“Kezî biriyê” (Örgün kesilsin, Kürt deyimi).
“Ölüler düşman olmaz. Onlar toprağa emanet edilir” (Sophokles, Antigone).
Bir beden, nefes almıyorsa da, insanlıktan çıkmış değildir. Ölüm, bedeni sahipsiz kılmaz; onu, insan onurunun son emanetine dönüştürür. İnsancıl hukuk da bu yüzden vardır. Cenevre Sözleşmesi, savaşta dahi “ölü bedenlerin aşağılanmasını” mutlak biçimde yasaklar. Canlıya yönelen saldırı ne kadar ağır bir suçsa, ölüye yapılan müdahale de aynı derecede ağır bir ihlaldir. Hukuk susabilir belki; devlet susabilir. Ama vicdan susarsa, geriye yalnızca karanlık kalır. Susmak tarafsızlık değildir. Bu sınır yalnızca hukuki değil, ahlakidir de. Aynı zamanda inançla da ilgilidir.
Üç tek tanrılı din ölüye saygıyı emreder. Tevrat’ta, öldürmeyeceksin emri vardır. Hıristiyanlıkta, ölünün yüzü, Tanrı’nın nuruyla aydınlatılsın diye dua edilir. İslam’da ölünün bedenine zarar vermek günahtır… Peygamber’in ifadesi açıktır: “Yahudi olsun, Hıristiyan olsun veya müslüman olsun yanınızdan bir cenaze geçtiği zaman ayağa kalkın. Zira cenaze için ayağa kalkmıyorsunuz. Siz ancak cenazeye eşlik eden melekler için ayağa kalkıyorsunuz.” Bir başka yerde şunu söyler: “Ölünün kemiğini kırmak, dirinin kemiğini kırmak gibidir.”
Bu nedenle cenazeye saygı, bedeni aşağılamamak/ teşhir etmemek dinin ölçüsüdür. Ancak bugün, birilerince ölüye saygı diye bir şey kalmamıştır. Dünyayı kazanmak adına, dini duygular elden çıkartılmıştır… Üstelik, saygısızlık cihat adına yapılıyor: Öldüren ve ölüye saygısızlık gösterenler, bunu din ve İslam adına yaptıklarını dile getiriyorlar… Saygı nedir bilmiyorlar. Her insan bir evrendir, onu keşfetmek yerine yok sayarak, kendilerini var ettiklerine inanıyorlar; insan, insan olduğundan dolayı saygıyı hak eden bir varlıktır, bunlar, varlıktan çıkmış kimseler; çünkü saygı adalet ve toplumsal hayatın anahtarıdır, onlar, cesetlere bile saygısızlık ederek, bu anahtarı bir kenara atıyorlar… Kültürlerine saygı istiyorlar ama başka kültürlere, başka bir tarihe tahammül etmiyorlar… Herkesin onlar gibi olmasını istiyorlar; onlar gibi giyinsin, onlar gibi konuşsun… Bunu kabul etmeyenlere her zulmü reva görüyor ve insan diye kendilerini sergiliyorlar… Toplumların, halkların, dinlerin, hatta kimi ailelerin dokunulmazlıkları vardır… Bir dokunulmazlar listesi çıkartmak mümkün ama hepsine girmek imkansızdır… En son, Kürt kadınlarının saçlarına dokundular.
Kürt kültüründe saç, özellikle kadın saçı; kimliğin, onurun, hayatla kurulan bağın sembolüdür. Kadın saçıyla bütünleşmiştir. Saçın örgüsü de bedenin sessiz dilidir. Büyük bir acı, geri dönülmez bir kayıp yaşandığında kadın saçını keser. Bu yüzden Kürtçede ağır bir beddua vardır: “Kezî biriyê.”
Yani: “Örgün kesilsin.”
Bu söz bir hakaret değildir, derin acıların ifadesidir. Örgünün kesilmesi, hayatla bağın koptuğu yerdir. Bu nedenle zorla bir kadının saçını kesmek, yalnızca bedene değil; hafızaya, kimliğe, onura yönelmiş bir saldırıdır.
Bütün bu resmi, gayri resmi hukuk, bir ön kabul üzerinedir: Karşınızdakinin de insan olduğuna.
Ne yazık ki Kürtler bugün, bu normlara uyabilecek bir düşmanla değil; insanlıktan çıkmış, barbarlıkla, hasta ve örgütlü çetelerle karşı karşıyadır. İnsan olmanın asgari sınırlarını reddeden yapılardan, insan onuruna saygı beklemek mümkün değildir. Bu yüzden ihlal edilen yalnızca hukuk değil, insanlığın ta kendisidir.
Dahası, bir kadının saçının aşağılanması yalnızca o kadına yönelik de değildir. Bu, bütün kadınların aşağılanmasıdır. Kesilen örgü, tek bir bedene ait değildir, insanlığın onurudur. Topraklarını ve halkını savunan genç bir Kürt kadının öldürülmesi, daha bir yıl öncesine kadar dünyanın terör örgütleri listesinde yer alan HTŞ bağlantılı bir çete tarafından gerçekleştirildi. Genç kadının öldürülmesinin ardından saç örgüsünün kesilerek “kadından geriye bu kaldı” sözleriyle bir başkasına hediye edilmesi, bu şiddetin yalnızca bir cinayet olmadığını; kadın bedenini/ onurunu savaş ganimeti olarak gören bir zihniyetin açık ilanı olduğunu gösterdi.
Bu durum, Kürtler açısından derin bir kırılmaya neden oldu. Dünyanın dört bir yanındaki Kürtleri tek bir ruh hâlinde ayağa kaldırdı. Kürt kadınlarının öncülüğünde gelişen sessiz saç örgüsü eylemi, dünyanın her yerinde kadınların saçlarını ördüğü, kelimelerden arınmış ama son derece güçlü bir dayanışma diline dönüştü. Bu kez Kürt kadınlarının örgüsü, dünyaya insan onurunu hatırlatıyordu. Dünyanın bütün kadınları birdi, erk’eğe karşı birleşmişlerdi…
Bu sessizlik, şiddetin karşısına dikilen onurlu bir dildi. Buna karşılık, yalnızca saçını ördüğü için insanların hedef gösterilmesi, meselenin bireysel tepkilerin ötesinde; inkâr, bastırma ve kolektif bir vicdan yarılmasıyla ilgili olduğunu açıkça ortaya koydu.
İnsan onuru bölünemez.
Beden bütünlüğü pazarlık konusu olamaz.
Ölümde bile adaletin reddedildiği bir yerde, hayatta kurulan hiçbir düzen meşru değildir.
Saç aynı değil belki.
Ama acı aynı.
His aynı.








