Hürriyet Kaytar: Özgürlüğün Kırılgan Kapısı

Yazarlar

Özgürlüğün yolunu açan kadınlar yalnızca kendi hayatlarını ortaya koymadılar; kolektif varoluşun bütün kurallarını yeniden kurmayı göze aldılar. Onların yürüdüğü yol sıradan bir hak arayışı değildi. O yol, korkunun, suskunluğun ve görünmezliğin parçalandığı bir tarihtir. Kadınlar kendilerine biçilen kaderi reddederek yalnızca eşitlik istemediler; özgürlüğün ne olduğunu yeniden tanımlamaya giriştiler. Bu yüzden kadın hareketinin tarihi sloganların değil, bedellerin tarihidir.

Özgürlük fikri bugün kimi zaman kolay telaffuz edilen bir kelime gibi görünse de o kelimenin arkasında ağır bir tarih ve büyük bedeller yatıyor. Evini, ailesini, hatta yaşamını ortaya koyan kadınların açtığı bir yol bu. Nice anne en kıymetlisini bu uğurda toprağa verdi. Nice kadın yalnız kaldı, dışlandı, baskı gördü ama yine de geri çekilmedi.

Bugün geriye dönüp baktığımızda kadın hareketi bize büyük bir tarihsel birikim bıraktı. Kadınlar kamusal alana çıktı, söz kurdu, örgütlendi, mücadele etti. Erkek egemenliğinin doğal kabul edildiği alanlarda derin çatlaklar oluştu. Kadınların sesi yalnızca aile içinde değil; siyasette, sokakta ve düşünce dünyasında da duyulmaya başladı.

Fakat mücadele büyüdükçe onun ruhu aynı derinlikte büyüyemedi; kimi zaman büyüyen yalnızca yapılar oldu. Özgürlük için açılan alanlar zaman zaman yeni iktidar alanlarına dönüşebildi. Bugün rekabetin, temsil kavgalarının ve görünürlük mücadelelerinin ortaya çıkması tesadüf değildir.

Çünkü özgürlük yalnızca dışarıdaki tahakküm ilişkilerini yıkmakla kazanılmaz. Asıl mesele, o tahakkümün bilinçte ve karakter yapısında bıraktığı izleri dönüştürebilmektir. İktidar hırsı fark edilmediğinde en kolay biçimde özgürlük alanlarının içine sızar. Böylece özgürlük iddiasıyla kurulan yapılar bile farkında olmadan aynı hiyerarşilerin ve görünmez iktidar mücadelelerinin yeniden üretildiği alanlara dönüşebilir.

Asıl sorun yalnızca yapıların değil, henüz dönüşmemiş öznenin kendisidir.

Bugün kadın hareketinin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri, mücadelenin zaman zaman içsel derinliğini yitirerek sembolik jestlere indirgenmesidir. Sokakta atılan sloganlar, sosyal medyada dolaşıma giren güçlü ifadeler ya da belirli günlere yoğunlaşan coşkulu söylemler, özgürlüğün yalnızca görünür yüzünü üretir. Oysa özgürlük bir günün heyecanından değil; uzun bir etik ve düşünsel dönüşüm sürecinden doğar.

Bunların hepsi görünürlük yaratabilir; fakat görünürlük özgürlüğün kendisi değildir.

Özgürlük yalnızca bir söylem değildir; bir ahlak, bir bilinç ve bir yaşam biçimidir. Bazen öyle bir noktaya geliyoruz ki mücadele ile onun temsili birbirine karışıyor. Mücadele etmek yerine mücadeleyi temsil etmek daha cazip hale gelebiliyor. Çünkü temsil, çoğu zaman gerçek dönüşümün yükünü taşımadan görünür olmanın en kolay yoludur.

Oysa özgürlüğün gerçek ağırlığını taşıyan kadınlar bu kadar kolay konuşmadılar. Onlar özgürlüğü slogan olarak değil, hayatlarının en ağır sınavı olarak yaşadılar.

Gerçekten özgürlüğü mü büyütüyoruz, yoksa zaman zaman onun yalnızca görüntüsünü mü üretiyoruz?

Kendini sorgulamayan hareket zamanla kendi sloganlarının içinde hapsolur. Çünkü sloganlar düşüncenin yerini aldığında mücadele hakikati arayan bir güç olmaktan çıkar; kendi tekrarını üreten bir düzene dönüşür. O andan sonra mücadele özgürlüğü büyütmez, yalnızca onun dilini tekrar eder.

Kadınların açtığı yol çok kıymetli. O yol hâlâ toplumun en güçlü dönüşüm potansiyellerinden birini taşıyor. Ama bu yolun açık kalması için mücadeleyi yeniden düşünmek gerekiyor. Ezberlenmiş cümlelerin ötesine geçmek, özgürlüğü yeniden ahlaki ve politik bir derinlikle inşa etmek gerekiyor.

Özgürlüğün kapısı bir kez aralandı; ama hâlâ kırılgan. Onu ayakta tutacak olan şey yalnızca geçmişin fedakârlıkları değil; bugünün dürüstlüğü, cesareti ve hakikatle kurulan ilişkidir.

Özgürlük sabit bir nokta değildir; her adımda sınanan, her kuşakta yeniden kurulması gereken kırılgan bir kapıdır.

İlginizi Çekebilir

İsrail: İran’da yeni lideri seçecek üst düzey isimleri hedef alacağız
Bizi Bağışla Yüksel Güran; Seni Kadınlığından Vurdular, Mani Olamadık

Öne Çıkanlar