Nûpel yayın hayatına son veriyor. Nûpel; bir yandan ekonomik zorluklar, bir yandan tüm yükün tek kişinin sırtında kalması, bir yandan da Türk devletinin erişim engeli koyan mahkeme kararları ve çoktandır “düşüncenin görece özgür ifade olanağını kaldıran” X dijital medyasının engel furyasına takılması nedeniyle yürüdüğü yolda (koşullar oluşursa belki de ileride) yeni bir aşamaya girmek için yayınlarını (simdilik) sonlandırmak zorunda kaldı.
Bütün bu tabloya “içeriden” gelen sözlü ve yazılı haksız değerlendirmeleri ve hakaret içeren beyanları da eklersek edineceğimiz fikir; farklılıkların kabul edileceği bir noktaya henüz ulaşılan bir dünyada olmadığımız gerçeğidir. Bu nedenle bağımsız medya haber organlarının ayakta kalması ağır bir emek gücü gerektirmektedir.
Nûpel, okunan ve takip edilen bir haber sitesiydi. Bunun altında yatan nedenler ise Nûpel’i var eden Günay Aslan’ın uzun süreli basın emekçiliğine dayanan geçmişi, halkının özgürlüğüne ve bağımsızlığına olan düşüncesi ve gerçek haberle yorumu birbirinden ayırabilmesiydi. Günümüzde her gazeteci-yazarda olmayan bu özellik, süreç içinde Nûpel’i kitlelerin takdirini kazanan ve ilgiyle takip edilen bir yere getirdi.
Yazarlar açısından bir düşüncenin kitlelerle bağının yazarın istediği temelde kurulabilmesinin, bunun için de sözlü veya yazılı olarak ifade edilebilmesinin temel koşulu, yayınlandığı yerde bir sansürle karşılaşmadan kitlelere ulaşabilmesidir. Kurumsal olarak Nûpel ve Günay Aslan, yazmaya başladığım ilk günden bugüne kadar hiçbir yazıma müdahale etmeyip özgürce ifade etmemi sağladı. Bunun ne kadar değerli olduğunu kavrayabilmek için başka haber sitelerine de bakmak gerekir. Günümüz basın gerçeği (çoğunlukla) her iktidarin “tek sesliliğinin” hikâyesinden başka bir şey değildir.
Nûpel’in eksikliği hissedilecektir. “Gerçek”, bizim irademizden bağımsız bir şekilde varlığını korur ve dayatır. Kabul etmemek, tarihin içinde açılıp kapanan bir ”parantez” görevini görmekten başka bir anlama sahip değildir.
Nûpel’de yazmaya başladığım günden itibaren eleştirileriyle katkı sunan her okura teşekkür borçluyum. Beni okuyucularla ve yapıcı eleştirileriyle tanıştıran Nûpel’e ve Günay Aslan’a olan gönül borcum baki kalacaktır.
”Tüm yazılarımda temel çizgim; sömürgeciliğin kovulduğu özgür, bağımsız, birleşik ve sosyalist bir Kurdistan’a giden yolda ‘bir tutam tuz’ olabilmekti. Bu uğurda canlarını feda edenlere, gazilere, tutsaklara ve dünyanın dört bir yanına savrulmuş fedakar Kurdistan halkına olan borcumun ödenmesinin mümkün olmadığı bilinciyle…”











