Silivri’de görülen 402 sanıklı İBB Davası’nın 9’uncu gününde savunma yapan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, ilçede planlanan 72 katlı gökdelen projesine karşı çıktığını belirterek, “Müteahhitlerin istediğini yapmadığım için buradayım” dedi.
CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 106’sı tutuklu 402 sanıklı İBB Davası, bugün görülmeye devam ediyor.
Duruşmayı sanık yakınları, aileleri ve CHP’li isimler takip etti.
CHP Milletvekili Turan Taşkın Özer’in duruşma salonuna alınmadığı görüldü.
CHP’li vekiller Ali Mahir Başarır, Mahmut Tanal, Turan Taşkın Özer, Özgür Karabat ve Bahadır Erdem’in duruşma salonuna girişinin yasaklandığı belirtildi.
Avukatlar, 5 milletvekilinin duruşma salonuna alınmamasını mahkeme başkanına sordu. Mahkeme başkanı, “Başsavcılığın takdiri” şeklinde yanıt verdi.
19.00 | ŞAHAN SAVUNMASINI GÖZYAŞLARIYLA BİTİRDİ
Resul Emrah Şahan Sırrı Süreyya Önder ile konuşmasını anlatarak savunmasını bitirdi. Şahan, “Sırrı Süreyya Önder ‘bizim takatimiz kalmadı, bu ülke için ne yapacaksınız siz yapacaksınız’ dedi. Hakim Bey, bırakın da yapalım” dedi. Şahan savunmasının ardından gözyaşı döktü.
18.00 | RESUL EMRAH ŞAHAN SAVUNMASINA DEVAM ETTİ
Aranın ardından Şahan’ın savunması devam etti. Resul Emrah Şahan, Torunlar Center’la ilgili “Mecidiyeköy’ün göbeğinde, dev bir spor alanıyken parsel bazlı plan tadilatıyla milyar dolarlık bir rant projesine dönüşen Torunlar Center’dan bahsediyoruz. Hatırlayın, burada daha önce 11 işçi can vermişti. Şimdi benim dönemimde, ’12 bin metrekarelik alan inşa edeceğim, katları keseceğim, dokuz katı birleştireceğim’ diyorlar. Biz de ‘Bir dakika dur’ diyoruz. Kentin deprem gerçeği varken bu iş öyle keyfi yapılmaz; usulü neyse o uygulanır. Başvuruyorlar, reddediyoruz; usulsüzlük yapıyorlar, ceza kesiyoruz. Ama tutuklanan Resul Emrah Şahan” dedi.
Şahan şöyle konuştu:
“KONU TAMAMEN MEVZUATA AYKIRI BİR TALEP VE BİZİM BU TALEBE KARŞI SERGİLEDİĞİMİZ YASAL DURUŞTUR”
“Sayın Başkanım, şimdiye dek bir belediye başkanı olarak, kamusal sorumluluklarım ile müteahhitlerin mevzuata aykırı esneklik talepleri arasında kalmam nedeniyle haksız yere nasıl tutuklandığıma dair birkaç örnek verdim. Şimdi dosyadaki diğer konu olan Torunlar Center, yani kamuoyunda bilinen adıyla Eylem 40 meselesine değineceğim. Bu olayda da durum farklı değil; konu tamamen mevzuata aykırı bir talep ve bizim bu talebe karşı sergilediğimiz yasal duruştur. Süreci teker teker açıklayacağım. Firma, imar mevzuatına aykırı bir tadilat yapmak istiyor; belediye ekiplerimiz de bunu tespit ederek yasal tarifeye uygun cezai işlem uyguluyor. Bu aykırılık giderildiğinde ise ceza otomatik olarak düşüyor. Bunu, bir kaçak yapının mühürlenip ceza kesilmesi, yapı yıkıldığında ise cezanın infazının tamamlanması gibi düşünebilirsiniz.
