1994’ten günümüze kapanmayan bir yara: Yakılan Husênik Köyü’nün hikayesi

LİCE (Nûpel) – 90’lı yıllarda Kuzey Kürdistan’da uygulanan “köy boşaltma” politikaları, toplumsal hafızada derin yaralar bıraktı. Resmi verilere göre sadece Tansu Çiller hükümeti döneminde boşaltılan köy sayısı 820, mezra sayısı 2.345 ve zorla göç ettirilen insan sayısı 378.335’tir. İçişleri Bakanlığı ise aynı döneme ilişkin 945 köy ve 2.021 mezranın boşaltıldığını, 358.335 kişinin yerinden yurdundan olduğunu açıklamaktadır.

​Resmi olmayan; insan hakları kurumları ve bağımsız araştırmalara dayanan verilere göre ise ‘topyekün savaş’ dönemi olarak da adlandırılan 1992- 1995 yılları arasında  5 binden fazla köy yakılmış ve milyonlarca insan göçmen durumuna düşmüştür. Bu yıkımın en ağır yaşandığı merkezlerden biri de Diyarbakır’ın Lice ilçesiydi.

Kadim Tarih Ateşler İçinde Kaldı

​Tarihi “Taş Devri”ne kadar uzanan ve Lice’nin en eski yerleşim yerlerinden biri olarak bilinen tarihi adı Qulî daha sonra Serê Bîrê olan şimdiki adı Husênik (Arıklı Köyü), tarihinde üç defa yakılmış yer ve isim değiştirmek zorunda kalmıştır. Bu tarihi köy en son 1994 yılında saldırıların hedefi oldu. O dönem 130 haneden oluşan köy, Mayıs ayında Bolu Komando Tugayı’na bağlı birlikler tarafından kuşatılarak tamamen yakıldı.

​Nûpel TV’ye konuşan köy sakinleri, o kara günü ve yıllardır süren travmayı anlattı. Metropollere göç etmek zorunda kalan köylüler, yabancı sokaklarda yaşam mücadelesi verirken kalpleri hep topraklarında kaldı.

​”İnsan Toprağıyla İnsandır”

​Yıllar sonra evlerinin enkazına geri dönen Husênik sakinleri, hiçbir baskı ve zorbalığın toprakla olan bağlarını koparamayacağını ifade etti. Köylüler açıklamalarında kimlik ve kültürün önemine dikkat çekti:

​”İnsan toprağıyla, diliyle ve kültürüyle insandır. Eğer toplumların değerlerine saygı duymazsan, devlet olamazsın. Biz bu toprağın sahibiyiz ve yerimiz burasıdır. Hiçbir güç bizi bu topraklardan uzaklaştıramaz.”

​Toplumsal Hafıza Diriliğini Koruyor

​Lice’de resmi kayıtlara göre 62 köy ve 112 mezra bulunmaktadır. Koruculuk sistemini kabul eden birkaç köy hariç, köy ve mezraların tamamı benzer şekilde yakılmıştı. Bölge sakinleri, olayın üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen yaşanan işkence, cinayet ve göçün hafızalarında hala ilk günkü gibi taze olduğunu vurguluyor.

​’Annem Ateşlerin Arasında Kaldı’

​O kara günün tanığı Tahir Korkut, köyünün yakıldığı anları büyük bir kederle anlattı. Korkut, askerlerin görme engelli annesini ateşlerin arasından kurtarmasını bilerek engellediğini ifade etti.

​Devlet güçleri tarafından köyleri yakılan canlı tanıklardan biri olan Tahir Korkut, o korku dolu anları tüm ayrıntılarıyla dile getirdi. Korkut, evlerin ateşe verildiği sırada görme engelli annesinin evin içinde mahsur kaldığını belirtti.

