Kışın erken çöktüğü, dağların sisle kaplandığı bir haftaydı. Bölge takımlarımızın sahadaki mücadelesi ise adeta bu soğuğa meydan okuyan bir ateş gibiydi. Kadınlar Süper Lig’de üç takımla temsil edildiğimiz bu zorlu arenada, her takımımız kendi hikâyesini yazmaya devam ediyordu.
Amedspor Kadın Futbol Takımı, 11 maçlık yolculuğun ardından topladığı 20 puan ve +20 averajla beşinci sıraya yerleşmişti. Sanki her maçta üzerlerindeki görünmez bir yükü atıyor, daha özgür ve daha güvenli oynuyorlardı. Hakkarigücü 17 puanla sekizinci sırada, Yüksekovaspor ise 18 puanla altıncı sıradaydı; iki takım da ligdeki sert rekabetin içinde, adeta kurtlar sofrasında bir adım bile geri atmadan ilerliyordu.
Geçtiğimiz haftaki Çekmeköy maçı belki de sezonun en kritik virajlarından biriydi. Sahada bir takım değil, bir dayanışma ruhu vardı. 2-0’lık galibiyet yalnızca bir skor değildi; bölgede kadın futbolunun yükselen sesiydi. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor gibi Türkiye’nin devleri arasında üç bölge takımının dimdik ayakta olması, aslında yıllardır görünmeyen bir emeğin gün yüzüne çıkışıydı. Üstelik erkekler Süper Lig’inde bir takımımız bile yokken, kadınlar liginde üç takımla temsil ediliyor olmamız bölgedeki kadın futbolunun nasıl köklendiğinin en güçlü göstergesiydi.
Bu büyük hikâyenin bir başka sahnesi ise Hakkari derbisiydi. Deplasmanda Yüksekovaspor’un Hakkarigücü’nü 1-0 yenmesi sadece bir karşılaşmanın sonucu değildi. Hem dostluğun hem kardeşliğin hem de kadın futbolunun inanılmaz gelişiminin bir yansımasıydı. Tribünlerdeki birliktelik, sahadaki saygı ve mücadelenin temizliği izleyen herkesi gururlandırdı.

Elbette bu başarıların bölge medyasında yeterince yer bulmaması can acıtıyor. Oysa bu kadınlar, her hafta sahaya sadece futbol ayakkabılarıyla çıkmıyor; emekleriyle, inançlarıyla ve bir şeyleri değiştirme iradesiyle çıkıyorlar. Belki bizler de hem bir özeleştiri hem de bir eleştiri borçluyuz onlara.
22 Kasım’da oynanan Trabzonspor–Amedspor maçında tribünlerde yükselen ses bambaşkaydı. Mor Barikat taraftar grubu yalnızca destek olmadı; adeta bir duruş sergiledi. 25 Kasım Kadına Karşı Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü öncesi bu çağrı bir futbol maçından öte, bir toplumsal mesajdı. Kadınların mücadelesi sahadan tribüne, tribünden topluma yayılıyordu.
- Lig’de Şırnakspor’un Süper Lig yolunda attığı adımlar da aynı hikâyenin başka bir bölümünü oluşturuyordu. Belki gelecek sezon dört takımla bu ligde yer alacağız. Kim bilir? Bölge futbolunun kadın eliyle şekillendiği bir dönemin tam ortasındayız.
Hafta sonu ise beni bambaşka bir atmosfer karşıladı. Kadınlar 2. Ligi’nde mücadele eden Vangücü’nün maçına gitmek için sahaya adım attığımda, tribünlerdeki heyecan havayı bile titretiyordu. Sanki herkes o gün bir şeyin olacağını biliyordu. Ve oldu da…
Maç 8-0’lık net bir skorla bitti. Ama asıl unutulmaz olan skor değil, sahadaki oyundu. Vangücü sanki aylarca aynı senaryoyu prova etmiş bir tiyatro ekibi gibiydi; herkes rolünün farkındaydı, herkes sahneye çıkmaya hazırdı.

Savunmada Narin’in duruşu adeta bir komutandı. Selin’le kurdukları tandemdeki uyum, tribünlerden bile hissediliyordu. Topu her aldıklarında oyun bir anda şekil değiştiriyor, takım ileriye doğru akıyordu. Şilan ve Evindar’ın kanatlardan yaptıkları bindirmeler öyle hızlıydı ki rakip oyuncular çoğu zaman onları takip etmekte zorlanıyordu. Nazdar ve Berfin ise kanat hücumlarını tamamlıyor, Erzincan Gençlerbirliği’ni ceza sahasına hapsetmeye devam ediyordu.
Rakip kaleci belki günün en bahtsız ama en cesur ismiydi. Yaptığı kurtarışlar farkın büyümesini ilk yarı boyunca engelledi ama ikinci yarıda bu direncin kırılması kaçınılmazdı.
Orta sahadaki Oya ve Zehra ise adeta iki dinamo gibiydi. Her topa koştular, her boşluğu kapattılar, oyunun hem savunma hem hücum yönünü kusursuz bir ritimle yönlendirdiler. Havin’in savunmayı yıpratan oyunu ise hücum hattının nefes borusuydu.
Ve kaptan Aycan… Onun hikâyesi bu maçın sayfalarına altın harflerle yazılmalı. Her topa hakimiyeti, her hareketi tribünleri ayağa kaldırıyordu. Dört gol attı; ama asıl etkileyici olan, oyunu yönlendirme biçimiydi. Maradona benzetmesi abartı değil, o gün sahadaki gerçek tam olarak buydu.
Nazdar’ın bireysel yetenekleri zaman zaman büyüleyiciydi. Top ayağına geldiğinde heyecan artıyor, tribünlerde bir uğultu yükseliyordu. Ancak takım oyununa dahil olduğunda Vangücü’nün nasıl daha üretken bir takıma dönüştüğünü herkes net şekilde gördü.
Bu kızlar yalnızca bir maç kazanmadılar; yokluklara, desteksizliğe, imkânsızlıklara rağmen ayakta durabileceklerini bir kez daha gösterdiler. Onların futbol sevgisi, maddi şartların çok ötesinde bir tutkuydu.
Siverekspor’la süren şampiyonluk yarışı oldukça çetin geçecek gibi duruyor. Ama izlediğim oyundan sonra içimde güçlü bir his var: Bu takımın daha yazacağı çok hikâye, atacağı daha çok gol, kıracağı daha çok zincir var.
Ve biz… bu kızları yürekten kutluyoruz. Çünkü onlar yalnızca futbol oynamıyor; bir bölgenin kaderini, bir toplumun algısını, bir geleceğin hayalini değiştirmeye devam ediyorlar…











