Yüz binlerce kaynak olduğu halde halen Kürdlerin tarihsiz olduğunu veya ‘Kürd’ kelimesinin etnik bir unsuru değil de göçebe topluluğunu ifade eden, Kürdlerin saygın liderlerine ‘İsrail Köpeği’ gibi bir hadsizliği gösterebilen ‘Akademisyen/Yazar’ sıfatlı kibir abidesi insanlar gerçekten Kürdlerin tarihini bilmiyor mu yoksa çok iyi bildiği halde bu manipülasyonu mu bilinçli olarak sürdürüyor?!
Kürd/Kurd/Kord/Curd/Ekrâd Kelimesi:
Tam olarak tespit edilmemekle beraber İslâmî kaynaklarda bir kavim/ırk adı olarak ‘Kurd/Kürd/Ekrâd’ kavramı, Hz. Muhammed’in (s.a.v; 571-632) yaşadığı yedinci yüzyıl olmalıdır. İslâm ordularının Sasani’lerle yaptığı savaşlarda ve akabinde Cibâl, Azerbaycan, Şam, Ermeniyye doğrultusundaki akınlarında yine Kürdlerle karşılaşıldığı belirtilmektedir. Nitekim kayıtlara göre 23/644 yılında Nehr-i Tîrî ve Menazir Kürtleri, Pirûz liderliğinde isyan bayrağını çekmiş, ancak Müslümanlarla girişilen savaşta çok sayıda kayıp vererek durmuşlardır. Ebu Cafer Taberî’nin (839-923) ‘Tarih’ çalışmasında da 227/841-2 yılında Ca’fer b. Mihreceş el-Kürdî’nin başkaldırısından ve akabinde öldürülmesinden söz edilmektedir.
Sekizinci asırda Halil b. Ahmed (718-791) tarafından yazılan ve Arap dilinin bilinen ilk sözlüğü olan “Kitâbu’l- ‘Ayn” isimli eserde ise tanımlayıcı bir şekilde “El-Kurd: Cebel min el-insa/Kürd: İnsanlardan bir millet, halk, kavim, soy, nesil (C:5, ss:326)” geçmektedir (Mustafa Öncü, Kurdiname, S:3, ss:45)”. Bu tarihten sonra İslâm coğrafyasında Arapça, Farsça, Türkçe eserlerin birçoğunda kavim ve sıfat olarak ‘Kurd/Kurd/Ekrâd’ ibareleri kullanılmıştır. Bu kelimenin benzer biçimini 1o.yy.dan sonra Latince, Grekçe, Eski Fransızca, İngilizce kaynaklarda ‘Curd/Courd/Koord/Kord/Kurd/Kourd/Chord’ versiyonlarıyla görmekteyiz. Câhız’ın (ö.869) “Fezâilü’l-Etrâk” isimli 9.yy.dan kalma eserinde “Kürdler” geçmektedir.
Doğu Roma İmparatoru Nikephoros II Phokas’un (912-969, hüküm:963-9) dönemine dair hazırlanmış olan Grekçe/Yunanca tarih kitabında Halep dolayında Abbasi ordusunda görev yapan Kürdlerin olduğu belirtilmiştir. Ioannes Skylitzes’in (11/12.yy.da yaşamış) Bizans tarihinin 811-1057 yıllarının konu edinildiği “Synopsis İstorion/Tarihin Özeti” isimli eserinde, İmparator I. Basileios’un Diyarbakır’a yaptığı bir sefer sırasında “Kürd askerinin esir düştüğü” geçmektedir. 1095-99 yılları arasında yapılmış olan I. Haçlı Seferi’ne bizzat katılmış biri tarafından 1098 ve sonradan eklemelerle 1101 yılında tamamlanan Latince “Gesta et Aliorum Hierosolimitanorunı” isimli eserde Kürboğa’nın 1098 tarihli Antakya Kuşatması’nın konu edinildiği kısımda “Curti/Kürdler” geçmektedir. Yine 5. Haçlı Seferi’nin (1217-1221 yılları) konu edinildiği başka bir Latince yazma eserde “Cordin/Kürdler” anılmaktadır.
Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey’in (990-1063, hüküm:1040-63) 447/1055-6 yılında yazılıp Doğu Roma kralı (el-Rûm) Konstantin IV Monomakhos’a (980-1055, hüküm:1042-55) gönderilen ve Berlin Eyalet Kütüphanesi’nde (Resâ’il ve nevâdir ve hikâyât min latîfi’l-ahbâr ve garâ’ibi’l-eş‘âr isimli mecmûa içinde, 13/14.yy.da istinsah edilmiş) muhafaza edilen Arapça mektubunda; Tuğrul, İran coğrafyasında hüküm sürdüğünü ve ordusunun içerisinde Türkler, Deylemler ile beraber Kürdlerin (el-Ekrâd) de bulunduğunu yazmıştır (Osman G. Özgüdenli, 2024, ss:20). Kemâl al-dîn İbn al- ‘Adîm’in (ö.1262) “Târîh Halep” ile Ebü’l-Ferec İbnü’l-İbrî’nin (ö.1286) “Târîhu Muhtasari’d-Düvel” kitaplarında da aynı doğrultuda bilgiler mevcuttur. Bizanslı Mikhael Psellos’un “Chronographia” sonda (1017-1078) Alp Arslan’ı (1029-1072) “Perslerin ve Kürdlerin kralı” diye bir ibare geçmektedir. Gerek Selçuklu gerekse Rumî/Anadolu Selçuklu kaynaklarında ‘Kürd/Ekrâd/Kurdistân’ ifadeleri kullanılmıştır. Osmanlı Devleti’nde de daha Kürdlerin hakimiyet altına alınmadığı zaman dilimindeki kaynaklarda bu kelimeler 1930’lara kadar mevcuttur.