​Korkut, annesini kurtarmak için verdiği çabayı şu sözlerle aktardı:

​”Etrafı alevler sardığında, görme engelli annem içeride hapsolmuştu. Onu dışarı çıkarmak istedim ama askerler izin vermiyordu. Ne zaman ateşi söndürmeye ya da eve ulaşmaya çalışsam, askerler silahlarını bana doğrultuyordu. Nihayetinde annemi sırtlayıp ateşlerin içinden evden çıkartabildim”

​Köyün yakılmasının tesadüfi olmadığını, planlı ve bilinçli bir şekilde yapıldığına dikkat çeken Korkut, her şeylerinin gözlerinin önünde küle döndüğünü belirterek şunları söyledi:

“Her şeyimizin yanıp kül olmasını bilerek istiyorlardı. Ne canımızı ne de malımızı ateşten korumamıza izin verdiler.”

​’Köylüler Canlı Kalkan Olarak Kullanıldı’

​Zeliha Deniz, Lice köylerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekerek; eşi, kaynı ve köylülerinin gözaltına alındığını ve “canlı kalkan” olarak kullanıldıklarını belirtti.

​Zeliha Deniz, bölgede yaşanan baskı ve zorbalıklara dair önemli bilgiler paylaştı. Deniz, operasyonlar sırasında eşi, kaynı ve diğer iki köylünün devlet güçleri tarafından götürüldüğünü ve Lice ilçesinde günlerce ağır işkencelere maruz kaldıklarını vurguladı.

​Deniz, konuşmasının devamında akrabalarına yönelik uygulanan vahşete dikkat çekerek şunları söyledi:

​”Eşim, kaynım ve iki köylümüz ‘canlı kalkan’ olarak Lice’ye götürüldü. Orada günlerce ağır işkenceler gördüler. Bu sadece bizim ailemize değil, tüm köylülere yönelik büyük bir baskıydı.”

​Deniz ayrıca, köylerin yakılmasının ve sonrasındaki göçün yıkıcı sonuçlarına değindi. Köyleri yakıldıktan sonra Amed (Diyarbakır) merkeze göç etmek zorunda kaldıklarını ifade eden Deniz, şehirde çektikleri zorlukları şu sözlerle dile getirdi:

​”Amed’e geldikten sonra yıllarca yaşam mücadelesi verdik. Yıllarca açlık ve susuzlukla karşı karşıya kaldık. Malımız mülkümüz yandı ama en ağırı bize yapılan acılar ve işkencelerdi.”

​’Elinde Çoraplarıyla Katledildi’

​Kendi köylerinde yaşanan baskı ve zulmün tanığı olan Mehmet Ay, köylüsü Vahyettin’in katledilmesini ve köyünün yakılmasını gözyaşları içinde anlattı. Ay, köy yakılmadan önce Vahyettin’in bağında katledildiğini ve ailesinin yıllarca zulüm altında kaldığını belirtti.

​Mehmet Ay, köylüsü Vahyettin’in cenazesini buldukları anı anlatırken kendisini tutamayarak gözyaşlarına boğuldu. Yaşanan vahşete dikkat çeken Ay, tanıklığını şu sözlerle dile getirdi:

​”Vahyettin, köyün yakılmasından iki üç gün önce bağında katledildi. Cenazesini bulduğumuzda, çorapları elindeydi ve şehadet parmağı havaya kalkmıştı. O görüntü hiçbir zaman gözümün önünden gitmiyor.”

​Konuşmasının devamında Ay, Vahyettin’in katledilmesinin ardından köyün askerler tarafından yakıldığını vurguladı. Ay, operasyon sırasında askerlerin ağabeyi Şahin’i ve diğer üç köylüyü “kalkan” olarak kullandığını belirterek şunları söyledi:

​”Ağabeyim ve diğer üç köylü, günlerce görülmemiş işkencelerden geçirildi.”

​Köyün yakılmasından sonra göç etmek zorunda kaldıklarını ifade eden Ay, “Daha sonra gurbette her türlü hayat rezaletiyle (sefaletiyle) karşı karşıya kaldık,” dedi.

