Müslüm Yücel: Mahsa Emini, Mahsa Emini

Yazarlar

Mahsa Emini… Mahsa Emini… Güzelliğin karanlığı deler, nefesin özgürlüktür, her gülüşün isyandır! Sen varsın, umut vardır. Sensiz dünya susar. 

Kaç gündür uyuyamıyorum… Yastığımın altında bir ateş topu dönüp duruyor. Ayaklarım buradaysa ve kalbim hâlâ atıyorsa, Sakız’da atıyor. Saatlerce fotoğraflarına bakıyorum. Saatlerce… Burada yaşayan, buranın suyunu içen, ekmeğini yiyen dünya güzeli fotoğraflarına bakıyorum. Her bir fotoğrafta ayrı bir güzellik var, her bir fotoğrafta ayrı bir erdem. Sen, güzellerin baş tacısısın. Bütün gözeler, bütün nehirler, bütün dağları vergi olarak verseler sana yetmez.

Gözlerin Hıta’dır, Habeş’tir. Saçlarının bir büklümü Çin’i, bir büklümü Hind’i, bir büklümü Maçin’i ve bütün yeryüzünü kavrar; her kıvrımı tarihin kan ve umut çizgilerini taşır. Sular, dağlar, yıldızlar… hiçbir şey gözlerindeki bir anı resmedemez. Her bakışın bir ayaklanmadır, her suskunluğun çığlıktır!

Fotoğraflarına bakıyorum…  Birinde yaralısın; saçların dökülüyor, yüzüne düşmüş. 

Birinde hastanedesin; ruhun bedenini terk etmiş, sana bakıyor herkes, sen herkesin kalbinde atıyorsun. 

İşkence edilmiş bedenine bakıyorum. Suç hanen büyük! Başörtüsü… Artık başörtüsü diye bir şey var mı? İran’da başörtüsü üniforma değil mi? Ahlak Polisi… Otellerinde imam bulunduranların ahlak polisi, ahlaksızların polisi!

Mahsa…  Senden dolayı ağaçlardan utanıyorum; yapraklarından, meyvelerinden… Dünya ağaç ve kadındır; bu dünya kadının meyvesidir, senin meyvendir. Yüzün öyle bir beyaz ki, gündüz desem gündüz değilsin; şira denilen sen olmalısın. Kim bilir, belki de şiranın insan halisin. Yeryüzüne indin; melekler kıskandı seni, sular kıskandı, dağlar kıskandı. Senin ağzın karşısında Hızır’ın ab-ı hayatı bile kıskandı; az gelir. Allah bilir, senin karşısında ne ab-ı hayat, ne yaratılmış bu dünyanın, ne yedi felek, ne dört rüzgarın bir anlamı vardır.

Senin ayaklarının altındaki toprağın bir zerresi, bütün erkek milletidir, erkek devletidir. Ve ben, senin ayaklarının altında zerre olmayı, mezarının taşında bir toz olmayı İran’ın bütün ilmine, bütün şiirine tercih ederim.

Biliyorum, şimdi hepimizi yaratan Allah, senin yanındadır; o kadar özenmiş ki sana, seni bizden erken aldı. Varsa şehitlik, bu olsa gerektir. Allah’ı bilmeyen ve Allah’ı sevmeyenler senin karşındadır; onlar Allah’ı görmüyor. Onlar birer namluya dönmüş, ağızlarıyla her gün Allah’ın adını anarak cinayet işliyorlar. İşleri güçleri bu! Devletleri bu! Onların devleti cinayet şebekesidir; öldürdükçe yaşamak, öldürdükçe nefes almak, masumları seçmek, kalbimizi yakacak olanları seçmek…

Senin Allah demenle, onların Allah demesi bir değildir. Onlar Allah dedikçe suçlarına ortak arar; senin Allah demen insanlıktır, kalptir. Sen kalp ülkesinin güzelisin. Şimdi bütün muğpeçeler, ruhunun kokusunu almıştır; derinin altına giyindiğin yün hırkanın hışırtısı cennet köşklerine serilmiştir; ruhun enginlerdedir, dünyanın güzel kadınları…

Roza Luxemburg’dan Zekiye Alkan’a, hepsinin misafirisin. Sen asmaların kızı, Pirimuganlar hizmetçilerindir. Bilirsin, işleri sırları açığa vurmaktır; sen dünyamızın sırrısın, ülkemin sırrı, ruhul-küdüsün feyzi. Senin saçların büklüm büklümdür zincire benzer; Nizami’den Hafız’a kim bu zincirin halkasına düşmedi ki, kimler bu zincire vurulmak için can vermedi ki? Senin saçların elmastır, yakuttur, incidir.

Sen böyle vurulmayasın diye, bir Ezidi kızı, yıllar önce saçlarını kesti, bir mezar taşına bağladı, gitti. Devranın gamı, gussası ve güllerin bu mevsimdeki yaprakları o gün bugündür; onun kokusunu çekti, sesini söyledi ırmaklar. Sen benim güzel kızım, kız kardeşim, haysiyetim, hamiyetim. Sen yelimsin, elimden önce sineme değensin. İran’ın gelmiş geçmiş bütün sinezenleri bir olsa senin sessizliğini veremez. Sen yelimsin, kana bulanmış güllerin kokusunu sen getirirsin, düğümleri sen çözersin, nefesi sen yollarsın. Sen vaat ettin, ben yerine getiririm; söylerim, bildiğimi söylerim. Bütün şairler bilir: Fars hırkadan başka bir şeyi olmayana bile hücum etmede ustadır. Versen de bu hırkayı, tapına sığınır; çünkü kapısı yoktur, kapı gönül evidir. Anahtar uyduramaz, çalar, çırpar, öldürür; buradan gelir ahlakı ve büyük şairleri de bu dertten ölmüşlerdir. Şerefli bir millete sahip olmamak ne kadar acıdır…

Mahsa Emini… Mahsa Emini! Sen Ahmed-e Xanî’nin kızı! Sen sayısını bilemediğim binlerce şehidin canı… Yazdıkça açıldı ruhum. Seni üç gündür karşılamaktan yorulmuş meleklerin yanında gördüm. Adem’in balçığından yoğrulmuş kadehlerden sular getirildi sana. Melekut sahrasından yola çıkanlar seninle hemdem olmak için gözyaşlarını deniz yaptılar, elmacık kemiklerini gemi yaptılar. Hepsi köle pazarlarında satılan, insanlığın utanmadığı acılardan yana, senin karşında suskundular. Gök bile emanetti, yüktü, seni gökyüzüne çekmek için melekler kurra çektiler. Allah’ı bilen şairler saf saf dizilmişlerdi, hepsi sana söz birliği edercesine şunu söylediler: “Canını vesile etme; hayatın kendisisin sen.”

Not: Bu yazı, Mahsa Emini, öldürüldükten üç gün sonra yayımlandı, 8 Mart için, hatırlatıldı… 

 

İlginizi Çekebilir

Bizi Bağışla Yüksel Güran; Seni Kadınlığından Vurdular, Mani Olamadık
Ali Engin Yurtsever:  İran’la Değil Çin ile Savaş            

Öne Çıkanlar