Tuğrul Bey’in 447/1055-6 tarihli mektubunun orijinalinde el-Ekrâd/Kürdler ifadesinin bulunduğu kısım. Varak:3b.

Doğu Roma İmparatoru Nikephoros II Phokas’un (912-969, hüküm:963-9) dönemine hazırlanan Grekçe/Yunanca tarih kitabında Halep dolayındaki ‘Kürdler’ ibaresinin anlatıldığı sayfa.

- yüzyılda yazılan Latince “Gesta et Aliorum Hierosolimitanorunı” isimli eserde “Curti/Kürdler”. (Ahmet Deniz Altunbaş’a teşekkürlerimizi sunarız).

- Haçlı Seferi’nin (1217-1221 yılları ) konu edinildiği başka bir Latince yazma eserde “Cordin/Kürdler”. (Ahmet Deniz Altunbaş’a teşekkürlerimizi sunarız).
Kaşkarlı Mahmud’un (1008-1075) 1072-4’de yazdığı “Dîvân-ı Lügati’t-Türk” isimli Arapça-Türkçe sözlüğünün sonunda yer alan dünya haritasında “ ‘Erzûl-Ekrâd/Kürdlerin Toprakları” ifadesi, Kürdlerin bugün de yaşadıkları coğrafyanın bir kısmını gösterir şekilde kullanılmıştır. Zemahşerî’nin (ö.1144) 1127-56 yılları arasında yazdığı “Mukaddimetü’l-Edeb” isimli Türkçe-Farsça sözlüğünde bazı nüshalarında “Kürd/Kürdistan” ibareleri yer almıştır.
Daha çok İbn Bibi adıyla bilinen Nâsiru’d-dîn Huseyn b. Muhammed b. ‘Alî el-Ca‘ferî er-Rugadî el-Munşî’nin (öl. 684/1285’ten sonra) 1282 yılında Farsça kaleme aldığı “el-Evâmiru’l-‘Alâ’iyye fî’l-umûri’l-‘Alâ’iyye/En İyi İşlerde En Âli Emirler (Müellif İbrahim b. İsmail b. Ebü Bekir el-Kayserl’ye istinsah ettirilen nüsha: Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya, no. 2985.)” ile yazarın hayattayken ismi bilinmeyen bir şahsiyet tarafından 1284-5 yılları arasında bazı eklemelerle yapılan Farsça muhtasarında (Tek Nüsha: Paris, BnF, Supplément persan, 1536; Th. Houtsma neşri: Histoire des Seldjoucides d’Asie Mineure d’apris Ibn-Bibi, texte turc, XVI, 308, Leiden, 1902) ve Yazıcızâde Ali’nin (ö. 15.yy) 15 yüzyılda Osmanlıca olarak yazdığı “Târîh-i Âl-i Selçûk”un bir kısmında İbn Bibi’den yapılmış olan çevirisinde, Kürdlerin Batı Anadolu’ya kadar coğrafik ve devletin üst yönetiminde yer bulan siyasi-askeri durumları hakkında bilgiler bulunmaktadır. Ancak adlarını anmış olduğumuz bu üç eserden günümüz Türkçesine yapılmış olan çevirilerde bu kısımlar tahrifata uğratılarak verilmiştir.

