Mecit Zapsu: Zamanın Ötesinde Bir Varlık Olarak Hayat

Genel

Yıllar önceydi. Dağların gölgesinde, küçük ve yorgun bir köyde misafirdim. Sisin içinde dağdan inen gerilla grubunun arasında, dikkat çeken bir yüz vardı: Çiya Heval…

Orta boyluydu ama duruşu kocamandı. Derin bir halk sevgisi ve mücadele ruhu taşıyordu. Çevresindeki arkadaşları ona büyük bir saygı duyuyordu. Köyden de onu tanıyanlar vardı. Köylülerle diyaloğu çok iyiydi; samimi ve içtendi. Sessizce dinler, gülümseyerek konuşur, ama söz sırası ona geldi mi öyle bir kararlılık akardı ki gözlerinden, herkes susar, sadece onun sesi kalırdı ortada.

İşte o gece, sobanın çıtırtıları eşliğinde, Çiya Heval konuştu. Söyledikleri sadece siyaset değildi; zamanın, hayatın, özgürlüğün anlamına dair bir derinlik taşıyordu. Şimdi, o konuşmadan zihnimde kalanları sizlerle paylaşmak istiyorum…

Hevalno…

Bugün sizlerle sadece bugünü değil, zamanı aşan bir şeyi konuşmak istiyorum: Hayatı.

Çoğu zaman sorarlar bize, “Dağda zaman nasıl geçiyor?” derler. Saatiniz yoksa, gününüz yoksa nasıl yaşarsınız?

Ben de onlara derim ki: Saatle ölçülen hayat, en yüzeyde olan hayattır. Oysa biz, zamanı değil, anı yaşamayı öğreniyoruz dağda. Çünkü hayat, kronometreyle değil, yürekle ölçülür.

Hayat, düz bir çizgi değildir. Ne doğumla başlar, ne ölümle biter. Bir nehir gibidir; nereden doğduğunu bilmezsin, nereye aktığını da. Ama o nehir gibi akar içimizde. Bizler de o akışın bir parçasıyız, yolcusu değil, ta kendisiyiz.

Hevalno, hayat şimdi’dir.

Ne dünün pişmanlığıdır, ne yarının kaygısıdır. Şimdi, tam da burada, bu toprakta, bu gözlerin içinde olan şeydir. Şimdi, varoluşun en sahici hâlidir. Ve biz, şimdi’de durmayı, şimdi’nin yükünü taşımayı, şimdi’nin içinde direnerek yaşamayı öğrendik.

Değişimin Kutsal Gerçeği

Hayatın belki de en dürüst yüzü değişimdir.
Değişim yalan söylemez.
Kışa karşı koyamazsın, çünkü bahar gelir.
Bahara tutunamazsın, çünkü yaz yaklaşır.

Tıpkı doğa gibi, biz de dönüşürüz. Hücrelerimiz, fikirlerimiz, acılarımız, sevinçlerimiz… Hepsi değişir. Ve bu değişimin kendisinde bir bilgelik vardır:

Hiçbir şey kalıcı değil ama her şey anlamlıdır.

Direndiğimiz her şey, aslında bizi dönüştürmek için gelmiştir.
Ve kabul ettiğimiz her şey, bizi bir adım daha özgürlüğe yaklaştırır.

İçimizdeki Yaratıcı Güç

Çoğu zaman unuturuz: Bizi var eden Güç dışımızda değil, içimizdedir.
İnanç sisteminden bağımsız olarak, bu yaratıcı ilke hepimizde mevcuttur.
Bize düşünme gücünü, düş kurma cesaretini ve seçim hakkını vermiştir.

Düşüncelerimiz sadece zihinsel süreçler değil, aynı zamanda yaratım aracıdır.
Ne düşünürsek, ona dönüşürüz.
İçimizde neyi beslersek, dışımızda onu görmeye başlarız.

Bu yüzden diyorum ki:
Çaresizlik bir yanılgı, güçsüzlük bir unutkanlıktır.
Hatırlamamız gereken, yaratıcıyla aramızdaki bağı koparan değil, güçlendiren bir farkındalıktır.

Şu An: Sonsuzluğun Kapısı

Her gün yeni bir başlangıçtır; fakat bu başlangıç ne takvimle gelir, ne de bir saatin çalmasıyla.
Gerçek başlangıç, içimizde verdiğimiz bir karardır:

“Artık geçmişi değil, bugünü seçeceğim.”
“Yarını kaygıyla değil, umutla karşılayacağım.”

Bu karar, yaşamın asıl dönüm noktasıdır.
Çünkü her şey şimdi olur.
Ve şimdi’de olan, sonsuzdur.

Şimdi’de kalmak, yaşama sarılmaktır.
Geçmişin küllerinden bir anlam çıkarmak değil sadece; aynı zamanda geleceği kuracak zemini burada ve şimdi inşa etmektir.

Hatırlamak: Tamlık Bilgisi

Bütün arayışlar bir yere çıkar: Kendi içimize.
Ve içimizde bulduğumuz şey, çoğu zaman dışarıda aradığımızdan daha eksiksizdir.
Zira her insan, doğduğu anda tamamdır.

Hayat, bu bütünlüğü fark etmekten ibarettir.
Eksik olan biz değiliz;
Eksik olan, farkındalığımızdır.

Ve o farkındalığı yakaladığımızda, hayat bize fısıldar:

“Her şey olması gerektiği gibi.
Sen yeterlisin.
Şimdi yeni bir adım atmak için tam zamanıdır.”

Sonsöz: Yaşamın Dansına Katılmak

Hayat bir hikâye değil yalnızca; bir dans.
Adımlarını kendin uydurduğun bir müzik var kulaklarında.
Bazen yalnız, bazen kalabalık, ama hep hareketli.
Ve bu dansın en güzel anı, senin kendini en çok hissettiğin andır.

Bu yüzden gözlerini kapat…
Bir anlığına her şeyi unut.
Ve sonra usulca hatırla:

Sen bu hayatın rastgele bir parçası değilsin.
Sen onun merkezisin.

Gava ku jîyan ji te re dibêje: “Ez tu me.”
(Yaşam sana “Ben sensin” dediğinde…)
İşte o zaman, işte o yerde, her şey başlar.

Bize inanın… Bize güvenin.
Çünkü bu güvenle, bu inançla…
Kurtuluş yakındır.

( Bu yazi Çiya Heval’in bir köy toplantısında yaptığı konuşmadan derlenmiştir.)

İlginizi Çekebilir

Özel’den Kılıçdaroğlu’nun Avukatına: Partiden Para Alamadığı İçin Düşmanlık Yapıyor
Öcalan’dan Kürt Ulusal Kongresi çağrısı

Öne Çıkanlar