“OLASI BİR AFETTE, AFET İÇİNDE AFET YAŞANMASINA NEDEN OLUR”
Peki, bahsettiğimiz bu yer neresidir? Buranın geçmişini hatırlatmakta fayda görüyorum. Sayın Başkanım, burası 2010-2011 yılına kadar Ali Sami Yen Stadı’ydı. 1999 depreminde toplanma alanı olarak kullanılan, çevresindeki yapılaşmanın en fazla 5-6 kat olduğu bir bölgeydi. Ancak 2012 yılında burası ‘Özel Proje Alanı’ ilan edildi ve parsel bazında yapılan plan tadilatıyla İstanbul’un göbeğinde milyarlık bir rant projesine dönüştürüldü. Fotoğraflara bakarsanız, yan taraftaki binaların hiç değişmediğini, hala depreme dayanıksız 5-6 katlı yapılar olduğunu görürsünüz. Torunlar Center projesi 2017 yılında büyük oranda tamamlandı. Teknik detaylara girmeden şunu vurgulamalıyım: Bu şikayete konu olan olayların tamamı, benden önceki dönemlerde ya Bakanlık eliyle ya da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önceki yönetimi tarafından yapılan, parsel bazlı imar artışlarının bir sonucudur. Mecidiyeköy’ün göbeğindeki bu yapı, olası bir İstanbul depreminde en kritik noktalardan biridir. Sadece önündeki duraktan günlük 750 bin kişi geçiyor; bu rakam Şişli ilçe nüfusunun üç katıdır. Olası bir afette bu yapıda meydana gelecek en ufak bir risk, ‘afet içinde afet’ yaşanmasına neden olur.
Peki, firma bizden ne istiyor? Statik ve mekanik terimlere boğmadan anlatayım: Firma bize gelip, 17. ve 25. katlar arasındaki taşıyıcı unsurları birleştirerek mekan genişletmek istediğini söylüyor. Şimdi her şeyi unutun Sayın Başkanım; bunu bir maket gibi düşünün; sağlam bir maketin ortasındaki çıtaları keserseniz, sarsıntı anındaki salınımı aynı kalır mı? İnanın bu kadar basit ve hayati bir mesele. Firma, bir yere kiralamak için anlaştığı 11.916 metrekarelik devasa bir alanı kapsayan bu esaslı tadilatı hızlıca bitirmek istiyor. Biz ise ‘Bir dakika, bu yapılamaz’ diyoruz. Çünkü bu müdahale sadece binanın değil, kentin ve Şişli’nin deprem güvenliğini, yani stratejik güvenliğini doğrudan ilgilendiriyor. “Bu sadece senin şahsi meselen değil, İstanbul’un meselesidir diyoruz; bunu anlatmaya çalışıyoruz.
Süreç şöyle işliyor: 11 Haziran 2024 tarihinde, yapmak istediği işlemi anlatan bir ‘basit tadilat’ başvurusunda bulunuyor. Biz de 27 Haziran’da diyoruz ki: ‘Bu iş böyle olmaz. Bu, binanın ana mimari ve statik projesini etkileyen nitelikli bir tadilattır; dolayısıyla esaslı tadilat izni gerektirir, basit tadilat kapsamına girmez.’ Basit tadilat dediğiniz; boya, badana ve tesisat gibi işlerdir; oysa burada bağımsız birim geliştiriyorsunuz. Sanki bu cevabı hiç almamış gibi, bir ay sonra 19 Temmuz’da aynı dilekçeyi tekrar veriyor. Müdürlük, 8 Ağustos’ta aynı cevabı yineleyerek geri çeviriyor. Arkadaşlarıma ‘Neden bu kadar tekrar, bu ısrar ne?’ diye sordum. Belki aşağıda şef değişiyor, kalem değişiyor diye bir boşluk mu kolluyorlar, bilmiyorum. Ancak yöneticisi yine geliyor ve üçüncü kez aynı dilekçeyi veriyor. Sayın Başkan, 11 Eylül’de yine aynı yanıtı veriyoruz: ‘Esaslı tadilat ruhsatı almanız lazım.’ ‘Talebimizi yeniledik’ dedikleri şey, aynı dilekçeyi tekrar vermekten ibaret.
