Xwedêda Dilxêrî: Lek Kürtleri

Yazarlar

Şerefname’de takdim edilen Kürtlerin tasnifi, bugün Kürdistan’ın etnografik ya da dilbilimsel haritasıyla birebir örtüşmemektedir. Bunun çeşitli nedenleri olmakla beraber, eserde yapılan sınıflandırma modern etnik ve dilbilimsel ölçütlere değil, 16. yüzyılın siyasal ve hanedan merkezli yapısına dayanmaktadır.

Nitekim Şeref Han’ın kendisi de bir bey ve aristokrat elit zümreye mensup olduğundan, kaleme aldığı eser öncelikle bir etnografya veya dil atlası değil, hanedan tarihi ve siyasal meşruiyet anlatısı olarak değerlendirilmelidir. Kürt beylerini ve beyliklerini anlatırken “Kürt” kategorisini modern anlamda bilimsel, etno-dilsel bir kimlik çerçevesinde değil; daha çok siyasal bağlamda ele almakta, etnografya ve coğrafyayı da bu güç merkezli perspektife göre yorumlamaktadır. Dolayısıyla onun yaklaşımında güç odakları, emirlikler ve hanedan çizgileri önceliklidir.

Bu nedenle Şerefname’deki tasnif tam olarak lehçelere ya da etnik alt gruplara göre değil; emirlikler, aşiret federasyonları ve hanedan süreklilikleri çerçevesinde şekillendirilmiştir. Yine de Şeref Han’ın Kürtleri Kurmanc, Kelhor, Lor ve Goran gibi ana gruplardan oluşmuş biçimde ayırmasının, bugünün perspektifinden bakıldığında belirli bir tarihsel rasyonelliğe de sahip olduğu görülmektedir.

Özellikle “Kurmanc/Kırmanç” kavramının o dönemdeki kullanımı bugünkü dar dilsel anlamıyla sınırlı değildir. Kürt beyleri ortamında kullanıldığında bu kavramın yalnızca bugün Kurmancî konuşanları değil, aynı zamanda kısmen Zazaları ve farklı Kürt topluluklarını da kapsayan daha geniş bir tabanı, yani bir tür tabaa’yı ifade ettiği anlaşılmaktadır. Bu yönüyle Kurmanc terimi, onun zamanında katı bir dilsel kategori olmaktan ziyade sosyo-politik bir üst kimlik işlevi görmektedir.

Şeref Han’dan sonraki süreçte ise Kürt etnografyasının uzun süre derin ve sistematik bir şekilde gelişmediği görülmektedir. Modern döneme gelindiğinde bazı alt kimliklerin zayıfladığı, bazılarının ise daha görünür ve belirgin hâle geldiği anlaşılmaktadır. İlginç olan hususlardan biri de özellikle Güney Kürdistan sahasında yeni bir etnikleşme sürecinin ortaya çıkmış olmasıdır. Şerefname’de daha çok aşiret bağlamında zikredilen bazı gruplar zamanla etnik bir kimlikleşme serüvenine girmiştir. Bazıları ise, örneğin Kelhurlar, büyük ölçüde aşiret yapısı içinde kalmış; kültürel veya lehçe temelli ayrı bir etnik periferileşme geliştirmemiştir.

Bu bağlamda Lekler dikkat çekici bir örnek teşkil eder. Şerefname’de Lekler daha çok aşiret bağlamında, kimi zaman Goran aşiretleri arasında veya farklı gruplar içinde anılan topluluklar olarak geçmektedir. “Lek” ismi hâlen de Kürdistan’ın aşiret yapısı içerisinde oldukça geniş bir coğrafyada, Anadolu’dan Horasan’a kadar, yer adı ya da aşiret adı olarak sıkça karşımıza çıkmakta; hatta tarihsel diasporada dahi varlığını sürdürmektedir. Kürt aşiret geleneği söz konusu olduğunda Lek adı tarihsel olarak öne çıkan isimlerden biridir.

Ancak Şerefname’nin yazılmasından sonraki süreçte Loristan’daki Leklerin belirgin bir etnikleşme serüvenine girdiği açıkça görülmektedir ve bu süreç günümüzde oldukça ileri bir aşamaya ulaşmıştır. Böylece artık Leklerin, Kürtlerin ana şubelerinden biri olan güney Kürt zümresini bir şekilde aşan, fakat hâlen onunla derin bağları olan kendine özgül bir grup olarak değerlendirilmesi gerektiği yönünde güçlü bir tarihsel ve sosyokültürel zemin oluşmuştur. Lekler hem dilleri, hem son üç yüz yıllık tarihsel gelişimleri hem de kültürel özellikleri bakımından başlı başına bir Kürt alt grubunu teşkil etmektedir.