Dominikan keşişi Ricoldus de Monte Crucis’un (1243-1320) 1289-1291 yılları arasında Ortadoğu’ya yaptığı gezilere dayanarak Latince olarak yazdığı “Liber Peregrinationis” isimli eserinin 1351 yılında yapılmış olan Fransızca tercümesinde Kürdler/Kürd gravürü (Ahmet Deniz Altunbaşa teşekkürler).

Yazıcızâde Ali’nin (ö. 15.yy) 15 yüzyılda Osmanlıca olarak yazdığı “Târîh-i Âl-i Selçûk” isimli eserine göre Rum Selçukileri’nin ordusunda bulunan Kürdler.
Ahmed Eflâkî (ö. 761/1360) tarafından 1318-9 ve 1353 yılları olmak üzere iki versiyonla hazırlanmış olan ve Celâleddin-i Rumî’nin yaşamı, Mevlevîliğin kuruluş, gelişim ve yayılış süreci hakkında oldukça geniş bilgiler ihtiva eden “Menâkıbü’l-Ârifîn” isimli eserinde İmâdeddin-i Kürdî (Kordîoğlu, I) ile Kadı-yı Kürd’e (II) yer verilmiştir. Muhammed b. Ali b. es-Serrâc ed-Dımaşkî (ö. 747/1346) tarafından 715/1315’te kaleme alınan “Tuffâhu’l-Ervâh ve Miftâhu’l-İrbâh” namındaki eserinde, 701-704 (1302-1305) yılları arasında Halep’e bağlı Besni’de (Adıyaman’a bağlı ilçe) kadılık yapan Şeyh Hasan el-Kürdî el-Behisnevî ismi anılmıştır.
On dördüncü yüzyılın ilk asrında yaşamış olan Niğdeli Kadı Ahmed tarafından 733/1333 yılında kaleme alınan muhtasar bir İslâm Tarihi hüviyetindeki “el-Veledü’ş-Şefîk ve’l-Hâfşdü’l-Halîk (Süleymaniye Kütüphanesi, Fatih Bölümü, No:4518)” tek yazma nüshalı eserinde, 1324 yılında Merağa’da Şeyh Zahirüddin tarafından kendisine şeyhler silsilesinin bulunduğu icazetnamenin verildiğini belirtirken, Ya‘kûb el-Kürdî’yi anmıştır.
İranlı şair Sadî’nin “Bostan” isimli eserinin 14.yy.da Hoca Mes‘ûd (1300-1370) tarafından 1354 yılında yapılmış olan Türkçe manzumesi “Ferhengnâme-i Sa‘dî”de bir etnik unsur olarak “Kürd” sözcüğü kullanılmıştır (Hidayet Kuroğlu, 2022, ss:10). Anadolu sahasında 1368 yılında yazılan “Çulluk Kapan Lügati”inde “Kürd (128b 3/2, Muhsin Uygun, 2014, ss: 269)” ve “Ekrād (Cem‘-i Kürdī (19a5/1; Muhsin Uygun, 2014, ss:45) maddeleri bulunmaktadır. Pîr Mehmed Bin Yusuf El Ankaravî tarafından 15.yy.da yazılan “Lugat-ı Karapîrî” isimli Arapça-Türkçe sözlükte “el-Ekrâd” maddesi “bi’l-fethi cem‘’l-Kürd (Rıfat Kemal Doğan, 2014, ss:309)” şeklinde tanımlanmıştır. Fevri b.‘Abdullah tarafından 1487 yılında yazılan “Miftāhu’l Ma‘āni” isimli sözlükte de “birinc Kürd: bahādur kürd: Vilāyet Kürdistan (Ümit Çağdaş, 2019, ss:78)” denilmiştir.

