İrfan Yorgun: Holistik Toplum Felsefesi 

Yazarlar

Toplumsal değişim konusu hem toplum felsefesinin ve hem de sosyal bilimin (sosyolojinin) ortak konularındandır. Bu konuda her iki alanda da çeşitli toplumsal değişim teorileri ileri sürülmektedir. Yakın dönemde ön plana çıkmaya başlayan kuramlar “değişim sosyolojisi” ve “tarih felsefesi” kapsamında gelişmektedir. Viyana Çevresi veya Annales Ekolleri temsilcilerinin bu konulardaki çalışmaları incelenmeye değerdir.

Toplum Felsefesine Yöneliş

Yaşamımızın birçok alanında hızlı değişmelerin olduğunu gözlemliyoruz. Teknolojik değişim ve gelişmeler yaşam koşullarımızı kolaylaştırdığı kadar ekonomik, sosyal ve siyasal alandaki yaşam koşullarımızı daha da sorunlu hale getirmektedir. Ancak bu değişimlerin bizleri nereye sürüklediğini yeterince kestiremiyoruz. Nüfusu 50-100 bin kişilik şehirlerde ya da daha küçük kasaba veya köylerde doğduk. Şimdi yüzbinleri, milyonları aşan yerleşimlerde yaşıyoruz. Yaşam ihtiyaçlarımız, ilişkilerimiz kısaca birçok şeyimiz çocukluğumuz, gençliğimizdeki koşullardan farklılaşmış durumda.

Genellikle toplumsal kaoslar ve çatışmalar yoğunlaşınca kendimizi “Nasıl Yaşamalı? Ne Yapmalı?” sorularıyla sorgulamaya başlarız. Tabi ki, bu sorgulamalar ve tartışmalar derinleştikçe kendimizi felsefe, bilim, ahlak, etik, siyaset ve din konularının içinde buluveririz.

Evet, geçmişteki zihniyet, anlam düzeyimiz ve değer anlayışımız çok farklıydı. Giderek değişen toplumsal ilişkilerimizi anlamak bizleri zorlamakta ve çeşitli arayışlara yönlendirmektedir. Dolayısıyla felsefeye yönelme maceram böyle başladı.

Nasıl yaşamalı? Sorusu önce beni toplumsal değişimler sorunsalına yönlendirdi ve zamanla toplum felsefesi yolunda yürüdüğümün farkına vardım. 

Toplum felsefesi, felsefenin en önemli alt disiplinlerinden birisidir. Bu disiplin, adından da anlaşılacağı gibi toplumun yapısını ve işleyişini, toplumsal olguları, kurumları ve ilişkileri felsefi bir bakış açısıyla inceler. Genel olarak “toplum veya toplumlaşma olgusunu” şu sorgulamalarla incelemeye çalışır.

  • Toplum nedir? Bireyler bir araya gelerek nasıl bir “toplum” oluşturur?
  • İnsan ve toplum arasındaki ilişki nasıldır? Bireyler mi toplumu yoksa toplum mu bireyleri şekillendirir?
  • İdeal bir toplum nasıl olmalıdır?
  • Özgürlük, adalet ve eşitlik gibi kavramlar toplumsal bağlamda ne ifade eder?

Bu soruları yanıtlarken ahlak felsefesi, siyaset felsefesi ve hukuk felsefesi gibi diğer felsefe dallarından, çeşitli pozitif ve sosyal bilimlerden de faydalanır. Ancak toplum felsefesi, sosyoloji gibi sosyal bilimlerden farklı olarak, toplumsal olayları sadece betimlemekle kalmaz, aynı zamanda bu olayların altında yatan temel kavramları ve değerleri de sorgular. Dolayısıyla toplum felsefesinin temel konularından biri de toplumların değişimidir. Bu felsefe disiplini toplumun yapısını ve işleyişini incelerken, bu yapının zaman içinde nasıl değiştiğini ve bu değişimlerin arkasındaki nedenleri de sorgular. Bu kapsamda şu gibi konularla ilgilenir:

  • Devrim ve evrim: Toplumsal değişimlerin ani ve radikal (devrim) ya da yavaş ve aşamalı (evrim) şekillerde nasıl gerçekleştiğini, bu süreçlerin felsefi temellerini inceler.
  • İlerleme fikri: Toplumların sürekli daha iyiye, daha gelişmişe doğru ilerlediği fikrinin geçerliliğini sorgular.
  • Toplumlaşma formlarını ve türlerini: İlksel toplumlaşmalar, köy toplumlarını, şehir toplumlaşma formlarını (antik, orta dönem ve modern toplumları) ve değişim süreçlerini sorgular. Bu konulara dönük ileri sürülen düşünce akımlarını analiz eder.
  • Olan nedir? Neden ve nasıl değişir? Sorusuna odaklanarak bu konularda ortaya çıkan veri ve bilgileri sorgulayarak sistemli ve bütünlüklü düşünmeye yönlendirir.

