Türk Eğitim Derneği’nin (TED) Amed’deki koleji, 26 Eylülde, “Türk Dili Bayramı”nı kutlamak için bir video hazırlamış. Elinde davul olan bir eğitim eri asimile ettiği Kürt çocuklarını peşine takmış fethe gidiyor. Çocukların ellerindeki dövizlerde Türkçede kullanılan bazı yabancı sözcüklerin üstüne çarpı atılmış, yerlerine Türkçe ya da yine yabancı sözcükler konulmuş. Videonun sonunda bir çocuğa Karamanoğlu Mehmet Bey’in (kaynaklarda “Karmanoğli Mehemmed Beg” diye geçer) bu bayrama vesile kılınan sözde fermanı okutulmuş. Peki o ferman var mı gerçekten? O ferman Türkçe mi? O fermanın bir etkisi oldu mu? Zamanında Kürtler Mehemmed Beg’i ölümden kurtarmasa olmayan bu ferman bugün Amed’de okunur muydu?
Resmî Türk tarihi anlatısı, büyük ölçüde “geçmişin fethi” üzerine kurulmuştur. Tonla uydurma ve yalanla gerçekleşen dizayn, bugünkü tekçiliğe tarihsel bir geçmiş ve meşruiyet kazandırır. Bu yüzden nerede bir açık varsa, oraya yama niyetine yeni bir tarih kurgulanıp yapıştırılır. Tarih boyunca bir “sorun” olan Karaman’ın dizaynını da bu çerçevede okuyabiliriz.
Devleti, dolayısıyla akademiyi halen Osmanlıların yönettiğini yazmıştım. Karaman’a yönelik hınç, bitmeyen bu hesaplaşma ile ilgili olmalı. Anadolu’daki önemli merkezlerden biri olmasına karşın 1989’da il yapıldı. Orada serpilen Karaman Türkçesi ve Karamanlı Rumların bu dille yazdıkları eserler Türk edebiyatı tarihine, kanonuna alınmadı; Evangelinos Misailidis’in Temaşa-i Dünya ve Cefakar ü Cefakeş’i (1871-1872) mesela.
Karaman’ın Osmanlı’ya direnmesi, uzun süre en güçlü beyliklerden biri olması ve oranın Türkmen, Ermeni, Kürt ve Rumların önemli yerleşimlerinden biri olmasıyla ilgilidir (Bkz. https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/12/12/birkac-degini ve https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/11/28/bir-kitap-bir-tarih ). İşte resmî tarihçiliğin Türkçenin iktidar ve pazar dili olması mefhumunu Karaman’a yerleştirmesi, geçmiş kurgusundaki bu açığa göre biçilmiş bir yama olarak yorumlanabilir.
Yaygın anlatı, Rumcayı anmadan Mehemmed Beg’in zamanın Anadolu’sunda yaygın dil olan Farsça yerine Türkçeyi çarşı pazar dili olarak zorunlu kıldığını yayar. Her yıl törenler, sempozyumlar, etkinlikler yapılır da bu sözde fermandan sonra Türkçenin ne kadar konuşulduğu konuşulmaz! Çünkü bütün Anadolu ve Karaman’da Farsça ve Rumca yaygın dil olarak etkisini büyük ölçüde sürdürmüştür. Edebiyat Farsça ile üretilir, Karaman ve Selçuklu hükümdarlarına Farsça şahnâmeler yazılır vb.
Resmî ideologlar, uydurdukları yamayı spontan efsanelere yapıştırırlar; efsane, olayı bağlamından kopardığı için hem olayın neden gerçekleştiğini söylemeye gerek kalmaz hem de devamı kurcalanmaz. İşte bunlardan birine göre 25 Eylül 1277 gecesi tefekkür eden Karmanoğli Mehemmed Beg, birdenbire bir ferman hazırlar. 102 harf ve 16 kelimelik bu emir şöyledir: “Şimden gerü hiç kimesne kapuda ve dîvânda ve mecâlis ve seyrânda Türkî dilinden gayrı dil söylemeyeler!”
