Oktay Candemir: Kürt müziğinin kadın sesleri…

Genel

Size Mezopotamya’nın, binlerce yıllık tarihinin içinden gelen bir kültürün sesinden söz edeceğim. Ve bu kültürün tam ortasında sessiz sedasız gerçekleşen bir kadın devriminden… Yaklaşık 2300 yıl öncesi… Mezopotamya topraklarında yaşayan Kürt Avger, dönemin müzik yapısını sistematize eden ilk insanlardan biri. Yani notanın öncesinden söz ediyoruz. Sonrasında kıyımlar, katliamlar, asimilasyon politikaları, inkâr, imha…

Ama müzik devam etmiş. Bir şekilde, bir yerlerde. Ve o yer: Dengbêjlerin sesi. Dengbêj dediğiniz kişi, sesle anlatır. Hafızasında destanlar, ağıtlar, efsaneler taşır. Her biri adeta Kürt toplumunun yürüyen belleği olmuştur. Bu seslerde; göç var. Sürgün var. İsyan var. Direniş var. Ve işte böyle taşındı Kürt müziği kuşaktan kuşağa.

Çünkü yazı yasaktı. Kimlik inkâr ediliyordu. Halkın tarihi yok sayılıyordu. Şakîro’yu, Ekremo’yu, Kerem’i, Zahiro’yu, M. Şêxo’yu, Hasan Zîrek’i, Aramê Dîkran… Beş kuşak Kürt toplumu, onları gizli gizli dinlemek zorunda kaldı. 70 ve 80’lerde Kürt sanatçıların albümleri yasaktı ve satılması illegal faaliyet sayılırdı. Bu yüzden gözünün karartan kaseti birbirinden emanet alır, yorganın altına saklanarak gizli gizli dinlerlerdi… Ev baskınlarında ele geçirilen en büyük suç delili bu kasetler olurdu. “ Kürtçe müzik dinlediğinize dair ihbar aldık, arama yapacağız” diye girilir, “ Komutanım, Kürtçe kasetleri bulduk” denilir, Komutan ’da “ Alın bunları alın” talimatını rahatlıkla verirdi.

Ha kaset bulunmadı mı, o zaman da karakolda günlerce işkenceye maruz kalınırdı. Tüm bu bedeller, Şakîro’yu, Ekremo’yu, Kerem’i, Zahiro’yu, M. Şêxo’yu, Hasan Zîrek’i, Aramê Dîkran’ı dinlemek içindi. Haklı olarak soracaksınız: Hiç kadın dengbêj yok muydu? Vardı elbette. Ama onların sesi bastırılmıştı. Mesela: Meryem Xan. Eyşe Şan. Aslîka Qadir. Sûsika Simo. Hepsi yüzyıllardır erkek egemen bir coğrafyada sesiyle direnen kadınlardı. Meryem Xan doğduğu topraklar olan Şırnak’tan çok uzaklarda Bağdat’ta ölmüştür.

Diyarbakır’lı Eyşe Şan’da benzer bir kaderi yaşamış, Almanya’da, Bağdat’ta uzun yıllar sürgünde yaşadıktan sonra İzmir’de yaşamını yitirmiştir. Mikrofon hep erkeklere tutuldu. Erkeklerin sesi hep daha çok duyuldu. Peki ya şimdi? Bir çağın sesi ton değiştiriyor. Son 10 yıldır, farkında mısınız bilmiyorum ama Kürt müziğinde sessiz sedasız bir devrim yaşanıyor. Ve bu devrim kadınların sesiyle yükseliyor. Rojda, Ciwan Haco kadar dinleniyor. Aynur, Şivan Perwer’in konserleri gibi izleyici topluyor. Rewşan’ın şarkıları Avrupa salonlarında yankılanıyor. Tara Mamedova Kürtçe ezgileriyle gittiği her yerde onbinleri topluyor. Onlar sadece müzisyen değil.

Aynı zamanda birer kültürel figür. Kadın kimliğini ve Kürt kimliğini birlikte taşıyorlar. Ve en önemlisi: Genç kuşağa umut veriyorlar. Birkaç hafta önce Bostancı Gösteri Merkezi’nde Rojda ve Rewşan sahnedeydi. Salonun yarısından fazlası kadındı. Aynur Doğan sonbaharda “Rabe” albümüyle Kuzey Amerika turnesine çıkıyor. Van’da ise ekim ayında Tara Mamedova ve Rewşan konser verecek.

Yani? Kürt müziğinde kadınlar artık sadece ses değil, birer manifesto. Bugün artık bu kadınlar sadece kendi köylerinin değil, dünyanın sahnesinde. Bugüne kadar erkek ağırlıklı Kürt müziğinde kadın sanatçıların çağı başladı. Erkek sanatçıların tahtı ciddi biçimde irtifa kaybediyor. Hayatın her alanında devrim yapan Kürt kadını müzikte de devrim yapıyor. Tarihin ilginç bir cilvesi… Dün sesi bastırılan Kürt kadınları, bugün bir halkın hafızasını sesleriyle yeniden yazıyor. Bir halkın haykırışı. Bir kadının direnişi Bu ses artık hepimize dokunuyor.

İlginizi Çekebilir

Hatimoğulları: Toplum, Meclis’te kurulan ‘Barış Komisyonu’ndan somut adımlar bekliyor
Şam ve SMO’nun Gece Taarruzu: Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê’de Abluka Kırıldı

Öne Çıkanlar