Ve 10 Mart anlaşmasının öngördüğü süre yaklaşıyor. Başkentte oturanlar ise zamanla öyle bir pazarlık ediyor ki, sanki yüzü olmayan bir krala hizmet ediyorlar… Sanki toprağın yarısı onlara aitmiş, diğer yarısı da sessizliğin payına düşmüş gibi.
O anlaşma… Yorgun iki kıyıyı birbirine bağlayan asılı bir köprü gibi sallanıyor. Her umut yükseldiğinde koyun postuna bürünmüş bir kurt çıkıyor ortaya, tehdit fısıldıyor kulağa, sanki sabahın doğmasını güneş doğmadan öldürmek istermiş gibi…
Peki nasıl istersiniz kaynaşmayı?
Temeli atılmamış bir yapıya nasıl “ev” dersiniz? Ben örgütte büyüksem, ekonomide güçlüysem, demokraside senden derinsem… Ben, halkların iradesini taşıyorsam, henüz doğmamış kuşakların hayalini omuzluyorsam… Benden nasıl boyun eğmemi beklersiniz?
Ama bilin ki, güzel dostlarım… Vatan tek dilden yazılmaz. Bir ülke, halklarının gürültüsüz yaşayamayacağı karmaşık, çok sesli bir masaldır. Ve bu masalda herkesin yeri vardır: Kürtler, Araplar, Süryaniler, Dürziler, Êzîdîler, Aleviler, Hristiyanlar… İstisnasız herkes…
Bir eldir, bir sestir, bir yarım gerçektir, bir yarım umuttur. Çoğunluk ideolojisi…
Yeni-Osmanlı masalından doğmuş o eski akıl… Artık ne yönetime, ne geleceğe, ne de birlikte yaşamın ağır yüküne çare olur.
Bu çağ, kalpleri birleştiren çağdır; sesleri susturan değil, hayalleri boğan hiç değil.
Ve orada… Stüdyo masasında o vardı…
Işıktan bir kadın… Sabahın ilk solukları gibi duru; Gözlerimizdeki bulutu dağıtan, bize gösteren ki mesele iki tarafın değil, halkların, kalplerin ve korkuya boyun eğmeyenlerin meselesidir.
Ey Şam’da oturanlar… Tehdit dili artık işlemiyor. Sarsılan tahtınızın gıcırtısı duyuluyor, çevrenizdeki ateş çemberi büyüyor, ve asıl tehlike… halkların iradesini görmezden gelen inatçılığınızdır. Bugün tek seçeneğiniz var: Kabul etmek. Hem de 10 Mart şartlarını tam anlamıyla kabul etmek. Bu ne bir teslimiyet, ne de bir yenilgidir…
Bu güneşe yürümek, vatana adım atmak, aşk ile siyasetin, hak ile sevdanın, hayal ile gerçeğin birleştiği o yeni çağadır.
Ve gün bittiğinde… Rojava yeniden doğacak. Her yeni güneşle birlikte; kadının gülümsemesi, çocuğun sesi, Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Dürzilerin, Êzîdîlerin, Alevilerin, Hristiyanların nefesi aynı göğe yükselecek.
Tarih, birleşen ellerle yazılacak, tek yürekle atacak. “Vatan” kelimesi, sessizliği aşan bir türkü olacak, korkuya kapanan kapıları kıracak, yarına açılan bir pencere gibi parlayacak.
Ve Rojava… Bir kadın gibi… Bir ülke gibi… Ne susturulacak, ne yenilecek.
Tarih bir gün kitaplara yazacak: “Bu toprakta herkes vardı… Ve herkes birlikte kazandı.”









