Serdar Karakoç: Almanya kraldan daha çok kralcı davranıyor

GündemMedya

24 yıldır Hollanda’da yaşayan gazeteci Serdar Karakoç Almanya’nın isteği ile Hollanda’da tutuklandı. Kefaletle şartlı tahliye edilen Karakoç’un Almanya’ya iade edilip edilmeyeceğine 24 Temmuz’da karar verilecek.

1991 yılından bu yana gazetecilik yapan, Özgür Gündem gazetesine yönelik saldırıdan şans eseri sağ kurtulan, Türk cezaevlerinde 6.5 yıl kalan Karakoç, sürgünde de gazeteciliğe aralıksız devam etti.

Almanya-Türkiye iş birliğine işaret eden Karakoç, “Almanya ‘dostumun düşmanı benim de düşmanımdır’ diyerek dostundan daha fazla Kürtlere düşmanlık yapıyor. Kraldan daha fazla kralcı kesiliyor” diyerek ekledi: “Özgür basına saldırıya karşı mücadeleyi büyütelim.”

Yeni Özgür Politika’dan Rewşan Deniz, kıdemli gazeteci Serdar Karakoç ile meslek hayatını ve karşı karşıya kaldığı baskıları konuştu:

Röportajın tamamı şöyle:

Almanya son yıllarda Kürt aktivistlerin bulundukları ülkelerden bir dönem Almanya’da kaldıkları süreyi gerekçe göstererek yargılamak üzere iadesini istiyor. Son birkaç yıldır Almanya’nın isteği üzerine Kıbrıs’tan, Fransa’dan, İsveç’ten bazı Kürt siyasetçilerin tutuklanması tesadüf değil. Türkiye’nin bakış açısıyla hareket eden Almanya dış siyasetini Avrupa Birliği’ne kabul ettirmek ve diğer AB ülkelerini de adeta suç ortağı haline getirmek istiyor. Bu davaların son halkası gazeteci Serdar Karakoç’un Almanya’nın isteği üzerine Hollanda’da tutuklanmasıyla gerçekleşti. 23 Mayıs’ta Almanya’nın talebi üzerine Hollanda’da tutuklanan Serdar Karakoç, 14 Haziran günü şartlı tahliye edildi. 24 Temmuz günü yapılacak duruşmada Almanya’ya iade edilip edilmeyeceğine karar verilecek. Yıllardır Kürt basının farklı kurumlarında emek veren ve bu süreçte yüzlerce gazeteciyle çalışmış Serdar Karakoç’la hem gazetecilik hayatını hem de dava sürecini konuştuk.    

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Aslen Dersimli olup 1960 Elazığ doğumluyum. İlk, orta ve lise ikinci sınıfa kadar Elazığ’da, lise son sınıfı ise 1970’li yılların ortasında gelişen sağ/sol çatışmasından kaynaklı Diyarbakır’da okudum. 1980 askeri darbesiyle aranmaya başlandım. 1970’lerin sonunda Kurdistan Özgürlük Hareketi’yle ilişkilenmemden dolayı 6.5 yıl Türkiye ve Kurdistan’ın değişik şehirlerinde cezaevinde kaldım.

Gazeteciliğe nasıl başladınız?

1991 yılında cezaevinden çıktıktan sonra İzmir’de çok kısa bir süre Özgür Halk dergisinde çalıştım. 30 Mayıs 1992 tarihinde günlük yayın yapmaya başlayan Özgür Gündem gazetesi çıkınca 1992 yılının Temmuz ayında gazetenin İzmir temsilciliği görevini yürütmeye başladım. O yıllar Özgür Basın üzerinde baskılar zirve yapmıştı. Kurdistan’da gazetecilik yapan birçok arkadaşımız kontralar tarafından katledildi. Gazetenin çıkan her sayısı için dava açıldı. Birçok sayısı toplatıldı. Birçok gazeteci arkadaşımız işkence gördü, hapis cezalarına çarptırıldı ve yıllarca hapis yattılar.

Siz bu süreçte tutuklandınız mı?

