“Kuyu tipi” olarak bilinen yüksek güvenlikli hapishanelerde mahpusların başlattığı süresiz açlık grevi ve ölüm orucu eylemleri devam ediyor.
Bugün itibarıyla 16 mahpus ağır tecrit koşullarının kaldırılması, insan onuruna uygun yaşam ve görüş hakkının tanınması, “kuyu tipi” cezaevlerinin kapatılması talepleriyle eylemlerini sürdürüyor.
Serkan Onur Yılmaz ölüm orucunun 347. gününde
Antalya Kuyu Tipi Cezaevi’nden F Tipi Cezaevi’ne sevk edilen Serkan Onur Yılmaz, ölüm orucunun 347. gününde. Yılmaz’ın sağlık durumunun kritik bir aşamada olduğu belirtiliyor. Uzun süredir süren eylem nedeniyle vücudunda geçmeyen morarmalar, yutkunma güçlüğü, yürüme zorluğu, ağız içi yaraları ve uykusuzluk gibi ağır sağlık sorunları yaşıyor.
Yılmaz, direnişinin 318. gününde Bolu’daki Köroğlu Ünitesi’ne zorla sevk edilmiş, ailelerin hastane önünde başlattığı nöbet sonucu tekrar cezaevine geri götürülmüştü. Yaşadığı bu zorla müdahale sürecinin sağlık durumunu daha da kötüleştirdiği ifade ediliyor.
Serkan Onur Yılmaz, F Tipi Cezaevi’ne nakledilmesine rağmen Antalya Kuyu Tipi Cezaevi’ndeki arkadaşlarının da benzer şekilde sevk edilmesi için ölüm orucunu sürdürüyor.
Ayberk Demirdöğen ve Fikret Akar’ın sağlık durumu ağırlaşıyor
Yılmaz’la dayanışma içinde direnişini sürdüren Ayberk Demirdöğen, bugün itibarıyla eyleminin 227. gününde. Demirdöğen, “Serkan’ı asla yalnız bırakmayacağım” diyerek süresiz açlık grevini ölüm orucuna çevirmişti.
Çorlu Kuyu Tipi Cezaevi’nde bulunan Fikret Akar’ın sağlık durumu da son haftalarda ağırlaştı. Kanser hastası olan Akar, direnişini sürdürürken artık şeker dahi alamayacak hale geldi. Aynı cezaevinde Grup Yorum emekçisi Ahmet Arslan’ın da aralarında bulunduğu iki mahpus 9 gün önce süresiz açlık grevine başladı.
Güneşsiz, havasız, insansız
Türkiye genelinde 11 yüksek güvenlikli, 6 Y Tipi ve 7 S Tipi cezaevi bulunuyor. Bu cezaevleri, F Tipi ve T Tipi cezaevlerine göre çok daha ağır izolasyon koşullarıyla dikkat çekiyor. Mahpuslar, bu cezaevlerini “güneşin, havanın, yağmurun, rüzgarın olmadığı yerler” diyerek “kuyu”ya benzetiyor.
Kuyu tipi cezaevlerinde hücreler genellikle 5 ila 10 metrekare arasında değişiyor. Havalandırma alanları oldukça dar ve pencerelerdeki yoğun tel örgüler ışık ve hava girişini engelliyor. Bu nedenle hücrelerde temiz hava akışı neredeyse hiç yok. F ve T Tipi cezaevlerinde mahpusların en azından volta atma, spor yapma ya da gökyüzünü görme imkanı bulunurken, kuyu tipi hapishanelerde bu imkanların hiçbiri tanınmıyor. Mahpuslar günün neredeyse tamamını gökyüzünü görmeden, tek başlarına geçiriyor.
Bu cezaevlerinin bir diğer özelliği, hücrelerin içine yerleştirilen kameralar. Üç kişilik hücrelerde dahi tuvalet kapısı ve yatak alanlarını görecek biçimde yerleştirilen kameralar bulunuyor. Mahpusların yemek yeme, kitap okuma, tuvalete gitme gibi tüm gündelik faaliyetleri 24 saat boyunca izleniyor. Anayasa Mahkemesi, bu uygulamanın özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğine dair kararlar vermesine rağmen izleme uygulamaları sürdürülüyor.
Sol Haber’in aktardığı haberde kuyu tipi hapishanelerde yalnızca fiziksel koşullar değil, mahpusların sosyal ilişkileri de ciddi biçimde kısıtlanıyor. Bu cezaevleri çoğu zaman şehir merkezlerinden uzakta inşa edildiği için ailelerin görüşe gelmesi zorlaşıyor. Yasal olarak her mahpusun üç görüşçü hakkı bulunmasına karşın, “güvenlik soruşturması” gerekçesiyle birçok kişinin bu hakkı engelleniyor. Böylece mahpusların aileleriyle ve dış dünya ile teması asgari düzeye indiriliyor.