Dördüncü dilekçe 17 Eylül 2024 tarihinde geliyor. Bu sefer diyorlar ki: ‘Taleplerimizin ruhsata tabi olduğunu öğrendiğimiz için bu tadilat isteğimizden vazgeçiyoruz, sadece basit onarım izni istiyoruz.’ Biz de buna onay veriyoruz. İşte asıl konu burada başlıyor. İsnat edilen suç ne? ‘Bana basit tamir-tadilat onayı verdi, ben de bu onay arkasına sığınıp esaslı tadilatı gizlice yapacağım.’ deniliyor. Ortada bazı rakamlar dolanıyor; çalışanı ayrı, patronu ayrı rakam söylüyor. O detaylara ve dedikodulara girmeyeceğim. Başkanım, Şişli’de Torunlar Center gibi bir yerden bahsediyoruz. Biraz önce Taş Yapı örneğini verdim; müfettişlerden, teknik incelemelerden ve dokuz bilirkişiden bahsettim. Burası Çemişgezek Belediyesi mi ki böyle bir şeye göz yumulsun? Torunlar Center’da böyle bir usulsüzlüğe izin verilebilir mi? Belediye Başkanı ‘yap’ dese bile tek bir memur o evraka imza atmaz. Üzerimizde bu kadar denetim ve teftiş baskısı varken, müdürün dilekçeyi alıp ‘Tamam, görmezden geliyorum, sen esaslı tadilatını yap’ demesi mümkün mü? Aksine müdürümüz, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. ve 42. maddeleri uyarınca, ‘Eğer ruhsata aykırı bir işlem yaparsan yasal süreci başlatırım, cezamı keserim’ diyerek onay veriyor.
17 Ekim 2024 tarihinde ekipler denetime gidiyor. Bakıyorlar ki; o daha önce üç kez reddettiğimiz, ‘yapmayacağız’ dedikleri işi arkadan dolanarak yapmaya çalışmışlar. Hemen yapı tatil zaptı tutuyorlar. Müştekinin ‘bankaya yatırdık’ dediği 28 milyon liralık ödeme, yapılan tadilatın tarifeye uygun harç bedelidir. Bu, belediye meclisi tarafından belirlenen idari bir harçtır; hiçbir memur veya başkan bu rakamı kafasına göre belirleyemez. Bu ödeme 21 Ekim’de tahakkuk eden tadilat harcıdır. Yapının taşıyıcı sistemini bozdukları için, deprem riski yüksek olan bir bölgede yapı güvenliğini ilgilendiren bu müdahaleyi görmezden gelmedik. Alınan izne aykırılık yapıldığı için de hukuki süreci işleterek ceza kestik. 32. ve 42. maddeleri işleterek encümen kararıyla bu adımı attık. Bu cezalar keyfi değildir; metrekare ve aykırılığın mahiyetine göre Marmara Belediyeler Birliği’nin resmi hesaplama tablosu esas alınarak hesaplanır. Bu kapsamda, 5 Kasım 2024 tarihli encümen kararıyla bu yapıdaki kaçak imalata 1 milyar 41 milyon TL idari para cezası kestik. Yasaya göre; eğer bu aykırılıklar zamanında giderilirse, cezanın 1 milyar 25 milyon liralık kısmı (42/ç maddesi uyarınca) düşer. Nitekim 26 Kasım’da encümen kararına itiraz edip düzeltme yoluna gittiler. 13 Aralık 2024 tarihinde belediyeye bildirimde bulunarak aykırılıkları giderdiklerini, kat kesme imalatlarını kapattıklarını beyan ettiler. Aynı gün, deprem riski açısından mutlaka görmek istediğimiz ‘statik uygunluk raporunu’ da sundular. Yani yaptıkları onarımın statiğe uygun olduğunu da belgelediler.
“BENİM YAPTIĞIM GÖRÜŞMENİN NE BİR CEZA İNDİRİMİYLE NE DE BAŞKA BİR İMTİYAZLA BAĞI YOKTUR; TEK KONU BU YASAL CEZALARDIR”
Sayın Başkanım, firma sahibi Mehmet Torun ile görüşmem doğrudur; kendisi yanındaki mimarıyla birlikte bana geldi. Bu görüşme, olaydan bir hafta sonra gerçekleşti. Mehmet Bey’e süreci aynen bu şekilde, tüm şeffaflığıyla anlattım. ’28 milyon lira nedir, 15 milyon lira nedir?’ diye sordu. Bu ikisinin farklı kalemler olduğunu, 28 milyonun bir idari harç, diğerinin ise hukuki bir ceza olduğunu belirttim. 15 milyonluk cezayı her halükarda ödemesi gerektiğini, birini ödeyip diğerinden kaçınamayacağını söyledim. Yukarıda Allah var; kendisi de masada otururken kendi yetkilisinin süreci yanlış yönettiğine dair eleştirilerini bizzat sundu. Bu görüşmede, bunun dışında hiçbir detay veya menfaate dayalı bir sohbet gerçekleşmemiştir Sayın Başkanım. Benim yaptığım görüşmenin ne bir ceza indirimiyle ne de başka bir imtiyazla bağı yoktur; tek konu bu yasal cezalardır. Kendisi sadece, ’28 milyon ödüyoruz, bu 15 milyonu niye ödüyoruz?’ diye sordu, ben de yasal dayanaklarını anlattım.
