Fransa ve İngiltere’nin eş başkanlığında Paris’te düzenlenen toplantıda, taraflardan bağımsız ve yalnızca savunma amaçlı çok uluslu bir misyonun temelleri atıldı.
17 Nisan 2026’da Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un davetiyle Paris’te düzenlenen uluslararası zirvede 49 ülke (çoğu video konferans yoluyla), ABD-İsrail-İran savaşının ardından Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini üstlenmeye talip oldu.
Fransa ve İngiltere’nin eş başkanlığında gerçekleştirilen toplantı, savaşan taraflardan tamamen bağımsız, “sadece savunma amaçlı” bir çok uluslu misyonun temelini attı.
Peki “Hürmüz Misyonu” tam olarak nedir ve neden bu kadar kritik bir adım olarak değerlendiriliyor?
Zirveye Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni gibi Avrupalı liderler doğrudan katılırken, ABD’nin katılımı olmadı.
Toplantının ana gündemi, dünyanın petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün kalıcı olarak tesis edilmesiydi. Macron, boğazın “tamamen, derhal ve koşulsuz” açılmasını talep ettiklerini vurgularken, Starmer da “boğazın özelleştirilemeyeceğini, geçişin ücretli veya kısıtlı hale getirilemeyeceğini” belirtti.
Hürmüz Misyonu’nun niteliği ve kapsamı
Misyon, savaşan taraflardan (ABD, İsrail ve İran) ayrı, tarafsız ve savunma odaklı bir yapı olarak tasarlandı. Planlanan unsurlar arasında ticari gemilere askeri eşlik, mayın temizleme, istihbarat paylaşımı ve kıyı devletleriyle iletişim prosedürleri yer alıyor.
Avrupa liderleri, misyonun “koşullar elverdiği anda” devreye gireceğini ve önümüzdeki hafta Londra’da askeri detayların netleştirileceği bir konferans düzenleneceğini açıkladı. Katılımcı ülkelerden önemli katkı teklifleri alındığı belirtilirken, misyonun amacı net: Boğazın yeniden kapanmasını önlemek ve küresel enerji akışını güvence altına almak.
Bu girişim, İran’ın 22 Nisan’a kadar sürecek ateşkes döneminde boğazı ticari trafiğe açtığını açıklamasının hemen ardından geldi. Ancak ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukasının “işbirliği yüzde 100 tamamlanana kadar” süreceğini duyurması, bölgedeki belirsizliği koruyor. Haftalarca süren kapanma nedeniyle binlerce gemi ve denizci mahsur kalmış, küresel enerji piyasaları sarsılmıştı.
Jeopolitik yansımaları
Paris zirvesi, sadece lojistik bir düzenleme değil; aynı zamanda Avrupa’nın enerji güvenliğinde “üçüncü yol” arayışının somut bir yansıması. Avrupa ülkeleri, ABD’nin sert askeri tutumuna katılmayı reddederek kendi savunma kapasitelerini öne çıkarıyor. Bu, NATO içinde bile farklılaşan yaklaşımların bir işareti. Misyonun “tarafsız” vurgusu, hem İran’la gerilimi tırmandırmamayı hem de ABD’ye bağımlılığı azaltmayı hedefliyor.
Avrupa’nın liderliğinde şekillenen bu girişim, boğazın kalıcı güvenliğini sağlarsa küresel enerji piyasalarına nefes aldırabilir. Ancak ateşkesin kırılganlığı ve tarafların rekabeti göz önüne alındığında, misyonun sahada ne kadar etkili olacağı, önümüzdeki günlerin en kritik sorusu olarak duruyor.
Trump’ın tepkisi ve mevcut tutumu
ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’ndaki ABD ablukasını “İran’la anlaşma yüzde 100 tamamlanana kadar” sürdüreceğini net bir şekilde ifade etti. Boğazın ticari gemilere açılmasına rağmen İran limanlarına yönelik blokajın devam edeceğini vurgulayan Trump, müttefikleri abluka operasyonuna katılmaya çağırmış ve katılmayanları “korkak” diye eleştirmişti.
Paris Zirvesi’ne ABD’nin davet edilmemesi üzerine Trump, NATO’yu “işe yaramaz” ve “kağıt kaplan” olarak nitelendirdi; Avrupa liderlerine “Bizim için orada değildiniz, biz de olmayacağız” mesajı verdi.
Bu bağlamda Hürmüz Misyonu, Trump’ın “maksimum baskı” stratejisine doğrudan bir alternatif oluşturuyor.
Avrupa ülkeleri, abluka gibi saldırgan bir tutum yerine “sadece savunma amaçlı” bir misyonu tercih ederek, ABD’ye bağımlılığı azaltma ve “stratejik otonomi” vurgusu yapıyor. Trump açısından bu, NATO içindeki bölünmeyi derinleştiren ve kendi liderlik iddiasını zayıflatan bir gelişme.
Misyonun hayata geçirilmesi halinde Trump’ın İran’a yönelik yalnızlaştırma politikası kısmen aşınabilir. Avrupa’nın bağımsız hamlesi, Trump’ın “Avrupa bize yük oluyor” söylemini güçlendirirken, aynı zamanda müttefiklerin ABD olmadan da hareket edebileceğini göstermesi bakımından Beyaz Saray’da rahatsızlık yaratıyor.
Trump’ın NATO’ya yönelik sert eleştirileri bu rahatsızlığın açık göstergesi.
Hürmüz Misyonu, Trump üzerinde dolaylı ama anlamlı bir etki yaratma potansiyeline sahip. Doğrudan askeri bir karşıtlık içermese de, Avrupa’nın “üçüncü yol” arayışı Trump’ın İran stratejisini ve müttefik ilişkilerini zorlayabilir.
/Kaynak: İlke Tv/











