Yunus Behram: Rojava Yıpratma Savaşıyla Karşı Karşıya

Yazarlar

Özyönetime yönelik kriz yönetimi savaş alanlarının dışında nasıl yürütülüyor? Savaşlar artık cephelerden topluma taşınıyor..

Modern savaşlar artık yalnızca tanklar ve savaş uçaklarıyla yürütülmüyor. Günümüzde savaş; ekonomi, medya, siyaset, psikolojik harp ve toplumların sosyal dokusunu hedef alan yöntemlerle icra ediliyor. Rojava Kürdistanı’nda ise, Ortadoğu’nun en karmaşık krizlerinden biri içinde şekillenen Kürt özyönetim deneyimi, doğrudan askeri çatışmanın ötesine geçen, iç dayanıklılığı hedef alan uzun soluklu bir yıpratma savaşının yeni evresine girmiş görünüyor.

Suriye devletiyle ilişkilerin geleceğine dair diyalog ve müzakere süreci devam ederken, eş zamanlı olarak ekonomik, sosyal ve tarımsal krizlerin art arda derinleştiği; buna paralel şekilde de özyönetimin meşruiyetini ve yönetim kapasitesini hedef alan siyasi ve medya kampanyalarının yoğunlaştığı dikkat çekiyor. Bu noktada temel soru şudur: Yaşananlar savaşın ve ekonomik koşulların doğal sonucu mu, yoksa Rojava’daki siyasi deneyimi içeriden zayıflatmayı amaçlayan bütünlüklü bir baskı stratejisinin parçası mı?

‏Askeri savaştan karma savaş evresine

Geçtiğimiz yıllarda özyönetim, varoluşsal nitelikteki askeri tehditlere karşı direnme kapasitesini ortaya koydu. Ancak siyasi aktörlerin tasfiyesi her zaman doğrudan askeri yollarla gerçekleşmez.

Tarihsel deneyimler gösteriyor ki, bir siyasi projenin çöküşü çoğu zaman toplumun güvenini kaybetmesiyle başlar. Halkın temel ihtiyaçlarını karşılayamayan yapılar zamanla meşruiyet erozyonuna uğrar.

Bu nedenle çatışma giderek ekonomi, tarım, ticaret, medya ve kamu hizmetleri gibi daha hassas alanlara kaymış durumda. Artık hedef, askeri yapılar kadar, siyasi projenin toplumsal zemini ve onu besleyen sosyal çevredir.

‏Ekonomi bir siyasi silah olarak

Cezire bölgesi ve Habur ovası büyük ölçüde petrol ve tarıma dayalı bir ekonomik yapıya sahiptir. Bu alanlardaki her türlü aksama, doğrudan toplumsal ve siyasi istikrara yansımaktadır.

Son yıllarda çiftçilerin üretim maliyetlerinin artması, ürün tesliminde gecikmeler, buğday ve arpa alım fiyatlarının gerçek maliyetleri karşılamaması ve hasat süreçlerinde gerekli yakıtın temininde yaşanan sıkıntılar ciddi şikâyet konusu olmuştur.

Bu sorunlar yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal güveni aşındıran bir etki yaratmaktadır. Üretici emeğinin karşılığını alamadığında, yalnızca ekonomik olarak değil, siyasal olarak da kırılgan hale gelir.

‏Cezire’deki yangınlar ve Fırat’ın taşkınları 

Tesadüften daha büyük sorular..

Cezire ve Habur ovasında geniş tarım alanlarını etkileyen yangınlar, yalnızca maddi kayıplarla açıklanamayacak kadar ciddi bir anlam taşımaktadır.

Çatışma bölgelerinde bu tür olaylar, özellikle tekrar ettiğinde ve ekonomik-sosyal açıdan kritik alanları hedef aldığında, sıradan “doğal afet” kategorisinin ötesinde yorumlanır.

Benzer şekilde Fırat Nehri’ne ilişkin su seviyesi düşüşleri ve buna bağlı tarımsal ile enerji üretimindeki aksamalar da bölgesel jeopolitik mücadelenin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Orta Doğu’da su, artık yalnızca doğal bir kaynak değil, aynı zamanda stratejik bir güç unsurudur.

Özellikle Şerabin aşireti başta olmak üzere yerel toplumsal yapıyı oluşturan bazı bileşenlerin etkilenmesi, bu krizlerin zamanlaması ve sonuçları hakkında siyasi soruları beraberinde getirmektedir.

Bununla birlikte, somut ve kesin deliller olmadan doğrudan suçlama yapmak mümkün değildir. Ancak olayların tekrarı, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi için şeffaf ve bağımsız soruşturmaların gerekliliğini ortaya koymaktadır.

‏Medya savaşı ve toplumsal hoşnutsuzluk üretimi

Modern çatışmalarda medya artık başlı başına bir cephedir.

Her ekonomik ya da hizmet krizinin ardından sosyal medya ve haber platformlarında özyönetime yönelik eleştiriler artmaktadır. Bu eleştirilerin bir kısmı gerçek sorunlara dayanırken, bir kısmı ise sistematik biçimde büyütülerek güven krizine dönüştürülmektedir.