Şerefname’den günümüze bakıldığında “Lek” adının artık aşiret tanımından ziyade daha çok Loristan, Kirmanşah ve İlam bölgelerinde yerleşik olan, yaklaşık bir ile bir buçuk milyon arasında nüfusu kapsayan bir topluluğu ifade ettiği görülmektedir. Bugün Loristan nüfusunun yaklaşık beşte ikisini oluşturmak üzere; Hemedan’ın güneyi, Kirmanşah’ın güneyi ve İlam’ın doğusu başta olmak üzere, ayrıca tarihsel Kürt diasporası sahaları olan Mazenderan, Gilan ve Horasan’da da önemli sayıda Lek Kürdü yaşamaktadır. Bunun yanı sıra İran metropollerinde de kayda değer sayıda Lek Kürdü nüfusuna rastlanmaktadır.

Bu topluluğun konuştuğu dil olan Lekî, Güney Kürt lehçelerine, özellikle Kelhurî ve Feylî Kürtçesine oldukça yakın olmakla birlikte kendine özgü belirgin özelliklere de sahiptir. Gramer yapısı büyük ölçüde benzerlik gösterirken, kelime hazinesi bakımından Lorî lehçelerinden de önemli ölçüde alıntılar barındırmaktadır. Bu nedenle bazı araştırmacılar tarafından Lorî ile ilişkilendirilmiş olsa da yapılan dilbilimsel çalışmalar, Lekî’nin Kürtçenin bir lehçesi olduğunu ve Güney Kürt lehçeleriyle yüksek derecede karşılıklı anlaşılabilirlik taşıdığını ortaya koymaktadır. Lekî’de oluşmuş belirli bir Yarsanî şiir geleneği ve son dönemde oluşturulan bir alfabe de vardır. Lekî’nin bir dönem Güney Kürdistan’daki kione dili olan Gorani ile çok yönlü benzerlikleri ve yakınlıkları bulunmaktadır.

Dini açıdan bakıldığında Lekler çoğunlukla Şii olmakla birlikte, Lek kimliği içerisinde Yarsanî (Ehl-i Hak) inanç geleneğinin de önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Nitekim 19. yüzyıla kadar Lek topluluklarının önemli bir kısmı Yarsanî inanç çevresiyle yakından ilişkiliydi. Daha sonraki dönemde ortaya çıkan güçlü Şiileşme dalgası, yalnızca dini alanla sınırlı kalmamış; kimliksel ve etno-sosyal yapıyı da doğrudan etkilemiştir. Bu bağlamda Leklerde gözlemlenen etnikleşme süreci, büyük ölçüde Şiileşme süreciyle paralel ve iç içe ilerleyen tarihsel bir dönüşüm olarak anlaşılmalıdır. Mezhepsel dönüşüm, yalnızca inanç alanını değil, toplumsal sınırların yeniden tanımlanmasını ve kimliksel konsolidasyonu da hızlandırmıştır.

Bu süreç esnasında İran sahasında Fars çevrelerin Şii Kürt topluluklarını “Lor” yerine giderek daha fazla “Lek” olarak adlandırmaya başladıkları da gözlemlenmektedir. Bu adlandırma kayması, mezhepsel dönüşüm ile etnik kategorileştirme süreçlerinin birbirine paralel ilerlediğini göstermektedir.

Hâliyle, özellikle iki “Lor” (Büyük Lorlar ve Küçük Lorlar) olarak bilinen Kürt hanedanlarının dağılmasıyla birlikte, Kürt etnografyasının tarihsel bir parçası olan “Lor” adlandırmasının zamanla Kürtlükten kademeli biçimde uzaklaştığı ve bazı bağlamlarda Zagroslarda Kürt kimliğine alternatif bir etnik kategori olarak yeniden konumlandırıldığı görülmektedir. Lek etnikleşmesi de aslında bu ayrışmanın bir kademesi olarak anlaşılabilir. Bununla birlikte, günümüzde hâlâ kendisini Lor olarak tanımlayan ve Lorluğu Kürtlüğün bir alt grubu olarak anlayan toplulukların varlığı da devam etmektedir.

Bu nedenle günümüzde Lek kimliği, önemli ölçüde durumsal ya da bağlamsal bir kimlik niteliği göstermektedir. Yani tamamen Kürtlükten kopmuş, bağımsız ve yüksek derecede politize edilmiş ayrı bir ulusal kimlikten ziyade; bağlama göre konumlanan, etnik, dilsel ve sosyopolitik bir alt kimlik olarak ortaya çıkmaktadır. Şu ana kadar Lek kimliği, Kürt kimliğinin dışında kurumsallaşmış ayrı bir politik üst kimliğe dönüşmemiş; daha çok etnik, bölgesel ve dilsel bir kimlik formu olarak varlığını sürdürmüştür.

