Şeyh Said Derneği Başkanı Mehmet Kasım Fırat, 1925 İsyanı’nın 100. yılı dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, devletin imha ve inkar politikalarının hâlâ devam ettiğini belirterek, “Ölülerden bile korkuyorlar, bu yüzden Şeyh Said ve arkadaşlarının mezar yerlerini açıklamıyorlar” dedi.
AMED (Nûpel)– Şeyh Said Derneği Başkanı Mehmet Kasım Fırat; 1925 İsyanı’nın tarihi, davanın kimliği üzerine yürütülen tartışmalar, kayıp mezarlar sorunu ve son siyasi gelişmeler hakkında Nûpel TV’ye konuştu. Fırat, yüz yıl önceki zihniyet ile bugünün siyasi gerçekliği arasındaki bağa dikkat çekti.
Nûpel TV: 100 yıl öncesine baktığımızda, 1925 İsyanı’nın temel nedenleri ile bugünün siyasi gerçekliği arasında nasıl bir bağ görüyorsunuz?
M. Kasım Fırat: Tarihe baktığımızda, Kürtlere karşı hâkim olan zihniyetin yüz yıl önce neyse bugün de aynı olduğunu görüyoruz. Hiçbir fark yok; Türkiye Cumhuriyeti, Kürtlerin imhası ve inkarı üzerine inşa edilmiştir. Bu durum 1924 yılının Mart ayında Meclis’te de resmi olarak tescillendi; “tek millet, tek devlet” sloganıyla kararlarını tazelediler. Şeyh Said ve arkadaşları o dönem resmen şunu söylediler: “Biz varız, haklarımız var, Kürdüz ve bu coğrafyanın sahibiyiz.” İsyanı bu yüzden gerçekleştirdiler. Köylü, Alevi, Sünni, fakir ve zengin; herkes “biz vatan sahibiyiz” talebiyle bu davaya katıldı. Bugün de sistem aynı zihniyetle “Kürtler bizim Kürtlerimizdir” diyerek Kürtlerin varlığını kendisine bağlıyor. Ancak yeni dünyada Kürtlerin haklarının tanınacağını umuyoruz; yine de uyanık olmalı ve hesabımızı doğru yapmalıyız.
Nûpel TV: Devletin resmi tarihinde bu isyan her zaman “dini bir ayaklanma” veya “gerici” olarak gösteriliyor. Aile ve Şeyh Said Derneği olarak siz bunu hangi kimlikle tanımlıyorsunuz: Ulusal mı, dini mi, yoksa her ikisi mi?
M. Kasım Fırat: Bunlar iktidarın “dini” ve “gerici” adını takarak oynadığı oyunlardır. Gerçekte din, bir ulusla ilişkilidir. Biz Kürdüz ve dinimiz İslam’dır, ancak tüm inançlara saygılıyız. Şeyh Said Efendi ve arkadaşları Ermeni Katliamı döneminde onlara sahip çıkmışlardır. Kardeşi Şeyh Bahaeddin ve amcası Şeyh Hasan, Elazığ’da açıklama yaparak Ermeni katliamına karşı çıkmış; “Bunu kabul etmiyoruz, kimsenin bu katliamı meşrulaştırmaya hakkı yoktur” demişlerdir. Öte yandan, Kürt ve Kürdistan’ın her zaman “kırmızı çizgileri” olduğunu belirtmişlerdir.
Nûpel TV: Şeyh Said ve arkadaşlarının bugünkü Kürt ulusal bilinci üzerindeki etkisi nedir?
M. Kasım Fırat: Dünya değişti ve o günün bilinciyle bugünkü biraz farklıdır. Bugün “halkların kardeşliği” ve “ümmet kardeşliği” gibi kavramlar tanımlanıyor. Biz Kürtlerin mazlumiyetine inanıyoruz. Orta Doğu’da Kürtler inkar edildi; bu yüzden halkların kardeşliğini ve ümmet olmayı iyi görüyoruz ama samimiyet olmalı. Önce varlığımız kabul edilmeli, sonra kardeş olabiliriz.
Nûpel TV: Bugüne kadar Şeyh Said ve 46 arkadaşının mezar yerlerinin açıklanması için birçok hukuki başvuru yapıldı. Bu davaların son durumu nedir? Devlet mezarları açıklamaktan neden hâlâ korkuyor?
