Hakan Tahmaz: Yeni eşik; Silahsızlanma ve yasal çerçevenin sınavı

Yazarlar

🔴Sürecin karakterini yalnızca çıkarılacak yasal çerçevenin içeriği değil; bu çerçevenin hangi zeminde, hangi amaç doğrultusunda ve hangi yöntemle belirleneceği de tayin edecektir.

Süreç, Kürt sorununda yaklaşık yirmi aydır tarihsel gelişmelerin yaşandığı ve önemli fırsatların belirdiği bir dönemdir.

Önüne ve ardına eklenen sözcükler nedeniyle, kutuplaşmış toplumda bu süreç, kelimenin sözlük anlamının çok ötesinde toplumsal algılar ve kavrayışlar yaratmaktadır.

Barış süreci, çözüm süreci, terörsüz Türkiye süreci ya da barış ve demokratik Türkiye çağrı süreci gibi tanımlamalar, her biri gerçeğin bir yönünü ifade etse de siyasal ve sosyolojik açıdan hakikatin tamamını açıklamaya yetmemektedir.

Esas hakikat ise, yirmi aydan fazla bir süredir İmralı-Saray merkezli, Türkiye’ye özgü bir çatışma çözümü modelinin yürütülüyor olmasıdır.

Bu nedenle, en azından bugüne kadar yaşanan süreci “İmralı-Saray Dolaylı Diyalog Süreci” olarak tanımlamak yanlış olmaz. Bu, dolaylı bir diyalog ve müzakere sürecidir.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çarşamba günkü parti grup toplantısında yaptığı konuşmadan anlaşıldığı kadarıyla süreç yeni bir kritik eşiğe geldiği kesinleşti.

Bu eşiğin hangi siyasal ve hukuksal çerçevede, nasıl bir yöntemle ve hangi meşru zeminde aşılacağı, önümüzdeki dönemde sürecin nasıl bir karakter kazanacağını da belirleyecektir.

Cumhurbaşkanının, Terörsüz Türkiye bağlamında 10 yıl sonra “Yenikapı ruhu”ndan söz etmesi zihinleri bulandırdı. Çünkü bu Yenikapı sonrasında inşa edilen rejime paydaş olma, harç taşıma çağrısıdır. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, beka siyaseti gerekçesiyle ülke neredeyse yaşanmadık hiçbir kötülük bırakmadı.

Yeni formül arayışı mı?

Söz konusu konuşmada Erdoğan, “Gelinen noktada örgütün tasfiye sürecini hızlandıracak bir yasal çerçeve üzerinde çalışıyoruz. Gerekli istişareleri yaptıktan sonra fazla uzatmadan söz konusu düzenlemeyi Meclis’in takdirine sunacağız.” ifadelerini kullandı.

Her ne kadar konuşma içerik ve süre bakımından net bir bilgilendirme içermese de bugüne kadar ısrarla dile getirilen “PKK’nin silah bırakmasının tespiti, teyidi ve ilanı” formülünde önemli bir esneme olduğu görülmektedir.

Cumhurbaşkanı’nın silah bırakma sürecini hızlandıracak bir yasal çerçeveden söz etmesi, İmralı-Saray hattında yeni bir formül geliştirilmiş olabileceğinin ya da bunun güçlü bir ihtimal olduğunun işareti sayılabilecek olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir.

Silah bırakma sürecini hızlandıracak ve nihayete erdirecek yasal çerçevenin netleşmesi hayati önemde bir konudur. Ancak bu çerçevenin nasıl belirleneceği, hangi amaca hizmet edeceği ve hangi araçlarla hayata geçirileceği de en az bunun kadar önemlidir. Asıl mesele de budur.

TBMM Milli Kardeşlik, Dayanışma ve Demokrasi Komisyonu raporunun hazırlanış yönteminden ve raporun içeriğinden uzaklaşan bir yasal çerçeve, süreci ciddi biçimde sıkıntıya sokabilir.

Ana muhalefetsiz sürecin riski

Bu anlamda, sürecin bugüne kadar geldiği noktada ulaşılan eşiğin yanlış yöntemlerle aşılmaya çalışılması büyük sorunlara yol açabilir. Daha açık ifadeyle, İmralı-Saray hattının ya da AK Parti, MHP ve DEM Parti’nin üzerinde mutabık kaldığı bir yasal çerçeve, Meclis aritmetiği açısından yeterli olsa bile kritik siyasal eşiğin aşılması ve sürecin güçlü bir toplumsal sahiplenme kazanması için yeterli olmayabilir. Bugünkü Türkiye siyasal atmosferinde bunun aksini söylemek oldukça güçtür.

İktidar partisi bugüne kadar birçok konuda benzer yöntemler izledi. Bu kez de aynı yöntemle, ana muhalefet partisini sürecin dışında bırakacak adımlar atacağının işaretlerini vermektedir. Meclis Komisyonu üyelerinin Öcalan ile görüşmesinde yaşananlar da bunun örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Kürt hareketinin mevcut siyasal tabloda böyle bir duruma rıza göstermesi ise kendi siyasal alanını daraltması anlamına gelecektir. Ancak rıza göstermemek ile süreci tıkamak arasındaki ayrımı gözeten politik bir yaklaşım geliştirmek, Kürt siyaseti açısından önemli ve kazanım sağlayabilecek bir tutum olacaktır. Kürt siyasal hareketi kendisini yalnızlaştıracak bir riski üstlenmemelidir.

İktidar eliyle ana muhalefet partisinde yaratılan “butlan” tartışmalarının, sürecin kritik eşiğinin aşılmasında ne tür zorluklar doğuracağını bugün tam olarak öngörmek mümkün değildir. Bu nedenle, yasal çerçevenin netleştirilmesi bu gerçeklik dikkate alınarak planlanmalıdır.

Bu planın önemli bir parçası da silahsızlanma sürecinin, hak temelli çözüm perspektifine kapı aralayan ve sürecin kurumsal-siyasal yapısını netleştiren bir zeminde ilerlemesidir.

Bu konu yalnızca tarafların uhdesinde olan bir mesele değildir; tarafların mutabakatıyla sınırlandırılabilecek bir konu da değildir. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için mücadele eden sivil toplumun ve bütün toplumsal güçlerin ortak sorumluluğu söz konusudur.

PKK’nin silahsızlandırılması ya da başka bir ifadeyle kapımızı çalan tarihsel fırsat; eşit ve demokratik yurttaşlık temelinde, farklı kimliklerden, dillerden, inançlardan ve cinsiyetlerden insanların bir arada yaşama mücadelesi açısından sivil toplumun omuzlarındaki önemli bir sorumluluktur.

Sonuç olarak, sürecin karakterini yalnızca çıkarılacak yasal çerçevenin içeriği değil; bu çerçevenin hangi zeminde, hangi amaç doğrultusunda ve hangi yöntemle belirleneceği de tayin edecektir.

/yeniarayis.com/

İlginizi Çekebilir

Mecit Zapsu: Nupel’in Ardından; Hakikatin İzinde Bir Veda

Öne Çıkanlar