Yunus Behram: Kürtler; ertelenmiş devlet gerçeği; değişen coğrafyanın hakikatleri

Yazarlar

Yaklaşık bir asırdır, bağımsız bir ulusal yapı kurma hayali, Kürt halkı için ertelenmiş bir umut olarak Ortadoğu haritalarının kenarında varlığını sürdürmektedir. Ancak dün sadece bir hayal olan bu düşünce, bugün bölgesel ve uluslararası güçlerin baskısına rağmen sahada şekillenmeye başlayan bir gerçekliğe dönüşmüştür.

Irak Kürdistanı ve Rojava (Kuzeydoğu Suriye) modelleriyle Kürtler, sadece kültürel haklar talep eden bir topluluk olmadıklarını; siyasi ve örgütsel yetkinliğe sahip, kendi kendilerini yönetebilen ve kurumlarını inşa edebilen bir ulus olduklarını dünyaya kanıtlamışlardır. Ayrıca Kürtler, terörle mücadele gibi bölgesel açıdan kritik konularda, birçok egemen devletin başaramadığı uluslararası ittifaklar kurma becerisini de göstermiştir.

Görünmezlikten Siyasi Aktörlüğe

Uzun yıllar boyunca Kürtler, kimliğini tek bir etnik ya da dini eksende tanımlayan devletlerin içinde “sessiz azınlık” olarak görülmüştür. Ancak bu algı, özellikle 1991’deki ayaklanma ve ardından gelen uçuşa yasak bölge ilanı sonrası Kürtlerin kendi idari ve askeri kurumlarını kurabildiği Irak Kürdistanı’nda kökten değişmeye başlamıştır.

2003’teki ABD işgalinden sonra Kürtler, Bağdat’taki merkezi yönetime ortak olmuş ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi, seçilmiş parlamentosu, Peşmerge güçleri ve kısmen bağımsız ekonomi ve petrol politikalarıyla güçlü bir özerk yapı haline gelmiştir. Ancak Bağdat ile ilişkiler hâlâ yetki ve doğal kaynaklar üzerindeki çatışmalarla gölgelenmektedir.

Suriye’de ise 2011 sonrası devlet otoritesinin çökmesiyle oluşan boşlukta gelişen Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, çok etnisiteli, kadın katılımını esas alan ve Arap, Kürt ve Süryani halkların birlikte yaşadığı yerel yönetim modeliyle dikkat çekmektedir. Bu yapı, sürekli olarak Türkiye’nin tehditleriyle ve Suriye rejiminin merkezi kontrolü yeniden tesis etme çabalarıyla karşı karşıyadır.

 

Askerî Güç ve Uluslararası Ortaklık

Kürtler, idari başarılarının yanı sıra sahadaki askerî etkileriyle de önemli bir güç haline gelmiştir. Irak’ta Peşmerge, Suriye’de ise Suriye Demokratik  Güçleri, özellikle IŞİD’e karşı verdikleri mücadelede sahadaki en etkin aktörlerden biri olmuştur.

Kobani, Şengal, Rakka ve Hol gibi cephelerde elde edilen zaferler, sadece askeri değil aynı zamanda küresel anlamda teröre karşı direnişin sembolü olmuştur. Bu başarılar, Kürtlerle ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon arasında güçlü bir askeri iş birliğinin temelini atmıştır.

Bu ortaklık, uluslararası arenada resmi olarak tanınmayan bir gücün, küresel askeri aktörlerle birlikte operasyonlara katılması bakımından emsalsizdir. Birçok devletin karar mekanizmalarında yer bulamazken, Kürtler güvenilir ve disiplinli bir ortak olarak masada yer almayı başarmıştır.

Bölgesel Tehditler ve Arap Dünyasının Rolü

Tüm bu gelişmelere rağmen Kürt siyasi gerçekliği, bölgesel tehditlerle çevrilidir. Türkiye, sınırlarının ötesindeki her Kürt oluşumunu PKK’nin bir uzantısı olarak görüp tehdit olarak algılamaktadır. İran ise, kendi Kürt nüfusuna yansıyabilecek ayrılıkçı eğilimlerden endişe duymaktadır.

Suriye rejimi hâlâ özerk yönetime herhangi bir resmi statü tanımamakta, Rusya ise bu bölgeleri tekrar merkezi devlete entegre etme çabalarını sürdürmektedir.

Arap dünyasında ise Kürt meselesine dair açık ve tutarlı bir yaklaşım eksiktir. Bazı rejimler, Kürtlerin taleplerini bölünme korkusuyla tehdit olarak görmektedir. Öte yandan Arap petrodoları, halkların birliğini sağlamak yerine, kimi zaman bölgesel çatışmaları finanse ederek dış güçlerin çıkarlarına hizmet etmektedir.

 Gerçekçilik ve Umut Arasında

Bugün artık Kürtlere sadece “mağdur bir halk” olarak bakılamaz. Onlar, yerel ve uluslararası alanda siyasi, askeri ve örgütsel bir aktör olarak konumlarını sağlamlaştırmışlardır. Her ne kadar bağımsız bir Kürt devleti halen uzak bir ihtimal gibi görünse de, şu ana kadar atılan adımlar Kürtlerin tarihsel edilgenlikten çıkıp bölgesel denklemde aktif bir rol üstlendiğini göstermektedir.

Bundan sonraki aşama, Kürtlerin kendi iç uzlaşılarını sağlayabilme, ortak bir siyasi vizyon etrafında birleşebilme ve kazanımlarını akıllıca yönetebilme becerilerine bağlı olacaktır.

Çünkü hiçbir devlet armağan edilmez, hiçbir hayal sonsuza dek ertelenmez; hayaller adım adım inşa edilir, akılla şekillendirilir. Kürtler ise bu süreci çoktan başlatmış durumda.

İlginizi Çekebilir

Almanya’da bir aracın yayalara çarpması sonucu 5 kişi yaralandı
Klöckner: Almanya’nın ilk kadın cumhurbaşkanının zamanı geldi

Öne Çıkanlar