​Kalabalık Aileler İçin 10 Dakika

​90’lı yılların zulmünün ve göçünün tanıklarından biri olan Fayime Tabu, köylerinin askerler tarafından kuşatıldığı ve yakıldığı günü anlattı. Tabu, o gün hayatlarının altüst olduğunu ve bu zulme tanıklık eden kızının daha sonra özgürlük kervanına katıldığını belirtti.

​Tabu, “kara gün” olarak tanımladığı o günü şu sözlerle dile getiriyor:

​”Büyük bir asker ordusu köyümüzü kuşattı. Tüm köylüleri okulun önünde topladılar. Bize ağır hakaretler ettiler ve onurumuzu hedef aldılar.”

​Tabu’nun anlatımlarına göre, baskı ve hakaretlerin ardından askerler köyün boşaltılması talimatını verdi:

“En temel eşyalarımızı evlerimizden çıkarmamız için bize sadece 10 dakika süre verdiler. Biz dışarı çıktıktan sonra köyümüzü ateşe verip yaktılar.”

​Fayime Tabu, köyün yakılmasının ardından ailesinin İstanbul’a göç etmek zorunda kaldığını ifade etti. Bu zulmün köydeki çocuklar üzerindeki etkisine dikkat çeken Tabu şunları söyledi:

​”Bu zulme ve yangına kendi gözleriyle şahitlik eden kızım Filiz (Silav Amed), bu adaletsizliği kabul edemedi. Daha sonra yüzünü dağlara döndü ve mücadeleye katıldı. Özgürlük saflarında altı yıl kaldıktan sonra Dihê (Eruh) de şehit düştü.”

​Zeliha Korkut: ‘Eğer Terörist Varsa, O Devletin Kendisidir’

​Köylü Zeliha Korkut, baskı politikalarına ve köylerin yakılmasına karşı sert bir tepki gösterdi. Korkut, devletin köylüler için kullandığı “terörist” tanımının doğru olmadığını belirterek, devlet güçlerinin uygulamalarına dikkat çekti.

​Zeliha Korkut, köylülerin çektiği zorlukları büyük bir acı ve öfkeyle anlattı. Korkut, devletin yıllardır köyleri yaktığını ve bölge halkı üzerinde baskı kurduğunu, ancak aynı zamanda köylüleri “terörist” ilan ettiğini vurguladı. Korkut, bu duruma karşı şunları söyledi:

​”Devlet köylüleri terörist olarak gösteriyor, fakat burada yapılan uygulamalar bizzat terörün tanımıdır. Eğer ülkede bir terörist varsa, o da köyleri yakan ve halka baskı yapan devlettir.”

​Komunşmasında devletin köylere yönelik politikalarına dikkat çeken Korkut, bu yaklaşımın köylülerin hayatını altüst ettiğini belirtti. Köylülerin suçlanmasının kabul edilemez olduğunu ifade eden Korkut, bu baskı politikalarına son verilmesini istedi.

​‘Kimsenin Devletine İhtiyacımız Yok, Sadece Toprağımızı Bıraksınlar’

​Mehmet Korkut isimli vatandaş, köyler üzerindeki baskı ve engellemelerin günlük yaşamlarını zorlaştırdığına dikkat çekti. Korkut, toprağa olan bağlılıklarının sadece ekonomik olmadığını, aynı zamanda derin bir kimlik meselesi olduğunu belirtti. Farklı politikalar nedeniyle yurtlarını terk etmek zorunda kalmak istemediklerini ifade etti.

​Korkut, konuşmasının devamında müdahaleleri sert bir dille eleştirerek şöyle dedi:

​”Kimsenin devletine ihtiyacımız yok. Biz köylüyüz, yurdumuz burasıdır. Sadece kendi toprağımız üzerinde yaşamamıza izin versinler. Devlet de biziz, vatandaş da biziz.”

 

İlginizi Çekebilir

MHP’de fesih dalgası büyüyor: İki il teşkilatı daha kapatıldı
KESK, Dersim’de kaybettirilen kadınlar için açıklama yaptı: Karanlığa karşı mücadele edeceğiz

Öne Çıkanlar