Kitap: Bir Ortadoğu Destanı; Mervânîler…

Kültür-Sanat

“Söz ne zaman yazı olursa o zaman yaşam fani değil bâki olur. Fanilik ve bâkilik arasındaki köprü, yazıdır. Bir insan veya bir kavim fanilikten kurtulmak istiyorsa bâkiliğe giden yolu kalemle ve kelamla kurabilir. Yoksa sözü yüklenen rüzgârlar; bütün hikâyatı, hayatı, hakikati ve hafızaları, güz yaprakları gibi cihanın dört bir yanına savurur. Kuruyan yapraklar; ayaklar altında un ufak olup toprağa, havaya, suya ve ateşe karışır. Belki bir sırra dönüşüp yeniden hayat yaratabilir ama geçmiş, o yeni hayatta sadece bir tozdan ibaret olur. 

Toz olmaktan yok sayılmaktan kurtulmanın yegâne yolu, geçmişi canlandırmak ve hafızalarda taze kılmaktır…” 

Ayhan Kavak*

Romanda geçen bu pasajdaki gibi “Toz olmaktan yok sayılmaktan kurtulmanın yegâne yolu, geçmişi canlandırmak ve hafızalarda taze kılmaktır.” belirlemesi geçmişin tozlu raflarında unutturulmaya çalışılan, köksüzlüğe mahkum edilmek istenen bir halkın, tarihsel-toplumsal akışta, ontik düzlemdeki konumlarını açığa çıkarmayı mesele yapan Yazar Seyit Oktay, mevcut girişimini zorlu bir meşgaleyle taçlandırmayı başarır. 

Ortaçağ’ın karanlık sayfalarında kalmış, yok sayılmaya yazgılatılmış Kurdîli coğrafyanın bir dönemine roman disipliniyle ışık tutan yazar, küllerinden doğan Simurg misali dağlarla hemhalleşmiş kadim halkımızın makûs tarihini zengin bir anlatı perspektifine dönüştürmekte. 

“Hafıza, anahtarı şairlerde olan bir hazine odasıdır. Oradan kelimeleri bulup çıkarır, korur, sonra da bize sunarlar, şairliğin hayat suyudur kelimeler.” diyen yazar, düz yazının şairi olarak hazine odasından çıkardığı anlam zenginliğiyle katmanlandırdığı edebi metinleriyle şaşırtmaya devam etmektedir. 

Müslüman Nehar ile Hıristiyan Şevmina’nın aşkıyla kurgulanan roman, Mervânî Kürd Devleti’nin kuruluş sürecine giden yoldan başlayarak, yürekte sızı bırakan yıkılışına değin yaşananları destan tadında anlatır. Elbette yapılan kuru tarihi anlatı değil. Sürecin romanını Nehar’ın ağzından dökülen aşk, bilgelik ve hakikatle harmanlayan bir dizge sunmaktadır. Mervânî Kürdlerinin kurucusu olan “Kürd Kartalı” Ban Bin Dostikî ile başlayan Mirlik; Bad’ın yeğenleri Ebu Ali, Ebu Mansur ve Ebu Nasr’ın ardından Nasr’ın oğlu Nizameddin ve en son Emir olan Nizameddin’in oğlu Muzaffer ile hazin bir sonla biten bir hanedanlıktır. 

Nehar’ın engin hafızasında nakşolan bilgiler, kelimelere dökülen tarihin lirik öğeleriyle bezenerek romanlaşırken, Gutiler, Mitanniler, Medler ve Şeddadilere de yer verilerek bir halkın ne olursa olsun küllerinden yeniden doğacağı da ifadeye kavuşturulur. 

Mervânîlerin, Abbasiler, Fatimiler, Hamdaniler, Romalılar, Büveyhoğulları ve en son da Selçuklularla ilişki, çatışma ve ayakta kalma mücadelelerini gerçek verilerden hareket ederek romana dökmekte gayet başarılı bir yöntem uygulayan Yazar Seyit Oktay, zorlu bir yoldan bunu kotarmasını bilmiştir. Oktay, kronolojik olmayan bir yöntemle tasarladığı tarihimizin üç kesitini romanlaştırmıştır. Aryen-Med Destanı, Mitanniler ve şimdi de Mervânîler ile üçlemeyi tamamlamıştır. Kim bilir belki de üçlük ile yetinmez. Yeni anlatılar ekleyerek ufkumuzun ardında saklı kalmış hakikati görünür kılmayı sürdürebilir. 