8 Ocak 2025 tarihinde yapılan incelemede aykırılıkların giderildiği tespit edildi. Bunun üzerine 9 Ocak 2025 tarihli encümen kararıyla ceza yeniden hesaplandı ve az önce bahsettiğim 15 milyon 578 bin TL seviyesine düştü. Bakın, en başta uygulanan ceza miktarı nasıl benim takdirimde değilse, yasal şartlar oluştuğunda bu cezanın düşmesi de benim takdirimde değildir; bu tamamen encümen kararı ve idari bir işlemdir. Dosyada herhangi bir para transferi, maddi menfaat, yazılı somut bir rüşvet iddiası veya kanıtı yoktur. Yaşanan durum budur. Üzerinde hassasiyetle durduğumuz konu; kentin göbeğindeki bir gökdelende, en önemli yapılardan birinde afet ve deprem güvenliği konusundaki tavizsiz duruşumuzdur. Bu konuda asla esnemedik, görmezden gelmedik.
Özetlersek; Mecidiyeköy’ün göbeğinde, dev bir spor alanıyken parsel bazlı plan tadilatıyla milyar dolarlık bir rant projesine dönüşen Torunlar Center’dan bahsediyoruz. Hatırlayın, burada daha önce 11 işçi can vermişti. Şimdi benim dönemimde, ’12 bin metrekarelik alan inşa edeceğim, katları keseceğim, dokuz katı birleştireceğim’ diyorlar. Biz de ‘Bir dakika dur’ diyoruz. Kentin deprem gerçeği varken bu iş öyle keyfi yapılmaz; usulü neyse o uygulanır. Başvuruyorlar, reddediyoruz; usulsüzlük yapıyorlar, ceza kesiyoruz.
Başkanım, şimdi ‘icbar suretiyle irtikap’ (zorlayarak çıkar sağlama) iddiasıyla isnat edilen Eylem 41’e geliyorum…”
16.45 | DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Resul Emrah Şahan yaklaşık 1 saat 45 dakika savunma yaptıktan sonra duruşmaya saat 18.00’a kadar ara verildi.
Aranın ardından Şahan, savunmasına devam edecek.
15.00 | RESUL EMRAH ŞAHAN KÜRSÜDE
Altan Ertürk’ün savunması bitti. Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, savunmasının alınması için kürsüye çıktı.
Resul Emrah Şahan, savunmasında şunları ifade etti:
“12 metrekarelik hücremde; yüzlerce mektup, binlerce mesaj… Yarınlara ilişkin samimiyetle söyleyeyim, umudumuz oldu. Kendisini hiç tanımam, hiç bilmem; “Bu hikaye böyle bitmeyecek. Sizler bu ülkenin geleceği için oradasınız. Millet sizinle, dayanın oğlum” diye mektup yazan, Erzurum’dan mektup yazan Hanife Teyze’nin direnciyle karşınızdayım. Tam 1 senedir, tam 1 senedir ya…
Önümüze konan kağıtlar, sorgular bana “suçlusun” diyor. Dönüyorum diyorum ki “Neyle suçlusun?” “Bilmiyorum, suçlusun, ispat et” diyor. Tam da bu boşluğa karşı savunma yapıyoruz. Tam bu boşluğa karşı! Düşmanca davranan bir yapının kurguladığı oyuna, hep birlikte zorlanıyoruz. Hep birlikte. Ama başlamadan şunu söylüyorum: Burada onlarca evladı, anneyi, babayı, aileyi ayrı ayrı düşüren, gözyaşı döktüren, suçsuz yere bizi evlatlarımızdan ayrı düşüren, herkes, uzak tutan herkes, bu divanda değilse, milletin vicdanında ama en önemlisi Ulu Diva’nda hesap verecektir. 5,5 yaşındaki kızımdan beni ayrı koyan her kul, aklına bunu koysun. Fakat aklı olanın imanıdır. Doğruyu yanlıştan ayırmak, akıl kadar, vicdan işidir. Benim devletimin mahkemelerinden beklentim tam da budur işte. Doğruyu yanlıştan ayıran bir akıl ve vicdanla karar vermesidir.