10 Aralık 1993 Dünya İnsan Hakları Günü’nde gazetenin merkezi ve çok sayıda bürosuna polisler tarafından baskın düzenlendi. İstanbul merkez bürodan Gurbeteli Ersöz, Ferda Çetin, Gültan Kışanak olmak üzere çok sayıda gazete çalışanı gözaltına alındı. Bazıları daha sonra serbest bırakılırken Gurbeteli Ersöz ve kurumun idare müdürü Ali Rıza Halis tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi’ne konuldu. Baskın yapıldığı dönem ben gazetenin İzmir temsilcisiydim. İzmir büro da İstanbul merkez büro basıldıktan bir gün sonra 11 Aralık 1993 günü polisler tarafından basıldı. Bir gün önce İstanbul merkez büro basılınca o gün gazetenin çıkması için büro alarak elimizden geleni yaptık. İzmir Özgür Gündem gazetesine yapılan polis baskınında benimle birlikte Rıza Zıngal, Namık Alkan, Mehmet Emin Unay, Oğuzhan Öğruk, Ahmet Kaya olmak üzere 6 gazete çalışanı tutuklanarak Buca Cezaevi’ne konulduk. Gözaltında haber kaynaklarımızın deşifre edilmesi için yoğun işkence gördük. Özellikle bazı tanınmış şahsiyetler ve kurumlar üzerine ifade vermeye zorlanıyorduk. Kabul etmeyince kaba dayak ve işkencenin dozu artıyordu. İstanbul’dan 2, İzmir bürodan ise 6 kişi tutuklanmıştık. Nisan ayı sonunda Buca Cezaevi’nden tahliye olunca yeniden çalışmalara devam ettik. Gurbeteli ve Ali Rıza Halis ise bizden çok sonra tahliye oldular.

O zaman sizinle dayanışma var mıydı?

İzmir Özgür Gündem gazetesine polis baskın yaptığında sivil toplum örgütleri dayanışma gösterilerinde bulunmuş ve İzmir Barosu’ndan çok sayıda avukat ücret talep etmeden bizleri savunmuştu. Kemal Kırlangıç isimli bir avukatımız “Bunlar görevlerini yaptığı için bugün ben burada onları savunuyorum, görevlerini yapmamış olsaydılar onları savunmazdım” deyip basın ahlakı ve düşünce özgürlüğü üzerine kapsamlı bir savunma yapmıştı. Yine bir başka avukatımız, “Burada tutuklu olan gazeteciler ve Özgür Gündem gazetesi Kurdistan’da yaşanan ama kimsenin cesaret edemediği olayları haberleştiriyorlar. Bizler bölgede yaşanan savaşın vahşetini, insan hakları ihlallerini onların yazdıklarından öğreniyoruz. Onlar cesur insanlar. Türkiye’deki basın üç maymunları oynuyor…” deyip beraatimizi istemişti.

1994 yılında Özgür Ülke bombalandığında ordaydınız? O günü anlatabilir misiniz?

Tahliye olduktan kısa bir süre sonra İstanbul büroda çalışmaya başladım. 3 Aralık 1994 tarihinde dönemin Türkiye Başbakanı Tansu Çiller’in talimatıyla Özgür Ülke bombalandığında o gece gazetenin gece nöbetçi amiriydim. Gece çalışan arkadaşları servisle evlerine dağıttıktan sonra gazetenin giriş katında temizlik için gelen Yıldız, kurum güvenliğinden Kemal, ulaşımdan Ersin Yıldız ve birkaç arkadaş daha yemek yiyip üst kata çıktığımızda gece saat biri birkaç dakika geçe büyük bir patlama gerçekleşti. Ben ve Haki isimli bir arkadaş o esnada ikinci katta bulunuyorduk. Patlama birinci katın altında bulunan araba tamir atölyesinden gerçekleşmişti. Patlamayla birlikte bir anda ortalık alev topuna döndü. Dumandan göz gözü görmüyordu. Üçüncü katta çok sayıda gazeteci arkadaşımız yatıyordu. Onlara seslendik, ancak sesimiz onlara ulaşmıyordu. Yangın hızla bize doğru yaklaşıyordu. Haki arkadaşla birlikte binanın arka tarafından ikinci katın penceresinden aşağı atladık.

Hemen gazete binasının 30-40 metre ötesinde bulunan karakola gittik. Karakolda iki veya üç polis vardı. Gazete binasında bir patlamanın olduğunu ve ardından binanın yanmaya başladığını söyledik. İçeride yardım bekleyen çok sayıda arkadaş vardı ve acil olarak itfaiyenin gelmesini istedik. Fakat polisler çok lakayt davranıyorlardı. Sadece “tamam tamam” diyorlardı. Panik, korku, çaresizlik içinde ne yapacağımızı bilemiyorduk. Karakoldan çıkıp binanın yanına gittiğimizde alev tüm binayı sarmış, itfaiye de gelmişti ancak müdahale etmede çok yavaş davranıyordu.

Çevreden birçok kişi ve bazı gazeteciler de gelmiş yangını izliyorlardı. Polisle tartışıyor, itfaiyenin daha hızlı müdahale etmesini istiyordum. Bir polis sinirlenerek, “Çek git yoksa seni de ateşin içine atarım, kimsenin ruhu duymaz” diyerek beni tehdit etti. O sırada Zaman Gazetesi’nden biri polisle yaptığım tartışmadan gazetede çalıştığımı öğrenmiş, yanıma gelip haber için benimle konuşmak istedi. Kendisine çok sayıda arkadaşımızın içeride kaldığını, müdahale edilmezse diri diri yanacaklarını ve ilkin telefon etmem için yardımcı olmasını istedim. Olumsuz cevap verince daha fazla konuşmadım.