Bu savaşın en tehlikeli yönü, yalnızca yanlış bilginin yayılması değil, aynı zamanda gerçek sorunların manipüle edilerek siyasi mobilizasyon aracına dönüştürülmesidir.

Şam ve Ankara: Farklı hedefler, ortak sonuçlar

Şam ve Ankara birçok konuda derin görüş ayrılıklarına sahip olsa da, her iki taraf da Kürtlerin kalıcı bir siyasi modele sahip olmasından kaygı duymaktadır.

Şam, merkezi devlet yapısının dışında bir özyönetim modelini devlet egemenliğine tehdit olarak görürken; Türkiye, sınırlarının güneyinde istikrarlı bir Kürt siyasi oluşumunu stratejik bir risk olarak değerlendirmektedir.

Yöntemler farklı olsa da, uygulanan baskıların ortak sonucu özyönetimin sürdürülebilir bir siyasi model olarak güç kazanmasını sınırlandırma yönünde birleşmektedir.

‏İç hatalar: Göz ardı edilemeyecek bir gerçek

Tüm krizleri yalnızca dış müdahalelere bağlamak doğru değildir.

Siyasi deneyimler yalnızca dış baskılarla değil, iç reform kapasitesiyle de değerlendirilir. Ekonomik reformların gecikmesi, denetim ve hesap verebilirlik mekanizmalarının zayıflığı ve halk şikâyetlerine yavaş yanıt verilmesi, mevcut sorunları derinleştirmektedir.

İç hataların kabulü, zayıflık değil; aksine sistemin güçlendirilmesi için bir zorunluluktur.

‏Gıda güvenliği, askeri güvenlikten önce gelir

Bugünün en kritik dersi şudur: Gıda güvenliği artık ikincil bir ekonomik mesele değil, doğrudan siyasi güvenliğin parçasıdır.

Üretim kapasitesini, tarım kaynaklarını ve ticaret ağlarını koruyamayan hiçbir siyasi yapı, askeri güce sahip olsa bile uzun vadede baskılara karşı dayanamaz.

Bu nedenle; tarımsal üretimin desteklenmesi, çiftçilere yakıt sağlanması, stratejik tahıl stoklarının oluşturulması, gıda sanayisinin geliştirilmesi ve ticaret kanallarının çeşitlendirilmesi hayati önem taşımaktadır.

‏Toplumsal güvenlik: ilk savunma hattı

Hiçbir siyasi yapı toplumsal desteğini kaybederek ayakta kalamaz.

Rojava’daki Kürt, Arap, Süryani ve diğer bileşenler arasındaki toplumsal ortaklığın güçlendirilmesi, sınırların korunması kadar önemlidir. Çünkü bir yönetimin gerçek gücü, toplumun devlete duyduğu güvenle ölçülür.

Özyönetim ile yerel aşiretler ve toplumsal yapılar arasındaki bağın hedef alınması, doğrudan askeri saldırılardan daha yıkıcı sonuçlar doğurabilir.

‏Meşruiyet mücadelesi ve Rojava’nın geleceği

Rojava’nın geleceği yalnızca diplomatik masalarda ya da askeri cephelerde değil, özyönetimin halk nezdindeki meşruiyetini koruma kapasitesinde şekillenecektir.

Meşruiyet sabit bir kazanım değil, sürekli yenilenen bir süreçtir. Ekonomik refahın iyileştirilmesi, şeffaflık, hesap verebilirlik ve toplumsal katılım bu sürecin temel unsurlarıdır.

Toplum ile kurumlar arasındaki güven arttıkça, dış baskıların ve medya kampanyalarının etkisi azalacaktır.

‏Reform ve direniş üzerinden varoluş mücadelesi

Özyönetim hakkında farklı eleştiriler bulunsa da, Rojava’da Kürtler ve bölge halkları için son yıllarda elde edilen kazanımların korunmasında en etkili yapı olmaya devam etmektedir.

Ancak bu kazanımların korunması artık yalnızca askeri güç veya dış destekle mümkün değildir. Aynı zamanda ekonomik, ticari ve toplumsal güvenlik sistemlerinin bütünlüklü şekilde inşa edilmesine bağlıdır.

Günümüz dünyasında büyük siyasi projeler yalnızca dış düşmanlar tarafından değil, aynı zamanda kendi toplumlarıyla kurdukları bağı yenileyemedikleri için de zayıflar.

Bu nedenle Rojava’nın temel mücadelesi, sınır hatlarının ötesinde; kendi kendine yeterlilik, toplumsal güven ve sürdürülebilir bir siyasal model inşa etme mücadelesidir.

İlginizi Çekebilir

Yekmal Akademi, Kürtçe öğretmenleri için yeni bir eğitim programı başlatıyor
DEM Parti’den kayyum uygulamalarına araştırma talebi

Öne Çıkanlar