M. Kasım Fırat: Cumhuriyet’in temelinde imha ve inkar var. Eskiden varlıklarını inkar ettikleri gibi, bugün de mezarlarını inkar ediyorlar. Dernek ve baro olarak dava açtık ama talebimiz reddedildi. 47 insanı idam etmişler ama “mezarlarının nerede olduğunu bilmiyoruz” diyorlar. Bu, korkularının göstergesidir; ölülerden bile korkuyorlar. Savcılık yoluyla, gerek burada gerekse Avrupa’da (AİHM), davamızı takip ediyoruz ve değerlerimize sahip çıkıyoruz. Mahkeme süreci şu an devam ediyor.
Nûpel TV: Son günlerde “yeni bir barış süreci” üzerine tartışmalar yürütülüyor. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Samimi bir zemin var mı?
M. Kasım Fırat: Görünen o ki samimiyet yok. Ancak Kürtler uyanıktır ve her başkaldırıda onurlu durmuşlardır. Barış teslimiyet değildir; barış, inkar edilen herkesin haklarının tanınmasıdır. İnsanlarımız yüz binlerce şehit verdi. Eğer adil ve kalıcı bir barış inşa edilmezse ve Kürtlerin hakları açıkça tescillenmezse, bu sadece birkaç yıl sürecek bir “ateşkes” olur ve sonra durum tekrar bozulur. Barış onurlu olmalıdır. Devletin hareketlerinde samimiyet görmüyoruz ama yine de umudumuz var.
Nûpel TV: Sayın Öcalan, devlet veya DEM Parti gibi siyasi partiler; bu yeni denklemde siz hangi noktaya önem veriyorsunuz?
M. Kasım Fırat: Projenin sahibi tektir ve merkezidir. Devlet Bahçeli gibi birisi elini taşın altına koyup bu meselede bir aktör olarak yer alıyorsa, bu sıradan bir durum değildir. Eğer bir zayıflık varsa bu devletin içindedir. Kürtler silah bıraktı, partilerini feshetti; yani Kürtler her zaman üzerine düşeni yaptı. Ancak devlet siyasi hesaplar yapıyor ve somut adımlar atmıyor. Devlet samimiyetini eylemleriyle göstermeli. Bu konuda uluslararası oyunlar ve “kirli eller” de var, bu yüzden hassas davranmalıyız.
Nûpel TV: Şeyh Said’in “Özgürlük ve onur” mesajı ile bugünkü barış taleplerini nasıl birleştiriyorsunuz?
M. Kasım Fırat: Şeyh Said şahsi çıkarları için değil; örgütlü bir şekilde, canı ve ailesiyle savaşın içinde yer almıştır. Mesajında uluslararası değerler ve hukukun korunması vardır. Sadece “Kürdüm” dememiş, düşüncesinde insaniyet temel olmuştur. Tüm canlıların hakkını savunmuştur. Şeyh Said’in özelliği asla teslim olmamasıydı; tüm ailesi, yeğenleri, damatları ve dostlarıyla mücadelenin içindeydi. Onun isyanı, Kürt meselesini sınıfsal ve ideolojik düzeyden ulusal düzeye taşıyan resmi bir onurdur. Bu nokta çok önemlidir. Babam Şeyh Ali Rıza Efendi derdi ki: “Biz davayı sınıfsal düzeyden çıkardık ve tüm Kürtleri birbirine bağladık.”
Nûpel TV: Dernek olarak gelecekte ne gibi planlarınız var?
M. Kasım Fırat: Planlarımız arasında bir üniversite kurmak, belgeseller çekmek ve ailelerin ağzından gerçek belgeleri toplamak var. Maalesef bu konuda biraz zayıf kaldık. Biz halkız, insanlarımız fakir ve imkanlarımız sınırlı. Ancak bu yönde isteklerimiz ve planlarımız var. Eğer bunları yapmazsak ve sadece bir “isim” olarak kalırsak, bu büyük bir eksiklik olur.
Nûpel TV: Kürt halkı ve Kürt örgütleri için ulusal çağrınız nedir?
M. Kasım Fırat: Herkes kendi partisinin ve örgütünün hesabını yapıyor; artık bu hesaplar yapılmamalı. Ulusal birlik çatısı altında bir araya gelmeliyiz. Sonuçta hepimiz ölüyoruz; zengin ya da fakir, bugün varız yarın yokuz. Tüm değerlerimize sahip çıkmalı, birbirimize saygılı olmalı ve yapıcı bir dil kullanmalıyız. Dilimize, kültürümüze ve kimliğimize sahip çıkmalıyız. Eğer partilerimiz fedakarlık ve toleransla hareket ederse, güzel günlerin bize nasip olacağına inanıyorum. Seyit Rıza ne yapmışsa Şeyh Abdülkadir de onu yapmıştır; hepsi halkı ve ulusu için canını vermiştir.