Mesela Çağlayan Adliyesi’nin olduğu parsel aslında Şişli Belediyesi’nindir. Zamanında o parseli hazineye belediye vermiştir. Çağırsalar gelirdim; 1 kilometre uzaktayız. Çağırsalar hepimiz giderdik. Sabahın kör saatinde, 5,5 yaşındaki kızımın, karımın önünden beni almak; oturduğumuz koltuğa, daha 1 gün önce birbiriyle diyalogda olan bu norma saygısızlıktır. Bu normu görmezden gelmektir. Benim bildiğim devlet bu değil Sayın Başkanım. Benim bildiğim, çocuğuma benimsetmek istediğim devlet ana, devlet baba bu değil.
“TÜRKİYE İTTİFAKI SİYASETİNİN ARKASINDAYIM”
Şimdi ben 1 senedir neden tutukluyum? Bunu vurgulamak isterim, anlatayım. Bakın ben 19 Mart günü kent uzlaşısı davasından tutuklandım. 1 yıl önce esas tutuklama nedeni kent uzlaşısıydı. Bunun altını çizmek isterim. Yani gerekçe Cumhuriyet Halk Partisi’nin Türkiye İttifakı siyaseti. Ben siyasetçi olarak ve belediye başkanı olarak partimle beraber batıdaki illerde, batı illerindeki Kürtlerin Meclis’te temsil edilmesinin savunucusu olduğum için tutuklanıyorum. Bize isnat edilen suç buydu… Batı illerindeki Kürtlerin Meclis’teki temsiliyetiymiş! Sayın Başkan, batı illerindeki Kürtler kim? Belki siz, belki YSK arkadaşlarınız, belki katip arkadaşlarınız, salondaki arkadaşlarınız… Komşumuz, kardeşimiz, çalışma arkadaşımız. Bu şehirde aynı derdi, bu ülkede aynı derdi, aynı hüznü, sevinci yaşadığımız kardeşimiz. Ben bu siyasetin arkasındayım, gözümü kırpmadan arkasındayım.
19 Mart’ta kent uzlaşısından tutuklandım. Temmuz’da Ahmet Hoca tahliye oldu. Kent uzlaşısından ağustosta etkin pişmanlar birden devreye girdi. Eylülde İBB dosyasına eklendim. Şubat ayında uzlaşıdan tahliye aldım, iddianamesi çıkmamış bir şekilde martta karşınızdayım. Bakın başından beri hukuki sürecin siyasi süreçle iç içe olduğu, içinde bulunduğumuz şu andaki süreçte ülkede bu işlerin siyasi olduğunun en güzel özetidir, kronolojik özetidir ya. Kent uzlaşısından tahliye aldım, süreç komisyonu 1 hafta sonra rapor açıkladı. Süreç komisyonunun raporunun çıktığı gün Türkiye’de kent uzlaşısından bir kişi kalmadı. Meclis üyeleri de o gün tahliye edildi.
Olması gereken budur. Olması gereken demokrasi, hukuk, toplumsal barıştır; ama yargılamaların, bu davaların siyasi olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Ama Emrah çıkmamalıydı. Yedek tutuklama bugün için alındı. İşte bu yüzden ikinci tutukluluğum da, bu davalar da siyasidir.
Cumhuriyet tarihinde bir ilktir, iddia ediyorum. Cumhuriyet tarihinde görülmeyen bir şey oldu: Şişli Belediyesi’nin bu tapuları bir gecede elektronik sistemden iptal edildi. Bir gecede tapuları iptal ettiler. Belediyenize tapusunu veren Bakanlıktı, tapular iptal edildi. Görüş yazısı yazdık, dedik ya biz böyle böyle bir işte anlatmıştık Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na. ‘Doğru mu?’ dedik, ‘Doğru’ diye yazı yazdılar. Ben Sayın Murat Kurum’la bunları konuştum. Yazılarımı gösterdim. Teknik olarak hatalı olduğunu da kabul etmedi, teknik olarak doğruladı bizi.