Felsefe alanında ilerlemeye çalışırken başlangıç noktam “değişim” olgusuydu. Dolayısıyla  bu alanda ilerlemeye çalışırken önce “Değişim Sosyolojisine” yöneldim. Bu temelde “Değişim Sosyolojisi-1” adıyla Ağustos 2022’de Sidar Yayınlarından ilk kitap deneyimim oldu. 

Toplumsal değişim konusu hem toplum felsefesinin ve hem de sosyal bilimin (sosyolojinin) ortak konularındandır. Bu konuda her iki alanda da çeşitli toplumsal değişim teorileri ileri sürülmektedir. Yakın dönemde ön plana çıkmaya başlayan kuramlar “değişim sosyolojisi” ve “tarih felsefesi” kapsamında gelişmektedir. Viyana Çevresi veya Annales Ekolleri temsilcilerinin bu konulardaki çalışmaları incelenmeye değerdir. Ne var ki, bu disiplinler toplumların içeriğini oluşturan sosyal olgularla ilgilenmektedir. 

Benim ilgim daha çok toplumlaşma sürecine yönelik gelişmeye başladı. Arayışlarım beni toplum felsefesine yönelterek daha kapsamlı bir yolda kendimi buluverdim. Böylelikle “toplum” olgusunun kendisi arayışlarımın merkezine yerleştirmeye başladım. Zamanla Felsefe disiplinlerinden toplum felsefesi alanına yöneldim. Çünkü ilgimi çeken birçok temel olguyu bu alanda daha bütünsel ve çok boyutlu yöntemle derinleştirebildiğimin farkına vardım. Türkiye’de aslında genelde felsefenin bu disiplini çok ilgi görmemektedir. Dolaysıyla bu alanda yeterli kaynak da pek yok. Ben de bu boşlukta ilerlemenin daha faydalı olacağını düşünerek bu alanda yoğunlaşıyorum.

Toplum felsefesi, toplumlaşmayı süreçsel ve bütünsel bir olgu olarak incelemeye çalışır. Zamanla toplum, değişim ve yöntem konusunda yoğunlaşırken formel ve sabit düşünmenin toplumsal gerçekliğin çok boyutlu, karmaşık ama bütünsel boyutlarının anlaşılmasını zorlaştırdığını fark etmeye başladım. Sonra “çok boyutlu bütünselliğin” “Holizm” kavramında olduğunu keşfettim ve bu anlayışı toplum felsefesi alanına taşımaya çalışıyorum.

Holizm ve Bütünsel Yaklaşım

Antik Yunan filozoflarından olan Herakleitos’tan (Ö. 475) günümüze “değişim” konusunda birçok filozof çeşitli kuramlar oluşturmuştur. Ancak bilişsel-zihinsel değişim ve gelişmelerin hızlandığı son yüzyılımızda, küreselleşmenin de etkisiyle olsa gerek daha bütünsel ama aynı zamanda çok boyutlu değişim kuramları ileri sürülmektedir.

Güney Afrikalı bir filozof ve siyasetçi olan Jan C. Smuts (1870-1950) 1926 yılında yayınladığı “Holizm ve Evrim” kitabında “Holizm” kavramını “bütün, parçalarının toplamından daha büyüktür” önermesiyle aslında toplum felsefesinde yeni bir bakış açısını başlatmıştır. (Smuts , 1926).

Amerikalı filozof Anna Freifeldt Lemkow “Bütünlük İlkesi: Bilim, Din ve Toplum İçindeki Birliğin Dinamikleri (1990)” adlı kitabında “evrensel bir ilke olarak bütünsel gerçekliği” felsefe, bilim, din veya diğer dünya meselelerinde açıklamaya çalışmıştır. “Yeni teknoloji, sanayi ve ticaretin tüm insanların küresel karşılıklı bağımlılığını doğurduğunu” belirterek tüm insanları kardeşleşmeye çağırmıştır.

Holizm kavramı ilgimi çekmeye başlamıştı. Bu kez bu temelde “Holistik Değişim Felsefesi” adıyla yeni bir kavşağa gelmiştim. Bu çalışmaların bir kısmını “Toplumların Sosyolojik Değişimi. İlk ve Köy Toplumları” adıyla Temmuz 2023’te Baraka Kitap Yayınlarından kitap olarak yayınladım.

2020-2023 pandemisi, depremler, seller gibi birçok doğal felaketin yanında modern küreselleşme ve neoliberal yayılmanın ortaya çıkardığı gerilim ve savaşlar gerçekleşti. Paralelinde bilişim ve iletişim teknoloji devrimleri, dijital-akıllı endüstri devrimleri ve yaratığı sonuçlar devam etmektedir.