Fevri b.‘Abdullah tarafından 1487 yılında yazılan “Miftāhu’l Ma‘āni” isimli sözlükte “Kürd” ve “Vilâyet-i Kürdistan (Ümit Çağdaş, 2019, ss:78)” ifadelerinin bulunduğu kısım (54b 7. satır).

İbn Hevqal’in (ö.988) 977 tarihli “Suretü’l-Arz/Dünyanın Yüzü” isimli eserinde Azerbaycan-Van-Hemedan üçgeninde ‘Mesayüfu’l-Ekrad we Meşatîhim/Kürdlerin Yaylak ve Kışlakları’ haritası. İstinsah:16. yüzyıl. ss:62. BNF Gallica, Arabe 2214.

J. Colliers’in 1688 yılında basımı yapılan “Historical Dictionary” isimli sözlüğünde ‘Curdes/Kürdler’ hakkında açıklamalar.
Klasik Kaynaklarda Kürdlerin Geçmişi
Dehhak ve Hz. İbrahim Anlatısı:
Altıparmak Mehmed Efendi’nin kendisinden önce Kazvînî’nin (ö. 975/1567) yazmış olduğu “Nigâristân” Farsça tarih kitabının Osmanlıca çevirisi olan “Nüzhet-i Cihân ve Nâdire-i Zamân (Nigâristân) Tercümesi” isimli eserinde 9. asırdan beri Arapça kaynaklarda ve Farsça “Şehnâme”de yer verilen “Dehâk Efsanesi”ine değinilerek Kürdlerin kökenleri anlatılmaya çalışılmıştır:
“Kürdler’üň maddesinden şöyle naḳl olunur ki: ḍaḥḥāk Mārān eyyāmında her gün iki kimesneyi ḳatl idüp başlarından beyinlerin iki omuzunda olan çıbanlara sürer idi. Tā kim sākin olurdı aġrısı. Āḫirü’l-emr maṭbaḫı anlaruň ba‘żısına teraḥḥum idüp birin ḳatl ider ve birin āzād ider idi. Bir niçe kimesne ḥāṣıl olup vīrānlıkda ve ḋaġlarda sākin oldılar. Tā kim çoḳluḳ olup bir yere cem‘ oldılar. Ekrād anlardan tevellüd eyledi ve evvelki ṭā’ifeye Lor ve bunlara Kürd dimege sebeb oldur ki zīrā anlar sākin oldıġı derbendüň ḥavālīsinde bir ḳarye vardur ki aňa Lor dirler. Ḳadīm zamāndan anlar anda sākin olduġı çün Lor didiler ve Bābrūd vilāyeti ḳurbunda bir yer vardur ki aňa Kürd dirler. Ekrād andan ḥāṣıl olmaġın bu laḳab ile mulaḳḳab oldı. (Sedat Kocabey, 2023, ss:464)”
Hândmîr’in (ö.1531) “Meâsirû’l-Mülûk” isimli eserinde İran’ın eski hükümdarlarından zalim ve kan dökücü ‘Dahhâk’ anlatılırken, “Dahhâk’ın hizmetçileri bazı insanlara acıyarak canlarına eman verip onları Kûhistân tarafına kaçırıyorlardı. Kürdler onların neslinden gelirler (Ömer Gürdal, 2021, ss:78)”. şeklinde Kürdlerin ‘Irkî’ oluşumlarından bahsedilmiştir.