Minorsky’nin aktardığı üzere “Lek” isminin Farsçadaki “lek” (yüz bin) kelimesiyle ilişkilendirildiğine dair bir rivayet bulunmaktadır. Buna göre Lekler, 17. yy’da Loristan valisine karşı isyana girişen aşiretlere karşı savaşmak amacıyla yüz bin aileden oluşan bir topluluk olarak teşkil edildikleri için bu isimle anılmışlardır. Bu anlatının efsanevi bir nitelik taşıdığı açıktır; ancak efsanenin çekirdeğinin kısmen tarihsel bir zemine dayanıyor olma ihtimali bütünüyle dışlanamaz. Zira bugün “Lek” kavramını dolduran aşiretler arasında kuzeyden göç etmiş olma ihtimali yüksek olan unsurların varlığı dikkat çekmektedir.

Özellikle Bacanlanlar (ya da Bacwan) bu bağlamda kayda değer bir örnek teşkil etmektedir. Bu grupların Lek oluşum sürecinin erken bileşenleri arasında yer aldığı anlaşılmaktadır. Bacalan aşireti, Kürt heterodoksisiyle yakından ilişkili bir arka plana sahiptir ve ana yurtlarının Musul havzası olduğu kabul edilmektedir. Daha sonraki süreçte bu topluluğun Hanekin, Serpel-e Zehab ve nihayet Lekistan sahasına kadar yayıldığı görülmektedir. Dikkat çekici bir husus olarak, Lekistan dışındaki sahalarda büyük ölçüde Gorani konuşmaları tarihsel katmanlı yapıya işaret etmektedir.

Lek topluluğunu oluşturan aşiret bileşenlerine bakıldığında, klasik Kürt aşiretlerinin yanı sıra köken itibarıyla Türk veya Lor olması muhtemel unsurların da bünyeye dâhil olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin “Qazanoxlu” veya “Turkeşwen” (Türkler?) olarak anılan gruplar bu karma yapıya işaret etmektedir. Bu durum, Yarsanizmin bölgedeki güçlü etkisiyle birlikte yeni bir toplumsal ve kültürel karışımın ortaya çıktığını ve söz konusu karışımın da bugünkü Lek kimliğinin teşekkülünde önemli bir rol oynamışa benzediğini göstermektedir.

Tarihsel olarak Leklerin marjinal bir topluluk olmadığı açıktır. Safevilerin dağılmasıyla 18. yüzyılın ortalarında İran’da oluşan kaos ortamını bitiren ve ülkeyi 700 yıllık Türk-Tatar vesayetinden kurtaran Kerim Han Zend, aynı isimli Lek aşiretinden olup Hemedan’daki Peri kasabasındandır; Zendler en köklü Lek aşiretlerindendir. İzleri bugün de Loristan ve Hemedan bölgelerinde sürmekte ve bu çevrelerde Lekî konuşan topluluklara rastlanmaktadır. Zendler Güney Kürdistan sahasında da mevcuttur; ancak bu bölgede çoğunlukla Kelhurî Kürtçesi konuşmaktadırlar. Zend Hanedanlığı dönemi, Leklerin hem Kürt dünyası içinde hem de İran siyasal yapısı içinde tarihsel olarak en görünür ve etkili oldukları dönemlerden birine tekabül etmektedir. Bu süreçte Güney Kürt aşiretleri ile Lor aşiretleri Zend iktidarına ciddi ölçüde destek vermiştir. 

Bu çerçevede bakıldığında Lekler, ne yalnızca aşiret kökenli tarihsel bir kalıntı olarak ne de Kürt bağlamından bütünüyle kopuk bir kimlik olarak anlaşılabilir. Aksine, tarihsel süreç içinde şekillenmiş, dilsel olarak belirli bir zemine oturan ve dinî ile siyasal dönüşümler aracılığıyla konsolide olmuş bir topluluk olarak Kürt bütünlüğü içinde konumlanmaktadırlar. Onların gelişimi, Zagros sahasında kimliklerin durağan değil; güç, mezhep, dil ve bölgesel dinamiklerin kesişiminde oluştuğunu açık biçimde göstermektedir. Bu bakımdan Lekler, kendine özgü nitelikler taşıyan, ancak aynı zamanda Kürt tarihsel sürekliliği içinde derin köklere sahip özgül bir kolektif kimlik biçimini temsil etmektedir.

İlginizi Çekebilir

Merz hükümetinden Türkiye’ye Alican Uludağ çağrısı
Amerika martta yapılacak NATO tatbikatından savaş uçaklarını çekti

Öne Çıkanlar