Bütün olumsuzluklar içinde yapay zekaya dayalı teknolojiler aracığıyla bilişim giderek daha da hızlanmakta ve yeni bilgilere ulaşma kolaylaşmaktadır. Çok dil bilme, yabancı kaynaklardaki bilgilere ulaşma vb. sınırlamalar kısmen de olsa günümüzde daha kolay aşılmaktadır.

Bu dönemde Dünya genelinde arkeolojik ve arkeogenetik, karşılaştırmalı bilimler alanında çok önemli gelişmeler gerçekleşti. En önemlisi de ilk kez düzenlenen Dünya Neolitik Kongresi’nin Şanlıurfa’da (4-8 Kasım 2024) gerçekleşmesiydi. Dolayısıyla Dünya çapında müthiş bir bilgi paylaşımı yaşandı. Ayrıca 2025-2026 yılında Antik DNA alanında, Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü ve Harvard Üniversitesinin ortaklaşa gerçekleştirdiği çalışmaların ortaya çıkardığı bilgiler, toplum bilimlerinde ve felsefe kuramlarında köklü revizyonlara ve gözden geçirmelere neden olmaktadır.

Batı felsefesinde Spinoza’nın “tek töz ontolojisi (Spinoza, 1677/1985)”, Whitehead’in “ilişkisellik-süreç ontolojisi (Whitehead, 1929)”, modern fizikte alan ontolojileri, sosyal bilimlerde ve felsefelerde “sosyal hareket teorileri”, “güç elitleri”, “elitlerin dominasyonu” vb. birçok yeni teori çalışmalarımı yeniden gözden geçirme ve yeniden düzenleme ihtiyacını ortaya çıkardı. En önemlisi hem kavramsal hem olgusal olarak “holistik toplum felsefesi kuramında” netleşme gerçekleşti.

Holistik toplum felsefesi kuramını; toplum olgusunu yalnızca statik bir yapı olarak değil, insanlaşma ve toplumlaşma süreçlerinin dinamik, çok katmanlı ve birbirine içkin bir bütünü olarak geliştirmeyi düşünmekteyim. Bu yaklaşım, toplumları biyotik, sosyal ve kültürel boyutların iç içe geçtiği, sürekli etkileşim ve dönüşüm halinde olan karmaşık bir ağlaşma süreci olarak kavrar. Dolayısıyla holistik toplum felsefesi, toplumsal değişimi tek boyutlu ya da benzetmeci-indirgemeci açıklamalarla değil; çok boyutlu, ilişkisel, ağsal ve bütünsel bir perspektifle ele almayı amaçlar. Bu çerçevede değişim olgusunu, rastlantısal ya da yalnızca dışsal etkilerle açıklanan bir süreç olarak değil; kendi iç dinamikleri, tarihsel bağlamı ve ontolojik temelleri olan derinlikli bir dönüşüm olarak anlamaya ve açıklamaya yönelir. Böylece toplumların değişimini, bilimsel veriler ile felsefi-kuramsal düşünceyi birleştiren tutarlı, ilkeli ve kapsamlı bir yöntemle kavrama iddiasını taşır.

Bu bütünlük içinde, holistik toplum felsefesi üzerine yürüttüğüm bu arayışın yalnızca bireysel bir düşünsel çaba olarak kalmamasını; aksine, toplumsal gerçekliği daha derinlikli, çok boyutlu ve anlamlı kavrama çabalarına mütevazı bir katkı sunmasını umut ediyorum. Değişimin hızlandığı, ilişkilerin karmaşıklaştığı ve anlam arayışlarının yoğunlaştığı günümüz dünyasında, bu yaklaşımın yeni tartışmalara kapı aralayacağına inanıyorum. İlerleyen süreçte bu düşünsel birikimi daha sistematik ve kapsamlı çalışmalarla kitaplaştırarak paylaşmak hem kendi arayışımın bir devamı hem de toplum felsefesi alanına katkı sunma yönünde önemli bir adım olacaktır.

*

İrfan Yorgun

1971 yılında Siverek’te doğdu. Ortaöğretimi Siverek, Diyarbakır ve Urfa’da tamamladı. 1995-2004 yıllarında siyasal nedenlerden dolayı çeşitli cezaevlerinde kaldı. 2012-2016 yılında Anadolu Üniversitesi A.Ö.F. Felsefe Bölümü Lisansını tamamladı. 2016-2017 yılında, Gaziantep Üniversitesi Nizip Eğitim Fakültesi Pedagojik Formasyon Eğitimini yaptı. Felsefe, Tarih ve Toplum konularında araştırmalar yapmaktadır.

 

İlginizi Çekebilir

Çetin Çeko: Rojava Kürtlerinin uluslararası meşruiyet arayışı ve Kürt diplomasisinin yeni yüzü
İran: ABD-İsrail bağlantılı üniversiteler “meşru hedef” oldu

Öne Çıkanlar