VALİ İLE YAPTIĞI GÖRÜŞMEYİ ANLATTI
Şişli’nin göbeğine yapılmak istenen 24 dönümlük bir araziye 72 katlı gökdelenin planına karşı çıkarak bir basın toplantısı yaptım. Dedim ki buna ihtiyacımız yok bizim. Bunu yapmak istediler, olmaz dedik, yapmayın, olmaz. Sayın Savcılık, bu inşaat şirketinin patronunun ifadelerini aldı hakkımızda, bana sövdü. Ben 12’de tutuklanırken bu ifadelerle tutuklandım. Bana ‘vampir’ dedi Başkanım, vampir dedi! Bize ‘çete’ dedi! 1 milyon metrekare! Derdim müteahhit değil benim, derdim müteahhit değil. Müteahhit buraya 2 milyon metrekare de yapar. Derdim bunu yaratanla!
Ben çok yoğun bir soruşturma baskısıyla başladım belediye başkanlığına, hemen. Sayın Vali orada, inşallah yanılmaz. Valla kaç kere çağırdı beni. “Ne olacak Şişli’de her yerde gökdelen var, burada da bir gökdelen olsun” dedi. “Sıkıntı çıkacak” dedi. Yapmadık başkanım. Durduk, durmamız gereken yerde durduk. Samimiyetle söylüyorum durmam gereken yerde durduk.
Şimdi Sayın Başkan, benden beklenen, ya bugün karşınızda bu gökdelenin temsil ettiği anlayışla ortaklaşmadığım için yargılanıyorum. Bu yedek tutuklamadaki konum bu. Şununla ortaklaşmadığım için yargılanıyorum. Benden beklenen görmezden gelmekti. Vallahi görmezden gelmekti. En konforlusu buydu benim için. İş insanlarının, müteahhitlerin istediklerini, istedikleri sürelerde, istedikleri şekilde görmezden gelseydim; kentin, kamunun hakkı önceliğim olmasaydı, ben ve arkadaşlarım idari görevimizin gerekliliklerini yerine getirmeseydik emin olun bugün hiçbir konuyu karşımıza koyamayacaktınız. Bu tutuklamada konu yakalayamayacaktınız. Yedek tutuklama yapamayacaktınız. Bugün ben müteahhitlerin istediğini yaptığım için değil, yapmadığım için tutukluyum.
“ÖRGÜT DEDİĞİNİZ YAPI; İBB’DİR”
Şimdi Sayın Başkanım, iddianameyi okudum. Daha doğrusu hakkımdaki iddiaları duyunca inceledim. ‘İmamoğlu Örgütü’nün beni, rantı yüksek olduğu için Şişli’ye yerleştirdiği ve buradan örgüte kaynak yaratarak belediye başkanlığı yaptığım suçlaması… Bakın Sayın Başkanım, benim tüm teknik kadrom liyakatle gelmiştir. Pek çoğunu daha önce tanımıyordum. Teknik kadronun yarısından fazlası AK Partili belediyelerden veya eski bakanlık bürokrasisinden gelmedir. Şuna baktık: ‘Bu konuda hangi belediyede daha çok tecrübe vardır?’ Emlak konusunda neresi, planlama konusunda neresi başarılıysa ona baktık. Arkadaşlar CV’lerini getirdiler, tanıştık ve öyle işe aldık. İşi gerçekten bilen insanlarla kadro kurma konusunda son derece hassasım. Çünkü ben 2014’te Beylikdüzü’nde bu liyakat sayesinde yükselmiştim.
Şimdi Sayın Başkanım, bizim yol arkadaşlığımıza neden ‘örgüt’ adı verilmek isteniyor? Ben iddianamedeki isimlerin yarısını tanımıyorum bile. Birbirine benzemez beş kişiyi aynı çuvala attınız. Niye? Bu yol arkadaşlığı algısını zayıflatmak için! Bakın açıkça söylüyorum: Burada ‘örgüt’ dediğiniz yapı, Türkiye’nin en köklü kamu kurumlarından biri olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’dir. ‘Örgüt üyesi’ dedikleriniz ise siyasi yol arkadaşları ve bürokratlardır; bir kenti, bir ülkeyi adil ve demokratik yönetme azminde olan ve birbirini yolda tanıyan insanlardır. Tıpkı bizim gibi… Tıpkı 1994’teki gibi… İstanbul seçimlerini kazanan Refah Partisi kadrolarının daha sonra Türkiye’yi yönetmeye talip olması gibi.
