Ben, sözün bittiği yerde doğarım.
İnsan sesinin erişemediği o derin boşluklardan yükselir, kelimelerin ardında kalan yolda yürürüm.
Görülmem ama varlığım sezilir; duyulmam ama kalbe dokunurum.
Bazen gecikmiş bir cevabın ağır sessizliğiyim; bazen hiç söylenememiş bir karşılığın içte kabuk bağlayan yarası.
Çünkü her söz, söylenmeyenin gölgesinde doğar, orada büyür, orada ölür.
Ben yalnızca bir sesin geri dönüşü değilim; niyetin, duygunun, yarım kalmış sevdanın, saklı hakikatin hafızasıyım.
Her söz geri dönerken tonunu değiştirir ama yükünü taşımaya da devam eder.
Anlam, yol aldıkça biçim değiştirir; fakat kalbinde taşıdığını asla kaybetmez.
İşte bu yüzden susmak yenilgi değildir; bazen sessizliğin içinden doğan bir diriliştir.
Her çağrı bir dönüş arar; ben o dönüşün kendisiyim.
Bazen o dönüş gecenin kalbinde yankılanır; bazen bir cümlenin son hecesine gizlenir.
Toni Morrison’ın “Sözcükler biter bazen ama yankıları ömür boyu sürer” sözünde bulurum sesimi.
Evet, ben yankıyım…
Zamanı aşan bir hatırlayışım.
Yıllar önce ezberlenmiş bir şarkının, yıllar sonra bir rüzgârla dudaklara uğrayışıyım.
Kapanmış bir kapının ardında hâlâ dolaşan bir cümlenin solgun gölgesiyim.
Ahmet Arif’in “Suskun bir sesim ben, ama her kıvrımda yanarım” dediği yerde var olurum.
O suskunluğun kıvrımındaki yangın, benim yurdumdur.
Dile gelmeyen ağıtlarda, duvarlara sinmiş yüzlerde, kimsenin bilmediği cümlelerin sessiz aralığında yaşarım.
Sustukları sanılan insanların iç sesiyim.
Benim yönüm sesin, sesin yönü içindeki ışığın yönüdür; bazen duvardan duvara çarpar, bazen bulutların üstüne çıkar, çoğunlukla ama kalpten kalbe gider, gelirim.
Ben yalnızca bir ses değilim; hatırlamanın da kendisiyim. Unutmamanın, unutamamanın…

İçte büyüyen, içe işleyen, sessizce kabuk bağlayan hayatların taşıdığı ağır bir hafızayım.
Hatırlamak ki geçmişe dönmek değildir; unutmamaya verilmiş bir yemindir.
Ben, o yeminle yaşayanım..
Zamanın bile aşındıramadığı izleri saklayan, unutulmak istenenin karşısında dimdik duranım.
Çünkü insan, en çok unutamadıklarını gömer içine; ben de o gömülenlerin içinden yükselenim.
Ben o sessizliğin yankısıyım.
Ben yalnızca bir ses değilim; her eylemin, her emeğin, her doğuşun içindeyim.
Bir yankının içinde çoğalırım, bir sessizliğin damarlarında şekil alırım.
Ben, doğuşla direnişin aynı anda titreştiği yerde varım;
yüreğin sıkıştığı, ellerin ağırlaştığı, sabrın sınandığı her boşlukta yankılanırım.
Her nefes, her duraklama, her sessizlik bir eylemdir;
ben o eylemin damarlarında dolaşırım,
Ve bilirim; her yankı bir direnişin, her duruş bir emeğin,
her sessizlik bir doğumun içinde saklıdır.
Ben o saklı olanın, o devamlılığın yankısıyım.
Ben, yalnızca bireyin sesi değilim; bazen bütün bir halkın suskun nefesiyim.
Bir halkın dilinden çekilen kelimelerde, yasaklı ezgilerin sızısında, sürgünlerin tek başlarına yaşadıkları hüzün ’de yaşarım.
Ben, dağlarda yankılanan bir ağıtın içinden geçerim; bastırılmış bir kederin derinliğinde nefes alırım.
Kıyıya vuramayan dillerin, kimliğini saklamak zorunda kalmışların bakışında büyürüm.
Çünkü bir ses yasaklandığında ölmez; yalnızca daha derine, toprağın kalbine çekilir.
Orada kök salar, taşın damarına işler, gökyüzüne karışır.
Her sessizlik bir tohumdur ve ben, o tohumun yankısıyım.
Ben, Feqiyê Teyran’ın helbestlerinde, Ahmedê Xanî’nin kelamlarında, Şeyh Ubeydullah’ın özgürlük düşünde yankılananım.
Ben, Kahire’de Mikdat Mithat Bedirhan’ın Kurdistan gazetesinde; Ağrı’da İhsan Nuri’nin direnişinde, Âmed zindanında Mazlum Doğan’ın üç kibrit çöpüyle yaktığı Newroz’da yankılanan tarihi bir hafızayım
.
Ben, yıkılmış mekanların sessizliğinde atan kalbim; terk edilmiş sokaklarda yankılanan bir çığlığın görünmeyen adımlarıyım.
Ben, sessizliğin içindeki direnişim; çünkü bazen en büyük haykırış, susmayı öğrenmiş bir yüreğin içinden yükselir.
O kalp tarihle buluştuğunda, yankı artık yalnızca bir ses değil; bir tanıklıktır.
Geleceğe giden her yol, geçmişin külleri arasından geçer.
Ben, bastırılmışın izini sürerim; unutturulmak istenenin ardına düşerim.
Çünkü hiçbir hakikat sonsuza dek susturulamaz; yankısı er ya da geç geri döner.
Ben yankıyım; geçmişin karanlık taşlarına da çarpmışımdır.
İhanetin, korkunun, sessiz kötülüğün izini de taşırım.
Ama ben daha çok dürüstlüğün yankısıyım;
vefanın, vicdanın, umudun ve iyiliğin sesiyle dönerim.
Çünkü yankı, nereden çıktıysa oraya geri döner;
ve ben hep insana geri dönerim.
Yankı olmak yalnızca hatırlatmak değildir; hatırlamayı sürdürmektir.
Bir varlığın, bir acının, bir direnişin kaybolmaması için kalmaktır.
Ben, o kalanı temsil ederim.
Ben yankıyım: susturulmuşun direnci, unutulmak istenenin sesiyim.
Kapalı kapıların ardına sızan, yasaklı dillerde büyüyen, toprağın derinliğinden göğe uzananların özlemiyim
Ve bilirim, her yankı bir gün kendi dağında özgürlüğe kavuşur.