Yazar Oktay, Aryen-Med Destanı ve Mitannileri ikili anlatı tekniğiyle vücuda getirirken, Mervânîleri böyle kurgulamaz. Neticede hangi tarz ve izlekten giderse gitsin Seyit Oktay imzası diyeceğimiz bir poetikası yerleşmiştir. Edebi yetkinliği daha bir incelmiştir. Yazar, metinlere derinlik ve anlam kazandıran farklı edebi söz sanatlarını kullanmakta mahir olduğunu kanıtlamıştır. Kurduğu cümlelerde aynı anlama gelen farklı kelimelerin peş peşe sıralanması, söz fazlalığı biçiminde algılanamaz. Eskilerin haşv-i gayr-i müfsid dedikleri tekrarlar, manayı bozmaktan ziyade pekiştirici edebi bir anlatımdır. Böylesi uygulamalarla şiirsel tınılar metne yedirilmiş olur. Oktay’ın her eseri zengin biçim ve biçem ile çatılmıştır. Nitekim bu husus Mervânîler ile daha da boyutlanmaktadır. Nehar’ın aşkı olan Şevmina’ya hitaben dillendirdikleri de buna emsaldir: 

“Benim kalbime kelebeklerden ayetler, çiçeklerden sureler, meleklerden vahiyler indiren güzel ilahe! Söyle kalbimin bu yakarışlarına bir cevap verecek misin? Ben ki yol bilmez bir kuştum. Şimdi gülistanında bülbül oldum. Söyle sen de mi bana din diyeceksin? Ben Kürdüm, zaten dînim [deli] dedim. Bana mazeretler, bahaneler ve olmazlardan bir örümcek ağı örme. Bana umuttan, kabulden bir kuş yuvası ör. Ör ki birlikte yaşayalım!” 

Pasajdaki şiirsel yoğunluklara mevcut roman akışında çokça rast gelinir. Nesrin şiir tadında oluşundan ötürü Mervânîler romanı, okuruna mükellef bir ziyafet sunar. 

Kürdün tarihsel trajedilerinde direniş ve ihanet eksik olmamıştır. Özellikle doğasından, dağlarından koparılma ve farklı inanç ve kültürlerin empoze edilişiyle bir nevi metazori başkalaşımların dominant özellik olmasıyla aslından uzaklaşma olur. Haliyle bu durum ihanet sarmalına yol açar ki, Mervânîlerin yıkılışında da bunun belirleyiciliği öne çıkar. Her ne kadar ihanetler yaşansa da bitimsiz bir direniş de çiçeklenmeyi sürdürür. Aslolan direnişin her daim baskın özellik oluşudur. Dün olduğu gibi bugün de yakıcı bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. 

Yazar Oktay, Bir Ortaçağ Destanı/Mervânîler ile anlam dünyamızı enginleştirmektedir. Tarihsel-toplumsal boyutta yaşanan kırılmaların edebiyat disiplini içinde zengin motiflerle taçlanması saikiyle okunmayı hak eden bir eserdir bu. Makûs talihimizin ve tarihimizin yürek yangını bir kesitini incelikli bir kurguyla içselleştireceğinize inanıyorum. 

Lil Yayınları’ndan çıkan bu romanı sadece okumakla yetinmeyin! Çevrenizdeki canlara da tavsiye edin. Zira romanda anlatılan senin-benim hikâyemdir. Tarihimize projeksiyon tutan bu romanın değeri tartışılamaz. Geçmiş yaşanmışlıkların vaveylası bugünlerde yankıya dönüşüdür anlatılan. 

“Tarihin ‘Kayıp Masal’ı olan Kürtler hakiki bir hikâyeye, görkemli ve hür bir hayata sahip olmalıydı. Bu cihanda hür yaşamayı ve mutlu olmayı, her kavim gibi Kürtler de hak ediyordu. Kavmim; masum, mazlum, mahzun ve müstesnaydı. Kavim ırkçısı değilim, ama dağların bu asil çocuklarının kalplerinin o dağlara yağan karlar kadar, ak û pak olduğunu biliyordum. Nehirleri kadar, özgürlüğe tutkulu ve rüzgârları kadar da asi ve baş eğmez olduklarına aşinaydım! Adlarıyla müsemma bu dağ insanları güzel, iyi ve hür yaşamayı hep hak etmişlerdi.”

Düne, bugüne ve yarına da tercüman olan/olacak bu belirlemenin yer aldığı Bir Ortadoğu Destanı/Mervânîler kitabı başarılı bir kurguyla çatılmıştır. İçeriğinden çıkarılacak çokça ders var. Dibacesi direniş, serencamı da özgürlük olacak bir geleneğin efratlarıyız. Coğrafyamızın otonkton halkının ana damarındaki akışın eşsizliği bitimsizdir. Haliyle yaşatılan trajedileri de tersine çevirmek ellerimizdedir. İşte bu eseri okuduğumda hep bunlar yâdıma düştü…

Değerli dostum, Yazar Seyit Oktay’ın kalemine zeval gelmesin! Nice verimlerle anlam dünyamıza ışık düşürmesi temennisiyle başarılar dilerim…

Kitabın Adı: Bir Ortaçağ Destanı

Mervânîler

Yazar: Seyit Oktay

Lil Yayınları, Birinci Baskı, Eylül 2025

*

(Ereğli Yüksek Güvenlikli Hapishanesi E-1-5

Ereğli/KONYA )

İlginizi Çekebilir

HDK’den 8 Mart deklarasyonu
Girit Adası açıklarında facia: Mülteci teknesi battı

Öne Çıkanlar