“BU DUVARIN ALTINDA HEPİMİZ KALIRIZ”
9 Mart bu davanın başladığı gün. 9 Mart, Türkiye tarihine —kişisel fikrimce— çok önemli bir tarih kesişimi olarak geçecektir. 23 yıl önce, 9 Mart 2003’te, Siirt ara seçimlerinde Sayın Cumhurbaşkanı milletvekili, oldu. Yargı yoluyla siyaset dışına itilme çabasına karşı, o dönemin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı rahmetli Deniz Baykal’ın açtığı kapıyla, milletin iradesine duyduğu saygıyla Sayın Cumhurbaşkanı’nın vekil olmasının önü açıldı. Milletin iradesinin önü, yargı yoluyla kapatılmak istenmişti; ancak o gün önü açıldı. Bugün yine bir 9 Mart. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 15,5 milyon oyla seçilen Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun, İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı’nın ve diğer seçilmiş belediye başkanı arkadaşlarımın; yani halkın iradesinin yargı eliyle siyaset dışına itilme çabasının en simgesel davasının ilk duruşma tarihidir. Sayın Başkanım, o gün Sayın Cumhurbaşkanı yaptığı konuşmada ‘Millet iradesinin önüne geçemezsiniz, millet iradesinin önüne duvar öremezsiniz’ dedi. Bakın bu dava, işte o örülmek istenen duvarın ta kendisidir. Örmeyin, o duvarı buraya koymayın. Bu duvar delik deşiktir Sayın Başkanım; bu duvarın altında hepimiz kalırız.
“TİCARİ ÇEKLER ZORLAMA ŞEKİLDE DELİL OLARAK KONULDU”
Bir ‘etkin pişman’ yaratıldı; bir bırakıldı, bir şeyler oldu, şirketine kayyum atandı… Sonra bu ‘etkin pişman’ın bütün ticari çekleri bu iddianameye zorlama bir şekilde delil olarak konuldu. Ya inanılır gibi değil!
Türkiye’nin en büyük müteahhitlerinden biri ile Adem Altıntaş arasındaki ticari ilişki beni niye bağlıyor? Adam diyor ki; ‘Ben zaten AK Parti’ye danışmanlık yapıyorum, şuna buna danışmanlık yapıyorum.’ İstanbul’un her yerinde iş yapan insanların kendi aralarındaki ticari çekleri bükülmüş, eğilip büzülmüş ve delil olarak dosyaya konulmuş. ‘Eylem 13’teki çekler mi?’ dedim, belki vardır, veri işidir falan diye düşündüm. En son hukukçu arkadaşlarım uyardı: ‘Ya, ticari ilişkinin mizanıyla iddianame mi yazılır?’ Nedir bu yani? Nasıl bir mantığı buraya koyuyorsunuz? Konuyla bunun ne alakası var?”
“İDDİANAMEDE 2020’DEKİ ASIL TAAHHÜTTEN BAHSEDİLMİYOR”
Gelelim benim tutuklanma sebebime… Ben bir ‘park yaptırma’ meselesiyle tutuklandım. Dediler ki: ‘İskanı geciktirmişsin, şunu yapmışsın, bunu yapmışsın.’ Sayın Başkan, ortada bir protokol var, bir taahhüt var. Bu taahhüt 2020 yılına dayanıyor. Firma, 2020 yılındaki taahhüdü anlatmıyor; 2024 yılında parkı bitiremediği için mecburen yenilemek zorunda kaldığı taahhüdü gerekçe göstererek bir suç unsuru oluşturmaya çalışıyorlar. 2021’de verilmiş bir söz var. 2024 yılında, benim dönemimde ‘parkı yetiştiremedim’ diyerek taahhüdü yenilemişler; çünkü o alanda yıkılması gereken bazı gecekonduların süreci beklenmiş. İddianamede 2020 yılındaki asıl taahhütten hiç bahsedilmiyor! Peki sonuç nedir? Proje sahibinin bir park sözü var; konut sahiplerine verdiği, projenin ana stratejisini üzerine kurduğu bir ‘yaşam alanı’ sözü var. Biz de bu kamu yararının takipçisi olduk.
