zayıflatılabilir. 

Sadece anayasa ve kurumlar demokrasiyi korumaya yetmez. Avrupa tarihinde bunun  birçok örneği vardır. Savaş sonrası yeniden kurulan Federal Almanya demokratik  anayasal düzenini güçlendirmiş olsa da demokrasi hiçbir zaman kendiliğinden güvence  altında olmamıştır. Günümüzde radikal ve aşırı sağ hareketlerin yükselişi, demokratik  toplumların sürekli dikkat, bilinç ve mücadele içinde olması gerektiğini göstermektedir. 

Willy Brandt’ın demokrasi üzerine yaptığı şu vurgular bu nedenle bugün de önemini  korumaktadır: 

“Demokrasi bizim için bir amaç veya yarar meselesi değil, ahlaki bir sorumluluk  meselesidir.” 

“Biz seçilmiş kişileriz, seçilmişler tarafından atanmış kişiler değiliz. Bu nedenle  demokrasi için çaba gösteren herkesle diyalog arıyoruz.” 

“Demokrasimizin sonuna gelmiş değiliz; asıl şimdi onu gerçekten başlatıyoruz.” 

Brandt’a göre demokrasi yalnızca sandıkta oy kullanmak değildir. Demokrasi; farklı  düşüncelere saygı göstermek, toplumdaki herkesin söz hakkını kabul etmek, hukuk  içinde birlikte yaşamak ve ortak geleceği birlikte kurmaktır. 

Bu nedenle Friedrich Ebert’in yıllar önce söylediği “Demokrasinin demokratlara ihtiyacı  vardır” sözü bugün de güncelliğini koruyor. 

Çünkü demokrasi sadece devletlerin sahip olduğu bir sistem değil, aynı zamanda  yurttaşların, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların, basının ve siyasi partilerin ortak  sorumluluğuyla yaşayan bir toplumsal değerdir. 

Bugün Türkiye’de demokratik değerleri yeniden güçlendirmek, hukukun üstünlüğünü  savunmak ve demokratik kültürü geliştirmek için daha fazla demokrata ihtiyaç vardır. 

Bu şiirde düşlediğimiz ülkenin bir gün gerçeğe dönüşmesi dileğiyle. Özgürlüğün Çiçek Açtığı Yer… 

Özgürlüğün çiçek açtığı yerde,  

insanlık yeşerecek 

Barışın hüküm sürdüğü yerde, 

kardeşlik filizlenecek 

Sevginin olduğu yerde,  

Bir çöl bile düşüncelerin  

renga renk bahçesine dönüşecek 

Adaletin olduğu yerde, 

eşitsizlikten söz edilmeyecek 

İnsanlar olarak ,  

hep birlikte 

kuru bir çölü 

çiçek açan düşüncelere dönüştüreceğiz 

( 2019 yılında Almanca yazdığım “Wo die Freiheit blüht…” şiirinden çeviridir.

İlginizi Çekebilir

1991 Kürt Göçünü Anlatan “Safe Haven” Londra’da Sahnelenecek

Öne Çıkanlar