Geçtiğimiz günlerde Kemal Kılıçdaroğlu’nun “45 yıllık yol arkadaşı” olduğu söylenen Bülent Kuşoğlu, T24’ten Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajda, siyasi gündem ve dengeleri karıştıran “mutlak bultan” kararıyla ilgili “devlet aklına” işaret eden bir “değerlendirme” yaptı, “Devlet aklı bir şeyler kurguluyor.”
Kuşoğlu eski CHP milletvekillerinden ve Kılıçdaroğlu döneminde hep yanı başındaydı. Mahkeme kararı ve polis marifetiyle Kılıçdaroğlu’nun seçimle kaldırıldığı koltuğa geri dönmesiyle beraber, yine yanı başında belirdi. CHP içi dengelerden biraz haberdar olan herkes Kuşoğlu’nun Kılıçdaroğlu’nun değişmez akıldanelerinden olduğunu bilir. Halen de Kılıçdaroğlu CHP’sinin para pul işlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve MYK üyesi.
Kuşoğlu sonradan “devlet aklı” ile ilgili söylediklerinin mutlak butlan kararıyla alakası olmadığını söylediyse de, demişti diyeceğini ve “alaka” gayet açık ve anlaşılırdı… Zira, “Devlet aklı bir şeyler kurguluyor” sözlerinin beraberinde, deyim yerindeyse Ekrem İmamoğlu ismini çizmiş ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kastederek, “adayımız Mansur Bey de Özgür Bey de olabilir” demişti.
En değme siyasi yorumcuları ve dahi komplo teorisyenlerini dahi şaşırtan, “A, bu neden benim aklıma gelmedi ki?” dedirten bu sözlerin tercümesi, öncelikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararı ve polis marifetiyle oturduğu koltuktan kolay kolay kalkmayacağı oluyor elbette. Yanı sıra bir avuç adamıyla CHP Genel Merkezine yerleşen Kılıçdaroğlu’na yönelik tepkileri yatıştırmak için karşılık bulamayan bir “yoklama” yaptığı anlaşılıyor.
Ancak Kuşoğlu’nun manasız “düzeltmesi” bir yana olup bitenleri “devlet aklı bir şeyler kurguluyor” şeklinde izah etmesi, yabana atılır bir tespit değil kanımca.
Şöyle ki…
Mahkemenin “mutlak butlan” kararı alma olasılığına karşı “önlem” olarak Özgür Özel liderliğindeki CHP birkaç kez kurultay yaptı ve her birinde de Özgür Özel Genel Başkan seçildi… Benzer süreçler Gürsel Tekin koltuğu “ele geçirmeden” önce İstanbul CHP’si için de yaşandı… 2024 yerel seçimlerinde “Kent Uzlaşısı” poltikasıyla Kürt seçmenin de desteğini sağlayarak büyük başarı elde etti ve 1977’den bu yana ilk defa CHP birinci parti oldu… Bu arada CHP Genel Başkanı seçildikten sonra CHP’yi ve CHP gençliğini harekete geçiren aktif bir muhalefet politikası izleyen Özgür Özel’in “popülaritesi” ile birlikte anketlerde ortaya çıkan sonuçlar da yükselişe geçti…
İBB ve ardından CHP’li belediyelere yönelik operasyon, soruşturma, kayyım ve davaların objektif olarak kamuoyuna yönelik verdiği bir mesaj vardı: Oyunuz boşa gidiyor, hizmet istiyorsanız…
Malum, Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı olup da “lider” olmadığı, olamadığı yıllar boyunca katıldığı bütün seçimleri kaybetti. Bunun kuşkusuz birçok nedeni olduğu söylenebilir ama kanımca en önemli nedenlerinden biri, seçmene, ülkeyi yönetecek kudret ve kabiliyete, donanıma sahip olduğu güveni vermemesiydi.