Akademik memurların kalın kitaplarında bu cümlenin varyantları var. İyi ama bu cümle Türkçe ile değil, Farsça ile söylenmiş ve Mehemmed Beg’e ait değil! Ferman tek bir kaynakta geçiyor: İbni Bibi’nin Farsça yazdığı Selçuknâme’de. Bu tek kaynakta cümle/ferman Türkçe değil, Farsça. Yazıcıoğlu Ali bu metni yaklaşık yüz yıl sonra Türkçeye Tevarih-i Al-i Selçuk adıyla çevirmiştir, cümleyi de elbette. Ama onun çevirisiyle yetinmeyenler başka sözcük ve katkılarla 13. yüzyıl Türkçesini bir güzel çeşitlendirmişler: Bitişik olması gereken “Şimdengerü”sü, “kimesne”si, “danışmayalar”dan daha iyi oturan “söylemeyeler”i filan. Ama Karmanoğli Mehemmed Beg’in divan kâtibi olan Aksarayî bile ne divanda Türkçe konuşulduğuna değiniyor ne de adı geçen fermandan bahsediyor! Aynı şekilde Erdoğan Merçil fermanın anlaşılan anlamda bir dil hassasiyeti taşımadığını ve Karmanoğli Mehemmed Beg tarafından değil, Selçuklu Divanı adlı bir “kurum” tarafından verildiğini yazmaktadır. Zaten Mehemmed Beg ferman yazacak bir konumda da değildir. Hatta fermandan birkaç gün sonra vezir olur. Fermanın amacı da Farsça bilmeyen ekabirin Farsça yazan, rapor tutan memurlar tarafından dolandırılmak istememeleridir!
Karmanoğli Mehemmed Beg’in böyle bir fermanı yok. Fermanın amacı dil hassasiyeti değil. Fermandan sonra ne divanda ne de çarşı pazarda Türkçe zorunluluğu yok. Ama bütün bu olmayanların uydurulmasını sağlayanlar arasında Kürtler de var.
Evliya Çelebi’nin deyimiyle Elazığ-Tokat hattından başlayan Anadolu’da yoğun bir Kürt nüfusu eskiden beri vardı. 1207-1273 yılları arasında yaşayan Mevlana’nın Farsça yazdığı Mesnevi’sinde Konya’da Arapça, Farsça, Kürtçe ve Türkçe konuşulduğu belirtilir. Konya çarşısında Kürtçe konuşanlar, orada yerleşik olan Kürtlerdir. İşte bu yerleşiklerin Karmanoğli Mehemmed Beg’in hayatta kalmasında bir rolleri olmuştur.
Şikarî’nin Karamannâme adlı eserinde yazdığına göre Sultan Alaeddin Keykubat Konya’yı ele geçirdiğinde Karmanoğli Mehemmed Beg bir yaylaya kaçırılmış ve orada saklanmıştır. Söz konusu sultanın Karaman’ı yönetme izni verdiği İbn Hûten, Mehemmed Bey’in yirmili yaşlarına doğru saklandığı yerden çıktığını duyunca onu takip edip yakalar. Sultan tarafından Sivas’taki egemenliği tanınan Kürt Mirza Bahâdır ise, bu olayı duyunca Konya’ya varıp İbni Hûten’i şöyle tehdit ederek Mehemmed Beg’in hayatını kurtarır: “Ey İbn Hûten! Eger bu civâna hatâ ergürecek olursan cümle Karaman begleri tuğyân edüb seni mülkinden çıkarmaları mukarrerdir.”
Geçmiş de uzun sürer. Zamanında, Şikârî’nin deyimiyle, “Karaman Kürdistân dilâverleri”yle müttefik olan Karmanoğli Mehemmed Beg, “sözde ferman”dan iki yıl sonra, 8 Eylül 1279’da öldürülür. Günümüze yaklaşınca Fuat Köprülü onun adına bir ferman uydurur. O ferman bir davulun tokmağına dönüşüp Amed’in acentacı burjuvazisinin kurduğu okullara ve asimilasyona teşne Amed orta sınıfının çocuklarının dimağına iner!











