:
Çok gezenle çok okuyan hayatı daha iyi anlar, daha çok sever, daha iyi mücadele eder ve kimliğini/kişiliğini yüceltir. Gezginlik hareket demektir. Oturup durursan oturduğun yerde, sabit bir şekilde, çürürsün, aklın gönlün daralır, cahil kalırsın.
Geçen hafta yayınlanan ‘’Yanya…’’ başlıklı yazı, tanıdık tanımadık çok sayıda okurun ilgisini çekmiş. Gönderdikleri mesajlarda yazıya ekler yaptılar, yorumlarını ilettiler.
Bizim İzo’nun dedesi Orgenaral İzzettin Çalışlar da Yanyalıdır. Yine mektepten Sosyolog Ferhat’ın ailesi de Yanyalı. Bir de Malta sürgünlerinden Abdülhalik Renda var. Leros’tan Cengiz.
Nüfus kütüğü memuru olmadığım için Yanyalı her aileyi bilemezdim, yazamazdım. Yine de bu mesajlara sevindim. Çünkü yazar ya da gazeteci bir şey yazdığında okurda bir tepki/yankı yaratıyorsa ne güzel.
Yolda sana gelirken gecikmeyelim diye Cengo’yla Tepedelenli Ali Paşa müzesini gezememiştik. Göl kenarında bir kahve içtik, turladık. Cengo’dan tarih ve coğrafya bilgileri alarak arabaya vasıl olup yola koyulduk. Mayıs ayıydı. Aklım kalmıştı şehirde. Bir gün belki beraber gideriz kim bilir? Kadıköy’den Volkan.
Doğduğun kentle, ya da ananın babanın dedenin nenenin kentiyle ilişkin zordur. Hele o kent artık senin yurttaşı olduğun devletin sınırları içinde değilse. Orada senden bir parça vardır. Ama belki de haberin yoktur. Oradadır senin geçmişinin bir perçemi. Ama sen artık dazlak kafanla başka bir şehirde yaşıyorsun.
Tam dört defa gittim Yanya’ya. Ama en ilginci ilk gidişimdi. 1995. Sürgündeydim İsveç’te ve tatile gitmiştim Yunanistan’a. Araba kiraladık ve kuzeye doğru, partizan savaşlarının geçtiği dağlarda iz sürdük. Sonra İoannina tabelalı bir şehre geldik. Lake yazan bir tabelayı takip edip göle ulaştık. Hemen meydanda bir çınar ağacının altında kafeler vardı. Çat pat tavla sesleri yükseliyordu. Bursa’ya geldim zannettim. Yukarıya hisar içine girip Arnavut kaldırımlı sokaklarda gezinince Bursa’dan hepten emin oldum. Neyse, sonradan karineyle buranın Yanya olduğunu çıkardım. Sevgiler. Stockholm’dan Muhteşem.
Ne kadar kaliteli dost ve okurlara sahip olduğumu da bu arada çıtlatmış oldum. Bu mesajlar sayesinde ilk yazı zenginleşti, derinleşti, kelimenin gerçek anlamıyla çoğalarak paylaşıldı.
Bilmediklerimi de öğrendim bu yazıda. Priştina’dan Hakan.
Bir kent kitaplarda, turist rehberlerinde, ansiklopedilerde, sosyal medyada anlatılır, tanıtılır. Ama o kent ancak aklımızda ve gönlümüzde canlanabilirse, yani bizzat o kente gidip havasını ciğerlerimize çektiğimizde, kokusunu aldığımızda, lokantalarında damak tadımızı neşelendirdiğimizde, kentin gürültüsünü/uğultusunda duyduğumuzda, 180 hatta 360 dereceyle manzaralara bakıp gördüğümüzde, ağacına değdiğimizde gerçekten kent olur. En önemlisi de o kentte bir tanıdığımız olması. Bizi gezdirecek, kenti bize anlatacak bir dost şart.
Güzel gezmiş, güzel de yazmışsın. Darısı (gezmenin) başıma. Bozcaada’dan Aziz.
Yeni kuşaklar hariç, Türklerin/Türkiyelilerin çoğunluğu öyle pek gezme-tozma, seyahat meraklısı değil maalesef. Dış dünya, hatta yaşadığı ülkenin köyüne nispeten uzak bir başka köyünü bile merak etmez bizim insanların çoğu. Galiba Allah, Peygamber, Kur’an, biat, kader kısmet gibi unsurlar var bu ilgisizliği/merak eksikliğini kışkırtan. İçine kapalı bir toplum. Dışarıyı bilmeyince/tanımayınca içeride bilinçsizce kendinden ve çevresinden yanlış bir şekilde memnun. ‘’Abi Avrupa rezalet, dükkan rafları bomboş, işsizler, evsizler sokakta dileniyor, komşuluk filan yok orada’’ muhabbeti aslında sadece cehaletten değil kendini teselli etme ihtiyacından doğuyor. Sen, rejimin yüzünden, daha vize randevusu bile alamıyorsun!
Evliya Çelebi esas olarak çok gezdiği için değil çok yazdığı için cazip bir şahsiyet. Daha yakın dönemde Ubeydullah Efendi’nin Amerika maceralarını okumuştum. Geçmişimizde öyle zengin bir seyahatname külliyatı yok. Yine de son zamanlarda okuduğum sefir hatıralarını, Enis Batur’un Pasaport Damgaları ile Orhan Pamuk’un Uzak Dağlar ve Hatıralar kitaplarını ben hep seyahatname gözlükleriyle okudum.
Yanya’nın benim için önemi dedem üsteğmen olarak Yanya savaşında yaralanıp İstanbul’a dönüyor. Anneannemin anlattığına göre şayet kalsaymış savaşta ölme ihtimali çok yüksekmiş. O sayede bizim aile soyunu sürdürebilmiş, hayatta kalabilmiş. Dedemin kılıcı bende duruyor, madalyası da kuzenimde. Rumelikavağından Serab.
Vallahi ben, Erdoğan, Bahçeli, Öcalan, Özel ya da Trump, Netanyahu, Putin gibi sıkıntılı, iç karartan ve kısır konulardan uzaklaşmak istediğim için kitap tanıtımı, gezi izlenimleri (Pardon, 66 yıldır geziyorum 5 kıtayı) kültür yazıları yazmak istiyorum. İnsan evet belki ‘’siyasi bir hayvandır’’ ama sadece de siyasi değildir herhalde!
(SON/RD)