Bazen de İran tarihi anlatılırken, İran ordusu içinde bulunan Kürd askerlerine değinilmektedir. 16.yy.da yaşayan Celâl-zâde Sâlih Çelebi’nin (ö.1565) “Kıssa-i Fîruz Şah (Fransa Milli Kütüphanesi Turc 40)” tercümesinin birçok yerinde Fîrûz Şâh dönemindeki Kürdlere ve kimi zaman da özel isim olarak ‘Kürd’ adını taşıyan şahsiyetlere yer verilmiştir: ‘Kürd-merd-i Erdebil (ss:315)’, ‘Kürdlerin na‘raları atlarun âvâzeleri (ss:958)’, ‘İran Kürdleri vasf u beyana gelmez işler iderlerdi (ss:959)’, ‘Fîrûz Şah ile Kürdân-ı Îrân (ss:972)’, ‘Îrân Kürdlerini (ss:983)’, ‘andan cümle Îrân Kürdleri cem‘ oldılar (ss:989)’, ‘Fîrûz Şah cümle Kürdân-ı Îrân’ıla bendden kurtulmışlar (ss:992)’, ‘Kürd-merd, Kürd-merd-i Sıfâhânî’dür (ss:1078)’, ‘Fîrûz Şâh bârgâhına gelip indi der-hâl Kürdler cem‘ oldılar (ss:1082)’, ‘ey Kürdân (Neslihan Polat Aktşa, 2021, ss:1205)’.
14/15.yy.da yaşayan Hamzavî’nin “İskender-nâme/Kıssa-i İskender (Manisa Genel Kitaplık Müdürlüğü Kütüphanesi, Nu: 6466)” isimli eserinin 1527 yılında istinsah edilen nüshasında Büyük İskender’in (ö.MÖ 323) ordusunda 70.000 kişilik bir kolu ‘Kürd-istân leşkeriyle (ss:250)’ idare eden ‘Tenkûl-ı Kürdî’ isimli komutanın adı yazılıdır. Ayrıca eserde İskender’in ele geçirdiği ülkeler arasında ‘Kürdistân’ sayılmış ve ‘Kürd (ss:665)’ halkının varlığına yer verilmiştir (Vasfi Babacan, 2024).
Hafız-ı Ebru’nun (ö.1430) “Külliyat-ı Tarih (TSMK. B.282, y.30a )” isimli eserinde Hz. İbrahim ile Nemrûd arasında geçen tartışma doğrudan Kur’an ayetleri kullanılarak anlatılır. Tartışma sonucu Nemrûd, İbrahim’i ateşe atmak ister. “Ona bu fikri veren Farsların göçebe halkından biri (Kürd) Heyzen ismindeki bir kişidir” denilir. Bu anlatıyı Muslihuddin Mustafa Efendi’nin (ö. 968/1560-61) “Târîh-i Ahterî” isimli eserinde de görmek mümkündür. Bu eserde Hz. Ömer’in şu sözüne yer verilir: “İbrâhim (a.s)’ı yakın diyen kişinin ismi Heyzan olan Kürtlerden bir adamdı. Allah onu yerin dibine geçirsin,” dedi (Mehmet Emin Yağcı, 2021, ss:146). Hz. İbrahim’in yaşadığı dönem MÖ 2123-1905 veya MÖ 2000-1400 olarak gösterilmektedir. Eğer Kürdlerin varlığı geçmişe gidiyorsa, bunların konuştuğu bir dili olmadı mı? Bugünkü Kürdçe ne zaman, nereden geldi?










