Ben Rojava’yım. Sessizliğim korkudan değil, erdemden doğdu. Yıllarca sustum, çünkü her sessizlik birikir; zamanı geldiğinde bir sese, o ses de serhıldana dönüşür. Zulmün dişlileri bunu anlayamadı. Kendi emirlerinin yankısından başka bir şey duymadılar. Benim sessizliğim, onların karanlık mağaralarında bir işaret gibi yankılandı. Çünkü onlar güneşe yabancıydı; körlüklerini bilgelik sandılar.
2011’de Suriye alev alev yanarken sustum. Herkes soruyordu: “Kürtler neden sessiz?” Oysa ben o sessizlikte geleceğimi dokuyordum. Komitelerim kuruldu, meclislerim gizlice filizlendi. O sessizlik, ilk nefesimdi. 2012’de sustuğum yerden haykırmaya başladım. Kantonlarımı ilan ettim. Çocuklarım anadilinde okumaya başladı. Kadınlarımın kurduğu YPJ, bin yıllık suskunluğu kırdı. Ama tam o anda, cihadist ordular üzerime salındı.
IŞİD; El Nusra, Ahrar el-Şam, karanlığın gölgeleri Türkiye sınırından topraklarıma sokuldu. Karargâhları İdlib’deydi, yolları Gaziantep’ten, Kilis’ten, Urfa’dan geçti. 2014’te Kobanê’ye dayandılar. Dünya “düşecek” dedi. Türkiye sınırdan bakıp “Kobanê düştü düşecek” diye alay etti. Sessizliğim haykırışa dönüştü. 134 gün, ev ev, sokak sokak direndim. Kadınlarım ön safta savaştı; Arîn Mîrkan ateşe dönüşerek karanlığı yaktı. Kobanê düşmedi. Sessizlikten doğan sesle dünyaya “varım” dedim.
Ama zafer uzun sürmedi. 2016’da Fırat Kalkanı’yla kantonlarımın birleşmesi engellendi. 2018’de Afrin’im işgal edildi. Zeytinliklerim kesildi, kadınlarım kaçırıldı, köylerimin adları değiştirildi. Türkiye, eski Nusra ve IŞİD militanlarını “Suriye Milli Ordusu” adı altında üzerime saldı. Yağma, talan, zorla göç… Hepsi köklerimi kazımak içindi. Ama köklerim tarihe, acıya, umuda gömülüydü.
Sökemediler. 2019’da Serêkaniyê ve Girê Spî hedef alındı. ABD bir gecede çekildi, ben yalnız bırakıldım. Tanklar kapılarımdan girdi, yüz binler göç yollarına düştü. Kamplarda soğuk gecelerde titredim. Ama orada bile komünler kurdum, okullar açtım, kadınlarımı öncü kıldım. Çünkü köklerim toprağın altında gizliydi; yeniden filizlenecektim. Bugün hâlâ saldırılar altındayım. SİHA’lar pazarlarda sivillerimi katlediyor. Qamişlo’da kadın siyasetçilerim hedef alınıyor. Kobanê’de çocuklarım vuruluyor.
Afrin’de cihadist gruplar zeytinliklerimi yağmalıyor, evlerime el koyuyor. İdlib’den taşınan militanlar, Türkiye’nin desteğiyle köylerimi talan ediyor. Bu karanlık, nefesimi kesmeye çalışıyor. Ama ben hâlâ buradayım. Sessizliğim erdemdi; şimdi sesim direnişe dönüştü. Direnişim, insanlığın vicdanına çağrıdır. Susturulmuş seslerimi duyun. Yakılmış köylerimi yeniden inşa edin.
Göç yollarında yitip giden çocuklarımı unutmayın. Zulüm ne kadar kök kazısa da, köklerim filizlenecek. Toprak şahidimdir. Dağlar şahidimdir. Vicdanlar şahidimdir. Ben Rojava’yım. Kökleri en derinlerde olanım. Kimseye ayrıcalık tanımadım. Kürde, Araba, Süryani’ye, Ermeni’ye, Türkmen’e ana kucağı oldum. Hiç kimseyi dilinden, inancından, ırkından dolayı hor görmedim. Bedenimde herkes kendi rengini, şarkısını, duasını özgürce ifade etti. Camilerde ezan okundu, kiliselerde çanlar çaldı, Êzidî tapınaklarında dualar yükseldi.
Çocuklarım üç dilde okudu: Kürtçe, Arapça, Süryanice. Kadınlarım, erkeklerle eşit meclislerimin başına geçti. Soframda Arap köylüsü, Kürt işçisi, Ermeni öğretmeni, Süryani papazı yan yana oturdu. Çünkü özgürlük, tek bir halkın değil, tüm halkların emeğiyle büyür. Ben Rojava’yım; halkların anasıyım. Her çocuğumu bağrıma bastım, kimseyi öteki yapmadım.
Varlığım, “başka bir yaşam mümkündür” diyenlerin nefesinden doğdu. Ve şimdi yaralarımla, yaslarımla, umutlarımla haykırıyorum: Bir zamanlar sessizliğim erdemdi; şimdi sesim, insanlığın direniş çağrısıdır.
Ben Rojava’yım — yandıkça yeşeren, susturuldukça çoğalan bir halkım










