Ragıp Duran: Buraları eskiden hep dutluktu…

Yazarlar

:

Kuşaklarına X, Y, Z gibi isimler veriyorlar. Aslında çok şeker çocuklar. Babalarından dedelerinden çok farklılar. Zaten ebeveynleri gibi olsalardı herhalde hiç çekilmezlerdi. “Ben sadece ölen babamdan ileri, doğacak çocuğumdan geriyim ve bir kavganın adsız neferiyim.” demişti  Nazım bey.  

 

image.png

Dikkat ettim, ben bizim oğlanla ve torunla bir araya geldiğimde kendimi onlardan çok farklı daha doğrusu onlardan çok uzakta hissediyorum. Kuşak farkı çok büyük. Çok az ortak konumuz var. Türkçelerimiz bile değişik. Ama ben vakti zamanında babamla hatta dedemle konuştuğumda kendimi onlardan çok farklı hissetmezdim.

Senin oğlan kaç yaşında?

39.

Torun?

O da 11 yaşında.

Anlıyorum. Bu senin söylediğin farklılığı ben de hissediyorum benim oğlan ve torunla konuşurken. Ama ben bu durumu normal karşılıyorum. Çünkü onlar bizden çok farklı, çok başka koşullarda doğdular, büyüdüler, yaşıyorlar. Biz onların yaşındayken dünya çok farklıydı. Biz sokakta oynardık, eve hapsolup TV ya da İnternet ekranının karşısında zaman öldürmezdik. Nostalji yapacak değilim ama bizim zamanımızda buraları hep dutluktu. Şimdi beton ormanları var. Toprak kirlendi, hava kirlendi. En mühimi insan kirlendi.

İnsan nasıl kirlendi?

Sen lisedeyken bugünkü kadar zengin bir Cumhurbaşkanı var mıydı? Diplomasız adamlar devletin üst kademe yöneticisi olabilirler miydi? Bak futboldan örnek vereyim: Bizim zamanımızda Metin vardı, Lefter vardı… Şimdi Osimhen var, Rafa var, Onuachu var…

Türk futbolcu kalmadı mı demek istiyorsun?

Alakası yok. Ben kimsenin milliyetine bakmam. Metin ve Lefter derken amatör ruhlu, takımı için oynayan, fedakâr, cefakâr futbolcuları kastediyordum. Bugünkü futbolcular euro milyoneri…

Senin saatin geriye işliyor galiba!

Ne münasebet efendim! Bende geri vites yoktur. En sevdiğim rock şarkısı da Bruce Springsteen’in ‘’No retreat no surrender’’dır.

Ne demek?

‘’Geri çekilmek yok, teslim olmak yok!’’.

Aa evet hatırladım, sen bunu geçenlerde İngilizce bir podcast’te söylemiştin.

Vaay sen öyle podcastlerde mi dinliyorsun?

İngilizce bilmiyoruz diye sen de beni cahil cemaatine üye yapma.

Peki canım kızma hemen. Ben sana cahil demedim ki, sadece dinlediğin podcast’i sormuştum. Alınma boş yere…

Geçen hafta Marsilya, Monaco civarında görmüşler seni. Hayrola? İş mi turistik seyahat mi? Yazı olacak mı bu seyahat konusunda?

Çip mi taktın omzuma sen? Benim ne zaman nereye gittiğimi nereden biliyorsun?

Ortak arkadaşlarımızdan biri söyledi.

Gizli saklı bir misyon değildi. Monaco maçına gitmiştim. Etrafı gezdik bu bahaneyle. Çok güzeldi, çok eğlendik.

Yazacak mısın?

Ben biliyorsun her hafta iki yazı yazıyorum. Biri Fransızca olarak, Yunan haber sitesi TVXS.GR’deki arkadaşlar Yunancaya çevirip yayınlıyor. Yunan okura Türkiye aktüalitesi hakkında yazılar. Öteki de Nupel’e yazdığım bu yazılar. Tasarladığım gezi yazısı her iki siteye de pek uygun değil. Bu nedenle onu apoletlimedya.blogspot.com’da yayınlarım herhalde.

Geçmiş/gelecek ikilemi olacak mı bu yazıda?

Benim kalkıp ‘’Pozitif Devrim’’den, ‘’Demokratik Entegrasyon’’dan, ‘’Bourdieu’nün Habitus’’ünden bahsedecek halim yok. Anlamam bilmem bu konuları.

image.png

(SON/RD)

İlginizi Çekebilir

Almanya, Airbus’tan 20 ilave saldırı helikopteri alacak
Avrupa’dan Ukrayna için çok uluslu güç önerisi

Öne Çıkanlar