“YANGIN GÜVENLİĞİ EKLİĞİNİ TAMAMLA DEDİM”
Türkiye’de bir üniversite arazisi, 6306 sayılı kanun ve parsel bazlı plan tadilatıyla 500 milyon dolarlık bir ranta çevriliyor. Balkonunda havuz olan daireler satılıyor. Adam bütün satış stratejisini kamuya ait olan koru alanı üzerine kuruyor, bunu taahhüt ediyor, ‘kamuya açık alanı ben yapacağım’ diyor. Kendi PR görsellerinde bunu gösteriyor. Havuzlarını emsal dışı bırakmak için yönetmelik değiştiriliyor. Ben başkan oluyorum ve diyorum ki: ‘Bir dakika kardeşim, yangın güvenliği eksikliğin var, şunu tamamla.’ İnanılır gibi değil ama şu işten dolayı Türkiye’de tutuklu olan tek kişi benim!
“RESMİ USULLE YAPTIĞIMIZ AYDINLATMA İŞİNİ BİLE SUÇ GİBİ GÖSTERİYORLAR”
Kentin merkezindeki bir parselde devasa bir iş yapılmaya çalışılıyor. Karşımızda Türkiye’nin en büyük, en güçlü müteahhitlerinden biri var. Biz Şişli Belediyesi olarak, kamuya ait olanı kamuya kazandırmak istediğimiz bir noktada dik durduğumuz için; işi geciktirdiğimiz iddia ediliyor. Müteahhitin her istediğini kabul etmediğimiz için, işin içine ‘resmi emlakçıdan’ tutun da birkaç tane şehir efsanesine kadar her şeyi eklemişler. İhaleyle, resmi usulle yaptığımız aydınlatma işini bile suç gibi gösteriyorlar. İnanılır gibi değil!
14.10 | DURUŞMA YENİDEN BAŞLADI
İBB Davası’nda verilen aranın ardından duruşma yeniden başladı.
Altan Ertürk’e hakim ve savcı sorgusu yapıldı.
12.57 | İMAMOĞLU’NDAN GAZETECİLERE MESAJ
Duruşmaya ara verilmesinin ardından Ekrem İmamoğlu, gazetecilere dönerek, “Size minnet duyuyorum” diye seslendi.
12.50 | DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Ertürk, savunmasında, “Koğuşta arkadaşlar ‘Devlet 6 ay yatırdıysa beraat vermez’ diyorlar. Ben beraat talep ediyorum. Olsun, suçsuz 6 ay yatmış olayım. 6 ay da devletten alacağımız olsun” dedi.
Ertürk’ün savunmasının ardından duruşmaya ara verildi.
11.35 | ALTAN ERTÜRK’ÜN SAVUNMASINA GEÇİLDİ
Sukas’ın avukatının savunmasının ardından bir diğer tutuklu sanık Altan Ertürk’ün savunması başladı.
Ertürk, iddianamede yer alan 143 eylemin yalnızca 1’inden sorumlu tutulduğunu, avukatlarının kendisine “Sen 1 eylem bile değil çeyrek eylemden tutuklusun” dediğini belirtti.
Ertürk ayrıca, “Tutuklanmama sebep olan İlker Aydın’ın ifadesini okudum. Bana isnat edilen suça gözüyle şahitlik etmediğini söylemiş” ifadelerini kullandı.
11.30 | AVUKATLARDAN TABLO TEPKİSİ
Ekrem İmamoğlu’nun dünkü duruşmada “Bunlar çöp” dediği MASAK’tan gelen tabloları avukatlar hakime sordu. Hakim, “Bizim bu tabloların getirilmesi ile ilgili bir talebimiz olmadı” dedi. Avukatlar, “Bu yalan yanlış belgelerin burada gösterilmesi doğru değil” dedi.
10.43 | DURUŞMA BAŞLADI
İBB Davası’nın 9’uncu celsesi, Ali Sukas’ın avukatlarının savunmasıyla başladı.
10.35 | İMAMOĞLU SALONA GETİRİLDİ
CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, duruşma salonuna getirildi.
Ekrem İmamoğlu, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganlarıyla karşılandı.
10.20 | RESUL EMRAH ŞAHAN’A DESTEK
İBB Davası’nın 9’uncu gününde tutuklu sanıklar salona getirilmeye başlandı. Bugün savunma yapması beklenen Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan için Şişli’den gelenler “Şişli burada, başkanının yanında” sloganları atıldı.
/Kaynak: Birgün/