Bu yenilgilerden sonuncusunu hatırlayın. Genel seçimler bir yana “başkanlığa” seçilseydi, çeşit çeşit sağcı yardımcısı, ilaveten iki belediye başkanı ile ülkeyi yönetecek, güvenlik işlerini de Ümit Özdağ ve Zafer Partisine emanet edecekti! Boşuna değil KK’na oy verenlerin çoğu sonradan “iyi ki kazanamamış” dediler…
Şunu da hatırda tutmak gerekir: Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bay Kemal” olarak hitap ettiği Kemal Kılıçdaroğlu’nun ana muhalefet partisinin başında olmasından ziyadesiyle hoşnuttu.
***
Mutlak butlan kararı ile CHP fiilen ikiye bölünmüş durumda. “Partiyi arındırmazsam namerdim!” türü açıklamalarına bakılacak olursa, Bay Kemal Bey, CHP’yi daha da tahrip etmeden durmayacak.
Ne zaman ki CHP Genel Merkezini mahkeme kararı ve polis marifetiyle “ele geçiren” Kılıçdaroğlu partisini “müzelik” bir hale getirmeyi başarırsa, sanırım o zaman “Görev tamam” diyecek.
“Müzelik parti” dememin sebebi, devletin CHP’yi kapatmaktan imtina edeceğine inanıyor olmam. 12 Eylül darbecileri CHP’nin tarihsel misyonuna saygı göstermediler; sürekli “Atatürkçülük” sayıklamalarına karşın. İzleyen dönemlerde kendisini güncelleyen devlet aklı aynı yanlışı yapmaz.
Devlet aklı, CHP’nin büyümesini, daha önemlisi memleket sorunlarına ilişkin sosyal demokrat bir bakış açısı kazanmasını, misal, Kürt sorunundan bahsetmesini, toplumsal barıştan dem vurmasını, Alevilerin eşit yurttaşlık sorunlarına ilgi duymasını istemez. “Politika Ankara’da yapılır” çağrılarına karşın miting meydanlarını canlı tutmasını da istemez. Malum; devlet ve devlet aklı, sokaklardan, meydanlardan, seçim zamanları hariç, mitinglerden, velhasıl halkın siyaete aktif biçimde müdahil olmasından hazzetmez.
CHP’ye atfedilen sürekli hizip kavgalarıyla meşgul, yerel yönetimlerin rantıyla yetinen, “Bu devleti biz kurduk” söylemiyle avunan ve iktidar partilerine muhalefeti “Rejim elden gidiyor! Laiklik elden gidiyor! Tehlikenin farkında mısınız?” tellallığından ibaret bir misyondur, ismindeki sözcük dışında halk ile alakası yoktur.
Bu rolü bugüne değin en iyi biçimde yerine getiren, öncesi bir yana, Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu CHP’si oldu. Özgür Özel biraz bu sınırları zorlayınca…
***
Aklımızda olsun: Devlet aklı dedikleri, “derin devlet”ten başka bir şey değildir; onun daha yenilir yutulur hale getirilmiş adıdır.
Konuyla ilgili tecrübeleriyle sabit “uzmanlığı” tartışılmaz Süleyman Demirel, her devletin “derin devleti” olduğunu söylemiş ve onun “kriz” anlarında anayasal sınırların dışına çıkabilen, “devletin varlığını ve düzenini korumak adına kendi kurallarını uygulayan bir devlet mekanizması” olduğunu dile getirmişti (2005)
Derin devlet deyince, bu, Kurtlar Vadisi türü dizilerde lanse edilen türden bir “karanlık kurul” olmaktan ziyade, bir zihniyet, bir bakış açısı, bir misyon ve kendini anayasa ve yasalarla bağlı görmeyen bir “akıldır.” İşkenceci polistir, katliam faili birinin devlet korumasında karanlık işler çevirmesine cevaz verilmesidir, darbecilerdir, kıblesi halk, toplum, adalet, demokrasi, insanlık değerleri değil her halülarda “devletin ali menfaatleri” olan siyasetçilerdir…
Başa dönersek, ne demişti sayın Kuşoğlu? “Devlet aklı bir şeyler kurguluyor.”












