Oktay Candemir:  Leyla Zana’ya Saldırı, Sürece Yönelik Bir Sabotaj mı?

Yazarlar

2000’li yılların ortasıydı. Gazeteciliğin hâlâ sokakta, kahvede, sınır tellerinin önünde yapıldığı yıllar… Ben o günlerde Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) Iğdır, Ağrı, Kars ve Ardahan muhabiriydim. Haberlerimi internet kafede yazıyor, fotoğraflarıyla birlikte MSN üzerinden gönderiyordum. 2007 yılında Iğdır’dayken orada tanıştığım bir kişi bana Yeşil’i gördüğünü söyledi. “Etrafı korumalarla çevriliydi. Azerbaycan’a geçti.” dedi… Benzetmiş olabilir diye düşündüm… Ama 2009’da bir fotoğraf yayımlandı. Yeşil, köşesinde “2008” yazan bir gazetenin üzerinde yemek yiyordu.

Aradan 18 yıl geçti. Gazeteci Saygı Öztürk, geçtiğimiz günlerde cezaevinden Yeşil diye birinin kendisini aradığını söyledi. Geçtiğimiz günlerde yine Yeşil ile ilgili bir haber daha çıktı. Yeşil’in yıllardır Azerbaycan’da yaşadığı iddia ediliyordu. 20 yıl sonra Iğdırlı arkadaşımın doğru söylediğini düşünmeye başladım. Yeşil isimli tetikçi, binlerce kişiyi işkence yaptıktan sonra infaz etti; Ape Musa’yı katletti. Mehmet Ağar’ın deyimiyle bin tane operasyon yaptı. Ancak her seferinde devletin gerekçesi “terörle gayrinizami harp” oldu.

üDevletin içindeki karanlıkla mücadele hep askıda tutuldu. AK Parti’nin en liberal, AB değerlerini savunduğu dönemde bile devletin içindeki karanlığa dokunulmadı. Yeşil bir kişi değil. Bir sembol. Derin devletin ete kemiğe bürünmüş hâli. Öldü mü, yaşıyor mu bilmiyoruz. Ancak asıl sorulması gereken soru şu: Üst üste çıkan Yeşil haberleriyle bizi bir şeye mi alıştırıyorlar, yoksa başka bir mesaj mı veriliyor? Türkiye’de bazı haberler, filmler ve diziler çoğu zaman algı amaçlıdır.

Bir örnek vereyim: 2005 yılında Kurtlar Vadisi dizinin finalinde, derin devlet adına yıllarca cinayetler işleyen Polat Alemdar, mahkemece “devlet görevlisi olması hasebiyle, devlet adına girdiği çeşitli operasyonlardan” beraat ediyordu. İşte tam da o günlerde Abdi İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca serbest bırakılmıştı. Polat Alemdar karakteriyle Ağca’nın “devlet adına suç işleyen” biri olduğu algısı yaratılarak serbest bırakılmasının zemini hazırlanmıştı.

Son olarak: Soma’da, hiç alakası yokken daha önce tribünlerde Yeşil pankartı açan Bursaspor taraftarının Leyla Zana’ya saldırması tesadüf mü? 24 Nisan 2009’da tam da ilk açılım süreci devam ederken Ahmet Türk’e yönelik Samsun’da gerçekleşen yumruklu saldırı bir kişinin kendi kafasına göre yapabileceği ya da cesaret edebileceği bir iş olabilir mi? 2013 çözüm sürecinde Bursa’da HDP Milletvekili Akın Birdal’a yapılan yumruklu saldırıyı düşünelim. Çözüm süreci devam ederken yapılan bu saldırı sadece bir kişinin kendi başına yapabileceği bir saldırı olabilir mi?

Ben Leyla Zana’ya yönelik ırkçı saldırının amacı ile Türk ve Birdal’a yapılan saldırıların amacının aynı olduğuna inanıyorum. Leyla Zana olayı, süreç konusunda devletin içinde bir ikilik olduğunu gösteriyor. İki toplumun öfkesini kabartmak isteyenler harekete mi geçti sorusunu akla getiriyor. Leyla Zana’ya saldırı ve Yeşil’in yeniden gündeme getirilmesi bir mesaj, bir tehdit olarak okunabilir mi? Sürecin bitmesi için birileri harekete mi geçti? Yeşil’in yeniden gündeme gelmesi ve Leyla Zana’ya saldırı olayı basit, sıradan olaylar mı; yoksa süreci provoke etmek isteyen bir gücün operasyonu mu?

Bu ülkede hiçbir şey tesadüfen olmaz. Her şeyin altında bir plan, bir tasarı, bir hesap vardır. Umarım düşündüğüm gibi değildir ama birileri bizi yine kör kuyuya atmak istiyor. Bundan eminim. Sizi bilmem ama ben Yeşil’in gündeme getirilmesini ve Leyla Zana’ya yönelik ırkçı saldırıyı sürece yönelik bir sabotaj olarak görüyorum.

 

İlginizi Çekebilir

Diyarbakır firmaları Şam Fuarı’nda: Nusaybin kapısının açılması gerekiyor
Amedspor’dan ‘Leyla Zana’ kararı: Iğdırspor maçı kadınlara ücretsiz olacak

Öne Çıkanlar